Adnan Menderes’in İdamı Engellenebilir miydi

Adnan Menderes’in İdamı Engellenebilir miydi

27 Mayıs 1960’ta gerçekleştirilen ihtilal sonrası tutuklananların yargılamalarına 14 Ekim 1960 tarihinde başlanmış ve 15 Eylül 1961 tarihinde bitirilmiştir. Yargılamalar neticesinde 3 kişinin idam edilmesine karar verilmiştir. Bunlardan Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan 16 Eylül’de, Başbakan Adnan Menderes ise bir gün sonra 17 Eylül 1961’de idam edilmiştir. Menderes’in idam edilmesi Türk kamuoyu tarafından kabul görmeyen ve onaylanmayan bir harekettir. Peki, böyle bir idam acaba engellenebilir miydi?

BEYAZ TARİH / MAKALE

Bu sorunun cevabını verirken konuya birkaç açıdan bakmak gerekiyor. Birinci husus İsmet İnönü’nün idamı engelleyip engelleyemeyeceği meselesidir. Aslında Menderes, Başbakanlığının son dönemlerinde Türkiye içinde gerek ekonomik gerek siyasi açıdan kötü bir gidişat başlatmıştı. Bu gidişat karşısında İsmet İnönü, Meclis kürsüsünden şu uyarıyı yapmıştı: “Biz aldığımız tedbiri aldık, yürüteceğiz diyorsunuz. Gayrimeşru baskı rejimine girmiş idarelerin hepsi böyle söylemişlerdir. Fakat muvaffak olamayacaksınız. Syngman Rhee (Güney Kore Başkanı) kurtuldu mu? Üstelik onun ordusu, polisi, memuru elindeydi. Hâlbuki sizin elinizde ne ordu var, ne memur ne üniversite ve hatta ne de polis. Olur mu böyle baskı rejimi, muvaffak olur mu? Baskı tertipçileri bilsinler ki Türk milleti Kore milletinden daha az haysiyetli değildir. Eğer bir idare, insan haklarını tanımaz, baskı rejimi kurarsa o memlekette ihtilal olur. Böyle bir ihtilal, bizim dışımızda ve bizimle münasebeti olmayanlar tarafından yapılacaktır. Bu yolda devam ederseniz, ben de sizi kurtaramam. Şartlar tamam olduğu zaman, milletler için ihtilal, meşru bir haktır.” İnönü’nün konuşması doğrultusunda olaya bakıldığında İnönü, ok yaydan çıkmadan müdahale edebileceğinin sinyallerini vermiş, iktidarın yapmaması gerekenleri sıralamıştır. Ok yaydan çıktıktan yani ihtilal yapıldıktan sonra meydana gelecek olası kötü olayları engelleyemeyeceğini ifade etmiştir.

İkinci husus Adnan Menderes’in siyasi manevrada geç kalmasıdır. Zira Bakanlar Kurulu’nu değiştirmediği gibi 25 Mayıs’ta seçim startını vereceği Eskişehir’e gitmiştir. Ancak normalleşmeye giden süreçte bu karar çok geç verilmiş bir karardır. Çünkü ihtilal makinesi Menderes’ten habersiz işlemeye başlamıştır. Menderes, 26 Mayıs akşamında katıldığı bir yemekte üniversite profesörlerini kara cübbeliler şeklinde nitelendirdiği bir konuşma yapmıştır. Daha sonra istirahata çekilmiştir. Ancak bu konuşma adeta sonun başlangıcı olmuştur. Çünkü Menderes istirahattayken 27 Mayıs 1960 tarihinde beklenen müdahale meydana gelmiştir. Tümgeneral Cemal Madanoğlu liderliğindeki ordu mensupları Menderes’in idamıyla sonuçlanacak olan hükümet darbesini gerçekleştirmişlerdir. Burada not düşmek gerekirse Orgeneral Cemal Gürsel, darbeden sonra İzmir’den gelerek ihtilalin başına geçmiştir. Dolayısıyla olay, bir ihtilal havası içinde ortaya dökülmeseydi ve gidişatın artık ihtilal çanlarını çaldığı günlerde bir kabine değişikliğine gidilebilseydi, mahkeme sahneleri elbette görülmeyecek, Menderes idam edilmeyecekti.

Üçüncü husus ordunun idama bakışındadır. Bu konuda 17 Şubat 1959 tarihinde Londra’nın yaklaşık 45 km güneyindeki Gatwick Havaalanı yakınlarında meydana gelen uçak kazasına değinmek gerekir. Kazada uçaktaki 21 kişiden 14’ü ölmüştür. Kazadan Menderes de sağ olarak kurtulmuştur. Bu olay siyaset ortamına Feroz Ahmad’ın yorumuyla Menderes kültü ve din öğesini dâhil etmiştir. Menderes’in kurtulması Türkiye’de bir mucize olarak gösterilmiş ve Menderes, Allah’ın koruduğu biri olarak tasvir edilmiştir. İşte Ordu, Gatwick uçak kazasından sonra yaygınlaşan Menderes’in ölümsüzlüğü efsanesini yok etmek istemiştir. Ordu, Menderes’in ölüm cezasını hafiflettiği takdirde bu durumun silahlı kuvvetlere karşı bir propaganda aracı olarak kullanılacağına inanmıştır. “Menderes’i suçlu buldular fakat ordu bile onu öldüremedi” düşüncesini zihinlerden kaldırmak adına Ordu, Menderes’i idam etmekte kararlı davranmıştır.

Ordunun zihinlerinde yer eden Menderes’in ölümsüzlüğü efsanesinin etki ve yansımaları hemen kendisini göstermiştir. Nitekim 1961 seçimleri ile CHP % 36 oy oranına sahip olurken Menderes’in mirasçısı olarak sayılan Adalet Partisi, % 35 oranında oy kazanmıştır. Böyle bir ortamda Mehmet Ali Birand, halk arasında Menderes’in geceleri beyaz bir atın üzerinde bir evliya gibi dolaştığı yolunda efsanelerin yayıldığı, bu durumun silahlı güçten daha etkili olduğu yorumunu yapmıştır.

Ordunun idam konusundaki ısrarının bir diğer nedeni içerisindeki aşırılar denilen gruptur. Demokrat Partili milletvekilleri tutuklanıp Harp Okulu’na getirilirken bazı genç subaylar vekillere hiddetlerini ve tepkilerini göstermekten çekinmemişlerdir. Aşırılar, ülkede yeni bir siyasi ortam oluşturulana kadar iktidarın orduda kalmasını savunan gruptur. Zira 1961 Eylül’üne gelindiğinde bu grup, tekrar müdahalede bulunmayı düşünmüştür. İşte Yassıada kararları bu müdahaleci ruh hali dönemiyle çakışmış ve idamlar, ordudaki aşırı unsurları yatıştırmak için tasarlanmıştır. Bu hareket, generallerin uygun zamanda ödünler vererek aşırıları yatıştırma ve aynı zamanda da siyasi demokratikleşmeyi koruma politikasına da uygundur.

Ordunun idam konusundaki kararlı tavrının altındaki bir diğer neden veya güç de Hikmet Özdemir’e göre askerî cunta gibi çalışan Silahlı Kuvvetler Birliği’dir. Silahlı Kuvvetler Birliği, aktif komuta görevlerinde bulunan üst rütbeli subayların alt rütbeli subaylardan gelebilecek tehlikelere karşı meydana getirdikleri bir çeşit şemsiye örgüttür. Ancak zamanla ihtilali gerçekleştirenlerin kurduğu Milli Birlik Komitesi’nin de üstüne çıkarak bütün inisiyatifi ve kontrolü kendi üzerinde toplamayı başarmıştır. Netice olarak Silahlı Kuvvetler Birliği, Cemal Gürsel ve İsmet İnönü’ye rağmen ısrarlı davranarak Yassıada mahkemelerinin verdiği ölüm cezalarının yerine getirilmesinde, Menderes’in idam edilmesinde etkin rol oynamıştır. Dolayısıyla ordu açısından bakıldığında Adnan Menderes’in idam edilmesinin engellenemeyeceği de açık ve net olarak görülmektedir.

Dördüncü husus Menderes’in Genel Başkanlığı’nı yürüttüğü Demokrat Parti’nin devamı olarak nitelendirilen Adalet Partisi Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala ve Genel Sekreteri Şinasi Osma tarafından yapılan girişimdir. Bu kişiler Menderes’in idam edilmesini önleme çabası içerisinde acil olarak Millî Birlik Komitesi ile görüşmek istediklerini dile getirmişler, bunun üzerine 17 Eylül 1961 Pazar günü saat 14.30’da görüşmenin yapılabileceği kendilerine iletilmiştir. Bu doğrultuda yapılan görüşmede Milli Birlik Komitesini temsilen Sıtkı Ulay, Suphi Karaman, Refet Aksoy bulunmuşlar ve idamın önlenmesinin imkânsız olduğunu söylemişlerdir. Gümüşpala, ikna olmayarak AP örgütünün ayakta olduğunu söylemiştir. Sıtkı Ulay, bu arada Gümüşpala’nın idam yerine başka türlü bir ölümün gerçekleşmesini, Menderes’in idam sehpalarında asılmış resimlerinin Menderes’i kahraman yapacağını, bu nedenle intihar süsü verilerek öldürülmesini kendilerine teklif ettiğini söylemiş, MBK üyeleri olarak bu teklifi hiddetle reddettiklerini de eklemiştir. Ancak bu teklifin doğru olup olmadığı şüphelidir. Çünkü olayın taraflarından sadece birisi (MBK üyeleri) bu hikâyeden bahsederken diğerleri hayattan ayrıldığı için onlara sorma imkânı kalmamıştır.

Kısacası Adalet Partisi Genel Başkanı sıfatıyla Ragıp Gümüşpala’nın yaptığı bu girişimin de sonuçsuz kaldığı açıktır. Zira Gümüşpala ve Milli Birlik Komitesi üyeleri arasında görüşmenin gerçekleştiği sıralarda Menderes’in infazı yapılmış ve ölümünü belgeleyen fotoğraflar da çekilmiştir. Burada farklı bir bakış açısı ortaya koymak açısından Menderes’in Yassı Ada’daki muhafızı Yüzbaşı Kazım Çakır’ın Menderes’in idamı hakkındaki tasvirini paylaşmak gerekir. Çakır, idamı “taksitle ölüm” şeklinde nitelemiştir.

Beşinci husus Amerika Birleşik Devletleri’dir. Dünyanın iki büyük süper gücünden birisi olan ve demokrasi prensibini dünyanın her köşesinde yerleştirmeye çalışan bir devletin demokrasiyle hiç bağdaştırılamayacak bir cezaya –seçilmiş bir başbakanın idam edilmesine- bakışı elbette ki önemlidir. Ancak ABD’nin bu olay karşısında sessiz kaldığını söylemek gerekir. Mete Tunçay’ın ifadesiyle ABD, büyük ihtimalle Menderes’in ekonomik sıkıntılara çare aramak için son zamanlarda Sovyetler Birliği ile ilişkilerini geliştirmeye çalışması nedeniyle 27 Mayıs müdahalesine ses çıkartmamıştır. Bu bakımdan da Menderes’in idamı engellenememiştir.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar ve resimlerle tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Kaynak gösterilmek suretiyle yapılan kısa alıntılar dışında içeriklerin tamamı kopyalanamaz ve çoğaltılamaz.
Yazar Hakkında
Beyaz Tarih

DİĞER MAKALELER
Adnan Menderes’in İdamı Engellenebilir miydi
Osmanlı Tarihi
Osmanlı’da Şehzadelik Kurumu: Şehzadeler Nasıl Yetişirdi?

Osmanlı Devleti’nde hükümdardan sonra tahtın meşru varisleri olan şehzadeler, padişahların erkek çocukları olup, Osmanlı veraset anlayışı gereğince taht üzerinde yegâne hakka sahip kişilerdir. Bu hak şehzadelerin padişahtan sonra tahta geçebilmelerini sağlamış olup, bu konuda kuruluş yıllarından itibaren farklı uygulamalar yaşandı. Daha ziyade merkezi yönetim anlayışına dayalı bir devlet politikası içerisinde hareket eden Osmanlı Devleti’nde, şehzadelik makamına büyük saygı duyulmuş ve hanedanın en imtiyazlı sınıfı olarak kabul edilirdi. Bu durum şehzadelerin gelecekte tahta çıkması muhtemel bir padişah gibi yetiştirilmesini ve iyi bir eğitim almalarını gerekli hale getirdi. Bu eğitimler çocuk yaşlardan itibaren ve ilk olarak sarayda başlamaktadır. Yine XVI. yüzyılın sonlarına kadar sancaklara gönderilerek yönetim tecrübesi kazanan şehzadelerin yetiştirilmesindeki usuller, XVII. yüzyılın başlarından itibaren uygulanan yeni ekberiyet sistemi ve bu sisteme bağlı olarak getirilen kafes uygulamasıyla tamamen değişti. Bu sistem devletin yıkılışına kadar yine birtakım değişimler yapılmakla birlikte yürürlükte kalmış ve durum yönetim tecrübesinden yoksun padişahların başa geçmesine sebep oldu. Tüm bu durumlar bize Osmanlı tarihinin her döneminde oldukça önem verilen şehzadelik kurumunda zaman içerisinde dönemin şartları gereğince bir takım düzenleme ve değişikliklerin yapıldığını göstermektedir. Yazımızda bu değişimlerin ne zaman/nasıl ve niçin olduğuna dair soruların kısa cevapları verildi. Nitekim şehzadelik ile ilgili bu değişimlerin tespiti, kurumun işleyişi ve Osmanlı Devleti’nin geleceğini nasıl etkilediğine dair ipuçlarını bize göstermektedir. Bu sebeple yazımızda şehzadelerin doğumları ve bu süreçteki uygulamalar, çocukluk yılları, eğitimleri ile gençlik ve şehzadelik yıllarına dair bilgiler bulacaksınız.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun