Deli Halit Paşa Neden ve Nasıl Öldürüldü?

Deli Halit Paşa Neden ve Nasıl Öldürüldü?

Yakın tarihin öne çıkan askerlerinden biri de Halit Paşa’dır. Savaşlardaki kahramanlığı ve cesaretinden dolayı kendisine “Deli” sıfatı verilen ve Türk Milletinin kalbinde Deli Halit Paşa olarak yer bulan bu kahraman Türk Kumandanının ölümü soru işaretleriyle doludur. Rus, Ermeni ve Yunanlarla yaptığı savaşlarda defalarca yaralanmışsa da ölümü ülkenin en güvenilir yeri; Meclis çatısı altında olur. Peki bu kahraman Türk Kumandanı kimdir? Ölümüyle ilgili gizemler nelerdir?

BEYAZ TARİH / MAKALE

1884’te İstanbul Beşiktaş’ta doğan Halit Bey, Harp Okulu’ndan teğmen rütbesiyle mezun olduktan sonra Yemen, İstanbul, Trablusgarp, Çatalca, Ardahan, Erzurum, Erzincan, Gümüşhane, Kocaeli gibi vatanın dört bir köşesinde önemli görevler yaptı ve özellikle Doğu Cephesi’ndeki faaliyetleriyle önem kazanmıştı.

Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine Kafkasya’da İttihatçıların fedailerinden Yakup Cemil’in Alayı’nda Tabur Kumandanı oldu. Ardahan, Erzincan, Mamahatun ve Erzurum’un düşman işgalinden kurtarılmasına önemli katkılar sağladı ve ardından Ünlü Kafkas İslam Ordusu’nda yer alarak Batum Muharebesi’ne katıldı. Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarında Ahıska ve Ahılkelek’in kuzeyini ele geçirmişse de savaşı bitiren 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi imzalanınca Erzurum’a çekildi. Bilindiği gibi Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmesine karşın Halit Bey, Kafkas Cephesinde zaferler kazanan Türk Kumandanlarından biridir.

Birinci Dünya Savaşı’nda Türkler arasında kahramanlıklarıyla ve zaferleriyle nam salan Halit Bey, doğal olarak başta İngilizler olmak üzere Osmanlı Devleti’nin düşmanları tarafından tehdit olarak görülmüştü. Mondros Mütarekesi’nden hemen sonra İngilizlerin siyasi baskısıyla görevden alındı fakat Karabekir Paşa’nın himayesinde, Gümüşhane’nin Torul kazasında askeri faaliyetlerini sürdürdü. Bölgede bölücü Pontus çetelerine nefes aldırmayarak Bayburt’ta çıkan Hart İsyanını bastırdı. Doğu Cephesi’nde, sivil halka mezalim yapan Ermenilere karşı elde edilen zaferin mimarlarından olmuştu. Özellikle Kars’ın Ermeni İşgalinden kurtarılmasında büyük rolü vardır.

halit paşa
Mustafa Kemal Paşa İle Deli Halit Paşa yanyana - Haziran 1922

Halit Bey, Doğu Cephesi’ndeki başarılarından sonra 1921 yılı başlarında bu sefer de Yunan işgalindeki toprakların kurtarılması için Batı Cephesi’nde görevlendirildi. Batı Cephesinde vatan topraklarını kirli postallarıyla çiğnemekte olan Yunan askerlerinin kovulmasında etkili olmuş ve Yunanlılara karşı yapılan savaşlardaki başarıları nedeniyle Ağustos 1922’de Tümgeneralliğe yükselerek Paşa unvanına sahip olmuştur.

Halit Paşa, vatan ve millet davası adına savaş meydanlarındaki kutlu mücadelesinde tam 9 defa yaralanmıştı. Birçok nişan ve madalyaya sahip olan kahraman Paşa’nın 14 Şubat 1925 tarihinde tartışmalara konu olacak ölümü gerçekleşir. Naaşı Eyüp’te aile mezarlığına defnedilmişse de 25 Ekim 1988’de Ankara Devlet Mezarlığı’na taşınmıştır.

Halit Paşa’nın Tartışmalı Ölümü

Peki Halit Paşa’nın ölümüne giden süreç nasıl gelişmişti? Her şeyden önce Halit Paşa, çok sevdiği askerlik mesleğinden Mustafa Kemal Paşa’nın ısrarı üzerine ayrılır. Onun tavsiyesiyle Ardahan Milletvekili olarak Meclis’e girer fakat siyasete bir türlü uyum sağlayamamış ve izleyen süreçte hızla muhalif harekete yaklaşmıştır. Halit Paşa’nın bu tavrı Cumhuriyet Halk Partisi ve Hükümet mensuplarınca eleştirilerin odağı oldu.

Halit Paşa’nın savaş yıllarından kalan sert mizacı Meclis’te haksızlıklar karşısında tepkiler göstermesine neden oldu. Bunların en önemlisi 88 arkadaşıyla verdiği malûl gazilerin yükseltilmelerine dair teklifi üzerineydi. Teklifi değiştirme girişiminde bulunan Trabzon Milletvekili Muhtar Paşa ile şiddetli bir tartışmaya girmişti. Hükümet, Halit Paşa’nın o günkü tartışmasının, bir gün sonra yine bir önerge meselesinden çıkan ve yaralanmasıyla sonuçlanan kavganın sebebi olduğunu iddia etmiştir.

Resmi açıklamalara göre Halit Paşa’nın yaralanmasıyla sonuçlanan olay; Paşa’nın 9 Şubat Pazartesi günü Meclis koridorundayken, Elazığ Milletvekili Hüseyin Bey, kendisinden önergesine imza atmasını ister. Halit Paşa’nın bunu reddetmesiyle aralarında tartışma çıkar. Halit Paşa, bir süre sonra Meclis müzakere salonunda oturan Hüseyin Bey’i konuşmak için dışarıya davet eder ve bu esnada Ali Bey, Halit Paşa’ya “Paşa bu günlerde pek sinirlisin” diyerek onu sakinleştirmeye çalışır. Halit Paşa, Meclis kapısından dışarı çıkarken aniden geri dönüş yapar ve iki tabancasını çıkararak, Ali Bey’e hitaben “Gel buraya, Kel Ali!” diyerek iki el ateş eder. Halit Paşa’nın kurşunlarından kurtulan Ali Bey ile Paşa arasında boğuşma başlar. O sırada Hüseyin Avni Bey, Halit Paşa’nın elindeki silahlardan birini almıştır. Ali Bey’in attığı kurşun ise Halit Paşa’yı yaralar.

Resmi anlatımın aksine Halit Paşa, kendisini ziyaret edenlere farklı ifadede bulunmuştur. Ona göre olayın sebebi Ali Bey ve arkadaşlarının Halit Paşa’nın malûllerin yükseltilmelerine dair takririndeki tavır değişikliğidir. Halit Paşa bu tavır değişikliklerine kızıp, Ali Bey’i düelloya davet etmiştir. Olay günü Halit Paşa, Meclis’ten çıkacakken Ali Bey ve arkadaşlarının saldırısına uğramış ve Halit Paşa, silaha sarılmak zorunda kalmıştır. Ali Bey’i altına almışken Rize Mebusu Rauf Bey tarafından arkasından vurulmuştur.

Bu aslında görünen bir sebepti. Takrir meselesinin hakikatte olayın bir kıvılcımı olduğu devrin kaynakları incelendiğinde görülmektedir. Zira her şeyden önce Halit Paşa ile kavga ettiği Milletvekillerinin arasında husumet vardı. Peki bu anlaşmazlığın sebepleri neydi? Ölümüyle ilgili baş faillerden Afyonkarahisar Milletvekili Ali Bey’le Trablusgarp Savaşı’na kadar giden husumeti Meclis çatısı altında artmıştır. Özellikle Ali Bey’in, Meclis’te Karabekir, Ali Fuat Paşa gibi muhalefeti yöneten Milli Mücadele önderlerini sert şekilde eleştirmesi Halit Paşa’yı rahatsız etmişti. Ayrıca kavgada adları geçen ve Kral’dan fazla Kralcı olarak görülen, devrin kaynaklarında ise “Silahşorler” olarak anılan içerisinde Ali Bey’in de bulunduğu Kılıç Ali, Rauf, Hüseyin Avni gibi Milletvekilleriyle de ciddi sorunları vardır. Bu sorunların en önemli gerekçesi ise onların isimlerinin yolsuzluk iddialarında geçmesiydi.

Bizce Halit Paşa’nın İkinci Dönem TBMM’de kurulan muhalif parti Terakki Perver Cumhuriyet Partisi’ne yaklaşması da anlaşmazlıkların önemli bir sebebidir. Zira bu durum “Silahşorler”in eline Mustafa Kemal Paşa’yı Halit Paşa aleyhinde hareket etmesi adına önemli bir koz vermişti. Öyleki Halit Paşa, ara seçimlerde Halk Partisi’nin adayını değil Terakki Perver Cumhuriyet Partisi’nin desteklediği bağımsız aday Nurettin(Sakallı) Paşa’nın yanında yer almıştı. Bu nedenle Ali Bey’le ciddi tartışma da yaşamıştır. Ali Bey, gelişmeyi hemen Mustafa Kemal Paşa’ya bildirmiştir. Mustafa Kemal Paşa bundan rahatsızlık duyarak Halit Paşa’yı Çankaya’ya davet eder. Ona tedavi olarak siyaseti bırakma tavsiyesinde bulunması tavrını “Silahşorler”den yana belirlemişti.

Peki yaralanan Halit Paşa’nın tedavisi hangi şartlarda yapıldı? Bu durum da en az ölümü gibi soru işaretleriyle doludur. Zira Halit Paşa’ya Meclis’te basit bir oda hazırlanmıştır. Başlangıçta doktorlar Halit Paşa’nın iç kanama yaşanmaması halinde hayati tehlikesi olmadığı yönünde açıklamalar yapmışlardı. Buna karşın yine doktorların kararıyla Halit Paşa’nın tedavisine hastanede değil Meclis’te devam edilmiştir. Halit Paşa’nın durumu 13 Şubat öğleden sonra saat 16:00’da kötüleşerek 14 Şubat günü saat ikiyi yirmi geçe vefat eder. Çok ilginç ve bir o kadar da üzücü olan şey; doktorların, raporlarında Paşa’nın ölüm sebebini zatürreyle aldığı yaranın birleşmesi olarak göstermeleriydi.

Olay sonrasında yapılan soruşturma da tatmin edici değildir. Şöyle ki savcılık, zanlıları dinlemiş fakat sağlık gerekçesiyle Halit Paşa’nın ifadesine başvurmamıştı. Daha da ilginci savcılık soruşturma sonucunda Halit Paşa’yı suçlu bulur. Soruşturma Sonuç Raporu’na göre cinayet kastıyla saldırıda bulunan Halit Paşa’dır. Paşa, Ceza Kanunu’na göre birkaç kere öldürme kastıyla silah gösterme ve ateşleme suçu işlemiş oldu ve öldüğü için de hakkında takibat imkânı kalmadı. Yine Soruşturma Sonuç Raporu’na göre saldırıya uğrayan ve hayatını kurtarmak için silahını ateşlemek zorunda kalan Afyonkarahisar Milletvekili Ali Bey’dir. Diğer Milletvekillerin olayla ilgisinin olmadığına yer verilen Sonuç Raporu sonucunda gerek Ali Bey ve gerekse arkadaşları yargılanamazlar. Savcılık Raporu doğal olarak özellikle muhalefetin vicdanlarını fazlasıyla yaralamıştır.

Sonuç

Halit Paşa, vatan ve millet için değişik cephelerde hayatını defalarca tehlikeye atan kahraman bir Türk evladıdır. Savaşlardaki kahramanlığı nedeniyle Milletin kalbinde “Deli Halit Paşa” olarak daimi bir yer bulmuştur. Sıkı askeri disiplinle yetişen Paşa, Mustafa Kemal Paşa’nın ricalarıyla girdiği siyaset hayatına bir türlü uyum sağlayamamıştır.

Mecliste “Silahşorler” olarak anılan Halk Partisi’nin sertlik yanlısı Milletvekilleriyle ciddi tartışmalara girerek sert muhalif tutumu neticesinde bir önerge bahanesiyle Halit Paşa’nın yaralanması ve ölümüyle sonuçlanacak gelişme yaşanmıştır. Olay, iktidar ve muhalefet mensuplarınca farklı değerlendirilmiştir. İktidar, olayın sebebini Halit Paşa’nın sert ve saldırgan tutumuna bağlar. Dünyanın her yerinde bu tür adi vakaların yaşanabileceğini belirterek meselenin bir an önce kapatılmasını istemiştir. 2 yıl önce yaşanan Ali Şükrü Bey cinayetindeki gibi muhalefeti olayı siyasete çekmekle suçlamıştır. Muhalefet ise, olayın en önemli sebebinin Halit Paşa’nın, Ali Bey ve arkadaşlarının yolsuzluğa karıştıkları iddiasının üzerine gitmesi olarak göstermiştir. Onlara göre asıl saldırıya uğrayan Halit Paşa’dır. Paşa’yı vuran ise Rize Mebusu Rauf Bey’dir. Ali Bey, nefs-i müdafaadan yararlanmak için olayı üstlenmiştir. Zira böylece hem Rauf Bey kurtulmuş hem de Ali Bey nefs-i müdafaadan yararlanarak ceza almamıştır.

Bizce Halit Paşa’nın ölümüyle sonuçlanan olayın sebebine ve kimin kurşunuyla yaralandığına dair bugünkü verilere göre kesin bir şey söyleme imkânı yoktur. Bununla beraber Paşa’nın yaralandıktan sonra sağlığıyla ilgili yeterli ciddiyetin gösterilmediği ifade edilebilir. Zira Halit Paşa, 9 Şubat 1925’ten vefat ettiği 14 Şubat’a kadar tam beş gün sağlık gerekçesiyle hastaneye sevk edilmemiştir. Bu durum da Halit Paşa’nın aldığı yaradan ziyade sağlık ihmali neticesinde yakalandığı zatüreeden vefat etmesine yol açmıştır.

Olayda dikkat çeken bir diğer husus soruşturmanın yeterli ciddiyette yapılmamasıdır. Meclisin ve savcılığın olayla ilgili fezleke ve raporları vakayı tam olarak aydınlatamamıştır. Soru işaretleriyle dolu bu mesele hızla kapatılmaya çalışılmıştır. Doğu Anadolu’da çıkan Şeyh Sait İsyanı ise Halit Paşa olayının kapanmasını kolaylaştırmış oldu. Zira isyanla beraber iktidar ve muhalefet bu yeni meseleye kilitlenmiş, kısa süre içinde Halit Paşa olayı kapanmıştır. Fakat Türk Milletinin hafızalarında ve kalbinde Deli Halit Paşa ve kahramanlıkları hiçbir zaman unutulmamıştır. 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar ve resimlerle tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Kaynak gösterilmek suretiyle yapılan kısa alıntılar dışında içeriklerin tamamı kopyalanamaz ve çoğaltılamaz.
Kaynakçalar
TBMM Arşivi, Sicil No: 452
KANDEMİR, Feridun; Cumhuriyet Devrinde Siyasi Cinayetler, Ekicigil Yay., İstanbul 1955.
KUTAY, Cemal; Halit Paşa Ali Çetinkaya Vuruşması, Tarih Kütüphanesi Yay., İstanbul 1955.
CEBESOY, Ali Fuat; Siyasi Hatıralar, C.2., Haz. Osman Selim Kocahanoğlu, Temel Yay., 2002.
Gazeteler:
Vatan, Hâkimiyet-i Milliye, Son Telgraf, Cumhûriyyet
 
DİĞER MAKALELER
Deli Halit Paşa Neden ve Nasıl Öldürüldü?
Osmanlı Tarihi
Şeyh Bedreddin: Osmanlı Devleti’nde Alim ve Sufi Bir İsyancı

Ankara Savaşı sonrasında oluşan kaotik ortamda, Anadolu ve Rumeli’de siyasî istikrarsızlık ve iktidar savaşlarının hakim olduğu bir tablo mevcuttu. Bu dönemde, Musa Çelebi’nin yanında, daha sonraki süreçte Türk tasavvuf, düşünce ve isyan tarihine konu olan bir şahsiyet vardı. Musa Çelebi’nin kazaskerliğini(devlet kademesinde yargı ve eğitim işlerinden sorumlu en üst makam) de yapan Şeyh Bedreddin. O, Mehmed Çelebi’nin fetret devri sonunda yani 1413’te iktidarı ele geçirmesiyle, Bursa’nın İznik şehrine sürgüne gönderilmiştir. Birkaç yıl sonra da resmî otoriteye başkaldırıya dönüşen bir isyan hareketine girişmiştir. Şeyh Bedreddin’in, dönemin resmî otoritesini karşısına alması, hakkında çeşitli spekülatif yorumlar yapılmasına sebebiyet vermiştir. Onun siyasî ve dinî yönü ile ilgili olarak dile getirilen iddiaların çoğu ise ideolojik ve anakronik yaklaşımlara dayalı olarak yapılmıştır. Bu durumun günümüze bakan en kötü sonucu, tarihi bir “bilgi alanı” ndan ziyade “inanç alanı” olarak gören anlayışlar doğrultusunda bir din ve devlet adamının ideolojik bakış açılarına kurban edilerek dinî ve ilmî kimliğinin zedelenmesidir. Öyle ki Şeyh Bedreddin kimilerine göre Peygamberler ile dinler arasında fark olmadığını ileri süren bir sapkın ve İbahiyeci; kimilerine göre ise tarih sahnesine dört yüz yıl önce gelmiş Marksist, sosyalist veya komünist bir devrimci halk hareketçisidir. Hatta bu yoğun ilgi tarih alanı dışına taşarak hukuk, sanat ve edebiyat alanlarında da hakkında pek çok eserin kaleme alınmasına neden olmuştur. Özellikle Cumhuriyet döneminde kaleme alınan popüler çalışmaların büyük bir kısmında, isyânın temel karakterinin mülkiyet ortaklığı ve ibâhiye içerikli olduğu iddia edilmiştir. Fakat yakın dönemde yapılan bu çalışmaların birçoğunun temel kaynaklardan yoksun, bilimsellik iddiasından oldukça uzak ve ideolojik doğrultuda kaleme alındığı; ayrıca olayın sahip olunan düşünce ve inanç kalıplarına kurban edildiği görülmektedir. Bu yazımızda, özellikle isyan hareketinden kaynaklanan bir tepkiyle halk muhayyilesinde zındık ve mülhid yani sapkın olarak yer eden Şeyh Bedreddin’in gerçek kimliği ortaya konulmaya çalışılacaktır.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun