Mücadele Eden Bir Kadın Örneği: Nezihe Muhiddin

Mücadele Eden Bir Kadın Örneği: Nezihe Muhiddin

Türkiye’de özellikle Cumhuriyet sonrası kadın olgusu geçmişten günümüze süregelen bir tartışma konusu olarak karşımıza çıkmaktadır. Seçme ve seçilme hakkı özelindeki kadın hakları tartışmalarında bu hakkın resmi ideoloji tarafından mı verildiği yoksa kadınların örgütlü mücadelesi sonucu mu bu hakkı kazanıldığı sorusu günümüzde halen daha tartışılmaktadır. Tam bu noktada aydın Türk kadını profili olarak karşımıza çıkan Nezihe Muhiddin örneği ise Cumhuriyet sonrası Türk kadın hakları mücadelesinin simgesel özeti niteliğindedir.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Türkiye’deki modernleşme sürecinin devlet ve bürokrasi üzerindeki keskin etkisi genel kabul gören noktalardan birisi olmakla beraber bu sürecin toplumsal yansımaları da sık sık gündemde tutulmalıdır. Bu düzlemde ilginç olan husus ise kadının toplumsal değişim sürecinin, geçmişimize çok daha detaylı irdelenmesi gereken derin izler bırakmış olmasıdır. Avrupa’da sanayileşmenin etkisiyle XIX. yüzyılın ortalarından itibaren hız kazanmaya başlayan XX. yüzyıla girilirken ise her anlamda tartışma konusu haline gelen kadın, imparatorluğu ayakta tutmak isteyen Osmanlı kadın ve erkek düşünürleri ile bürokratları için dönüştürülmesi gereken temel unsurlardan bir tanesidir. Batı karşısında var olmaya çalışan devlet unsurları, kızları ve kadınları eğitecek kurumlar açıp, yeni yasal mevzuatlar hazırlayıp, sembolik de olsa iş olanakları sağlayarak süreci yönlendirmişlerdir. Elbette ki bu değişim süreci, Türk tarihini etkileyen Fatma Aliyye, Ulviye Mevlan, Sabiha Zekeriya, Emine Semiyye, Şukufe Nihal, Halide Edib, Feriha Kamuran, Belkıs Şevket ve Nezihe Muhiddin gibi önemli kadın figürlerini basın ve iş hayatında somutlaştırarak feminizmin bize has yerli köklerini oluşturmuştur. Bu kadınlar yazdıkları makaleler, romanlar ve şiirlerle kentle sınırlı kalan ama o zamanın toplumsal şartlarına göre oldukça göz doldurucu eserlerle renklenen bir birikim bırakmışlardır. Bu birikimin diğer toplumsal temalara nazaran çok daha iyi irdelenmiş olmasına rağmen halen yeterince aydınlatılabildiğini söyleyebilmek mümkün değildir. Özellikle 1869-1928 yılları arasında yayımlanan Osmanlıca dergilerde yer edinmiş pek çok yazı, çeşitli düşünsel perspektifler bağlamında ele alınmış olmakla beraber tarihçilerin daha detaylı ilgisini hala beklemektedir. Genelde bu dergilerin tamamında özelde ise kadın dergilerinde yer edinmiş yazıların çevrilerek nitelikli makaleler ya da kitaplar haline getirilmeleri kadın hareketinin bize özgün dinamiklerini çok daha kuvvetli belirginleştirecektir. Bahsettiğimiz bu sürecin belki de gözden uzak tutulan en önemli kadın düşünürü Nezihe Muhiddin’dir. Bugün Nezihe Muhiddin gibi bir karakter üzerine ancak birkaç nitelikli çalışma yapılmış olması kadından hareketle Türk düşünce dünyasına yaklaşımımızın sınırlılığını göz önüne getirmektedir. Halbuki biz sosyal bilimciler, şimdiye kadar Nezihe Muhiddin ile ilgili her detayı incelemiş olmalıydık. Bu nedenle Türk düşünce dünyasının Sabiha Zekeriya ile birlikte en mücadeleci figürlerinden birisi olan Nezihe Muhiddin’i tekrar tekrar yeniden hatırlamak kadın hareketinin yerli köklerinden bir parçasını unutmamızı engelleyecektir.

Nezihe Muhiddin’in Hayat Hikayesi ve Fikirleri

“Nezihe Muhiddin kimdir?” sorusuna verilebilecek en güzel cevap şüphesiz ki Türk kadın hareketinin direnç noktası olduğudur. II. Meşrutiyet’in ilk yıllarında basın hayatında yaşanan kontrolsüz fikri patlama, bugünün Türkiye’sine hitap eden pek çok düşünce akımının temel dinamiklerini yönlendirirken mücadele etmeyi kendisine şiar edinmiş kadın ve erkek karakterleri de gün yüzüne çıkartır. Cumhuriyet’i kuran çevrelerin pek ısınamadığı bu isimler, her koşulda teorik ve pratik adımlarla düşüncelerini savunmaya çalışacak, ama iç ve dış politikanın yönlendirdiği koşullar bağlamında ya geri adım atmak ya da direnmek zorunda kalacaklardır. Nezihe Muhiddin tam bu noktada düşünce dünyamızın direnç noktalarından birisidir. Çünkü hem pratik hem de teorik anlamda öyle hemen geri adım atmayan feminist bir ruh, 1990’ların Türkiye’sinde gözlemlenebilecek bir feminizm ideali ile karşımıza çıkmakla kalmayacak 1930’larda somutlaşan devlet destekli kadın tipine eleştirel yaklaşımımızın da kaynağı olacaktır.

1889 yılında İstanbul’da doğan Nezihe Muhiddin, eğitimli bir ailede yetişerek Farsça, Fransızca, Almanca ve Arapça sayesinde bilgi dağarcığını geliştirmiştir. “Kandilli Mahalle Mektebi’nde” eğitim hayatına başlayan yazar, konak eğitiminin olanaklarından da yararlanmıştır. Özellikle “Hanımlara Mahsus Gazete’de” Zekiye takma adıyla yazılar kaleme alan dayısının kızı Nakiye Hanım, evde düzenlediği toplantılar ve edebi, toplumsal konulara yaklaşımı ile Nezihe Muhiddin’i etkiledi. Nakiye Hanım aracılığıyla Fatma Aliyye ile tanışması ise uzun yıllar sürecek bir ilişkinin başlamasına vesile oldu. Edebiyat ile hayatı boyunca sürecek olan bağın ilk meyvesi olan “Şebab-ı Tebah (Harcanan Gençlik)” 1911’de yayımlanırken Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın teşvikleriyle “Edebiyat-ı Umumiyye Mecmuasında” sanat üzerine yazılar kaleme aldı. Çalışma hayatına “Kız İdadi Mektebi” ile “Darülmuallimat’ta” fen bilgisi öğretmeni olarak başlayan düşünür, 1912 yılına kadar “Kız Sanayi Mektebi” müdürlüğü de yaptı. 1913’te “Osmanlı Türk Hanımları Esirgeme Derneği” ile “Donanma Cemiyeti’nin” kurucuları arasında yer alırken “Osmanlı Türk Hanımları Esirgeme Derneği’nin” katib-i umumiliğini üstlendi.

Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında yaşanan Milli Mücadele dergilerde tartışılan konuların niteliğini ister istemez farklılaştırmış 1908-1913 yılları arasındakine benzer eleştirel bir çalışma ortamı doğmuş Cumhuriyet’e olan inanç ise Nezihe Muhiddin gibi pek çok düşünürü pozitif düşünmeye sevk etmiştir. Ona göre Türk’ün Batı dünyasına doğru gerçekleştirdiği hareketler çağın gelişmelerini takip etmemizi engelleyen pek çok faktör ile çevrelenmiştir. Bu engellerin temelinde yatanlar ise orta çağ zihniyeti ile düşünce esaretidir. Şöyle ki Türkiye’nin şimdiye kadar gerçekleştirdiği reformlar, hep bu iki nedenin sınırlandırma teşebbüsleriyle karşılaşmıştır. Tam bu noktada Nezihe Muhiddin, II. Meşrutiyet yıllarına ağır bir eleştiri getirerek gerçek düşmana yani orta çağ zihniyetine savaş açan Cumhuriyet’i devrimci, kurumlarında ve kanunlarında gericiliğin izlerini taşımaktan kurtulamayan Meşrutiyet’i ise gerici olarak görür. “Son inkılaptan evvel, fikri esaretin umumi hayatımızda ika ettiği tahribat en çok kadınlar tarafından mahsus idi… O devrelerde kadın yine esir kaldı. Kadının umumi hayatta layık olduğu mevkii almasını değil, hatta okuyup yazmasını hoş bir nazarla göremeyen bir zihniyet hakim oldukça Meşrutiyet’in kadınlıkta bir inkılap yaratması imkanı yoktur”. Bunları söyleyen yazar Türk kadınının vatan içinde bir sayıdan ibaret kalmayacağını, varlığını tasdik ettireceğini, Cumhuriyet’in kanunlarıyla, bürokratlarıyla onu öksüz bırakmayacağını, memleketin geleceğinde ona da yer vereceğini belirtmektedir.

Ancak iç ve dış siyasi koşullarla beraber gelen “Takrir-i Sükun” süreci farklılaştırarak daha kontrollü bir ortam doğuracaktır. Nezihe Muhiddin, Mete Tunçay’ın “Takrir-i Sükun Öncesi Demokrasi” olarak adlandırdığı 1923-1925 yılları arasında II. Meşrutiyet’in kadın hareketine sağladığı katkıları daha ileri götürerek zamanın erkeklerinin pek de hoş karşılamayacağı bir adım atar. 16 Haziran 1923’te yeni rejimin ilk partisi olan “Kadınlar Halk Fırkası” “Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan” önce kurulurken “süfrajet (oy hakkı savunucuları)” hareketinin Türkiye’deki en keskin virajlarından birisine girilir. Kadının siyasete dahil olması şüphesiz ki onun giriştiği mücadelenin temel çıkış noktasıdır. Ona göre, şeriat dahilinde bile tanımlanmış hakları varken ve her vatandaş gibi vergi vermekle yükümlü tutulurken kadının, seçme ve seçilme hakkından mahrum edilmiş olması açıklanabilecek bir husus değildir. En basitinden ilköğretimde cins ayırmaksızın eğitim yapılırken kadının haklarını yok hükmünde saymak mümkün değildir. Tam bu noktada söylemini biraz daha sertleştiren Nezihe Muhiddin oy hakkı için illa ki okuma yazma bilmenin gerekli olmadığını kahvehane köşelerinde esrar çekene bile verilen bu haktan, kadınların mahrum bırakılamayacağını iddia eder. Ancak “Kadınlar Halk Fırkası” sadece adı nedeniyle değil hazırladığı parti tüzüğüyle de döneminin oldukça ötesindeydi. 27 maddelik parti nizamnamesinde partinin amacı kadınların sosyal ve siyasal haklarını kazanmak olarak gösterilirken partinin sadece kadınlardan oluşan bir örgüt olduğu da belirtiliyordu. Öyle ki nizamnameye göre, kadınlar sadece belediye seçimlerine değil askerlik görevine bile katılabilmeliydi. Ancak Nezihe Muhiddin ve arkadaşlarının 8 ay bekledikten sonra karşılaştıkları tepki tam bir hayal kırıklığı olmuş, İçişleri Bakanlığı kadınların seçme ve seçilme hakkına sahip olmadıklarını bahane ederek partinin kuruluşuna izin verilmediğini bildirmiştir. Yine de mücadeleden vazgeçmeyen Nezihe Muhiddin ve arkadaşları bir kez daha şanslarını denerler, ama bu seferde halk fırkası adının bir başka kurum tarafından kullanılmasının bölücülük olduğu bahanesiyle karşılaşırlar.

Parti kurma çabaları sekteye uğratılmış olsa da bu, parti dışı bir örgütlenme teşkilatlandırmanın önünde engel olarak görülmemiş 7 Şubat 1924’te siyasetle alakası yoktur güvencesi verilerek “Türk Kadın Birliği” faaliyete başlamıştır. Nezihe Muhiddin için önemli bir husus cemiyetler aracılığıyla kadının ülke sorunlarına ve siyasete yaptığı katkıdır. Ona göre, Cumhuriyet ilan edilene kadar felaketler ve talihsizlikler sarmalında kalan kadınımız, yeni devlet idaresi sayesinde ülke sorunlarıyla daha alakadar hale gelmiştir. Aslında yıpranmamış gücüyle ağır yükler altında ezilen erkeklere yardım edebilecek konumda olan “Türk Kadın Birliği”, toplumsal ve siyasal yaşamdaki kadın katkılarının somutlaşmış halidir. “Türk kadınının dimağındaki (zihnindeki) zinde feyzlerle beslenmeğe muhtaç olan -bu kız çocuğu- yaşına göre precoce (erken gelişmiş) denilecek bir belagat-nüma ile ihtiyaçlarını ve arzularını söylemeli idi. Tabii dört beş yüz kadının emelini temsil eden bir kuvvet, bütün Türk kadınını temsil için na-kafidir. Fakat bütün kadınlığımızın da buna iştirakine mani olacak bir sebeb tasavvur edilemez”. Nezihe Muhiddin “Türk Kadın Birliği’nden” hareketle erkeğin duyarsızlığını da eleştirmektedir. Çünkü ilk yıllarında bu tür dernekler erkeğin yardımına muhtaçtır. Atina kadınları bile binlerce üyeden oluşan bir derneğe sahipken yaklaşık beş yüz üye ile temsil edilen “Türk Kadın Birliği’nin” elbette ki ülkedeki bütün kadınlara hitap etmesini bekleyebilmek mümkün değildir.

“Kadınlar Halk Fırkası” tecrübesinden sonra Nezihe Muhiddin, mevcut otoriteyle ters düşmemek için çabalamış, iç ve dış politikada yaşanan olaylarsa kadının siyasete dahil olabilmesi için atılan adımları sekteye uğratmakla beraber çeşitli teşebbüsleri engelleyememiştir. Örneğin 1925 yılında İstanbul’da boşalan milletvekilliğinin seçimine bir kadın aday gösterilmeye çalışılmış, “Türk Kadın Yolu” yayımlanmış, eşit işe eşit iş propagandası yapılarak kadının çalışma hayatına dikkat çekilmiştir. Nezihe Muhiddin’e göre Türk kadınının gerçek anlamda vatandaş olabilmesi çalışma hayatında gösterdiği başarı ve yoğunlukla bağlantılıdır. Bu noktada çalışma hayatına katılamamak kadınların hukuki ve siyasi haklarını elde etmelerini engelleyerek kalıcı değil geçici çözümlere kapı aralamaktadır. Ona göre eski Türk kadını bile ekonomik yaşama katkı sağlamışken bugünün kadınından bunu beklememek olmazdı. Önceden annelik ve eşlik görevleriyle erkeğin üretimini, kazancını organize eden böylece milli servete katkı sağlayan kadın varken artık sabahları ekmek parası için tramvayları dolduran, şirketlerde çalışan, bankalarda, ticari işletmelerde yazıcılık, tezgahtarlık yapan ya da kocasının bakkalında kocasına yardım eden kadın vardır. Türkiye sanayileştikçe her fabrikada kadın elinin sesini duyulacağını belirten Nezihe Muhiddin şunları da eklemektedir: “Memleketimizin ufukları fabrika dumanlarıyla bulutlandığı zamanda onun kesafetinde (yoğunluğunda) kadınlarımız alın terlerinden tebahhur (buharlaşmak) etmiş mühim bir hisse olacaktır. Makinelerin gürültüsünde, zahiren tuhaf görünen kadın ellerinin sürat ve melekesi sesini işittirecektir. Bu cereyan ve tehalük (istek) karşısında kadının mevkiini ve hakkını tayin ve tahdid (sınırlamak) etmek imkânı kalmamıştır. O, bütün vüsat (genişlik) ve istidadıyla (kabiliyetiyle) dalgalanıp taşmaktadır. Hiçbir hail (perde) onun feyzanına (başarısına) mani olamayacaktır. Hakkımıza iman kadar kuvvetli bir kanaatimiz varken mecalsiz kalacağımız nasıl mevzubahis olur?”

Siyasi atmosferin her gün biraz daha tek tip hale gelmeye başladığı 1927 sonrasında süreç Nezihe Muhiddin için zorlaşmış, Yunus Nadi başta olmak üzere dönem yazarları, “Türk Kadın Birliği’nin başkanını eleştirerek yolsuzlukla suçlamışlardır. Yolsuzluk iddiasıyla birliğin teftiş edileceğine karar verilmesi üzerine birlikten istifalar başlamış, 26 Eylül 1927’de yapılan kongrede ise Saime Hanım, Nezihe Muhiddin’in yerine başkan seçilmiştir. 1927-1929 yılları arasında hakkında açılan pek çok dava ile uğraşmak zorunda kalan düşünür, bu davalardan ancak af ile kurtulmuştur. 1930’da son bir kez daha siyasi teşebbüste bulunup kadınlara oy hakkı tanıyan “Serbest Cumhuriyet Fırkası’na” katılmış ama fırkanın başarısızlığı üzerine siyasetten tamamen koparak kendisini edebi çalışmalarına vermiştir.

Bu yıllarda oldukça sıkıntılı günler geçiren düşünürün, sadece uçak, kadın ve süslenme arasında kurduğu bağı akılda tutmak bile değerini anlamamızı sağlamaktadır. İstanbul kadınlarının umursamazlığını eleştiren yazar, vatan ile kapitalizm arasındaki ilişkiye yaklaşırken vatanın her zaman para kazanma kaygısından önce gelmesi gerektiğini savunur. Mesela tayyare ianesinden hareketle İstanbul mağazalarında alışveriş yapan kadınları eleştirip gereksiz yere harcanan paralarla bir değil birkaç tane uçak alınabileceğine hatta bu paranın onda birinin bile yeteceğini hatırlatır. Hatta ona göre kadının bu katkısı en okumuşundan en cahiline bütün erkeklerin gözünde konumunu yükseltebilirdi. “İşte bu zümre memleketin serveti üzerinde mühlik(öldürücü) rahneler (yaralar) açan süs ve moda kadınlarıdır. Zevk ve kaprisin televvünatı (renkten renge giren) olan moda seyyiesiyle (kötülüğüyle) fantezi eşyaya yüzbinlerce lira feda eden ve paramızın bir seyl-i huruşan (çağlayarak akan sel) halinde ecnebi diyarlarına akmasına sebep olan bu zümre, bir taraftan Türkiye’nin servetini ifna (tüketmek) ederken, diğer taraftan yoksul genç kadınlığa numune olarak telkin ettiği süs ve moda iştiyakıyla (arzusuyla) ahlaki ve ailevi faciaların amili olmaktadır”.

10 Şubat 1958 yılında bir ruh hastalıkları hastanesinde hayata veda eden yazar gerisinde 1911-1944 yılları arasında yazılmış olan 17 roman, 300 kadar öykü bıraktı. “Şebab-ı Tebah, Benliğim Benimdir, Güzellik Kraliçesi, Boz Kurt, İstanbul’da Bir Landru, Ateş Böcekleri, Bir Aşk Böyle Bitti, Çıplak Model, İzmir Çocuğu, Avare Kadın, Bir Yaz Gecesiydi, Çıngıraklı Yılan, Kalbim Senindir, Sabah Oluyor, Gene Geleceksin ve Sus Kalbim Sus” yazarın romanlarıdır. Nezihe Muhiddin’in makaleleri ve hikayeleri ise 1918-1938 yılları arasında “Edebiyat-ı Umumiyye Mecmuası, Türk Kadın Yolu, Resimli Şark ve Boğaziçi” dergilerinde yayımlanmıştır. Bu arada Nezihe Muhiddin’in o çok çabaladığı kadınlara oy hakkının tanınması resmi söylemin yurtiçi ve yurtdışındaki örnekleri ve mücadeleleri göz ardı etmesiyle sağlanmış, Nezihe Muhiddin ve Sabiha Zekeriya gibi kadın figürlerin yerini Cumhuriyet’in yeni kadın profili almıştır. Burada ilginç olan nokta ise resmi söylemin pek çok milletten önce Türk kadınlarının seçme ve seçilme hakkına kavuştuğunu iddia etmesidir. Halbuki daha Nisan 1919 İnci’de yayımlanmış olan “Avrupa’da Kadınların Hukuku” adlı yazıya göre 1867’de Avusturalya’da 1907’de Finlandiya’da 1909’da Danimarka’da, 1910’da Norveç’te, 1912’de ise Kanada’da kadınlar seçme ve seçilme haklarını elde etmişlerdir.

Nezihe Muhiddin, kadın hareketinin bizdeki keskin örneklerinden birisi olmakla beraber içinden çıktığı toplumsal realite bağlamında Batılı hemcinsleri kadar radikal bir tavra sahip olmamıştır. Aslında bu noktada onu eleştirmek pek de mümkün değildir. Çünkü Türkiye’nin tarihsel ve sosyolojik gerçekleriyle Batı’nın tarihsel ve sosyolojik gerçekleri arasındaki dikkat çekici farklar, bireyler arasındaki başkalaşımın kaynağını oluşturmuştur. Örneğin, Nezihe Muhiddin vatan kavramından hareketle kadını annelik görevi etrafında merkezileştirmekten kaçınamamıştır. Ona göre, ülkenin kadınlardan en büyük beklentisi maddi ve manevi çabalarla vatana yararlı çocuklar yetiştirmektir. Öyle ki savaştan yeni çıkmış bir toplumda nüfusu yeniden ülkeyi kalkındıracak evlatlarla donatmak en büyük devrimlerden bir tanesidir. Hatta bu bakış açısı “Türk Kadın Birliği’ni” nizamnamesinin belkemiğine de oturmuştur. “Kadınlar Halk Fırkası” teşebbüsü sonrasında siyaset ile olan bağı kontrollü hale getirmeye çalışan Nezihe Muhiddin birliğin amacının kadınlığı fikri ve ilmi anlamda yükseltmek, genç kızları gerçek anneler haline getirmek, kadınlar arasındaki korkunç toplumsal yaraları gidermek, fakir çocuklara yardım etmek, ilkokul öğrencilerini gözetmek ve çeşitli konferanslar düzenleyerek kadınları aydınlatmak olarak görür.

Erken dönem Türk kadın hareketinin toplumsal, siyasal ve ekonomik argümanlardan hareketle niteliğini ve niceliğini açığa çıkartabilmek biyografiler yazabilmekle de bağlantılıdır. Sonuç itibariyle uzun soluklu savaşlarla beraber bir varoluş mücadelesine giren toplumsal direnç noktalarının, doğrusuyla yanlışıyla bugünümüze verdikleri şekil, yaşamımızı etkilemeye devam etmektedir. Burada Nezihe Muhiddin düzleminde dikkat çekilmesi gerekense, kadınının bugün elde ettiği kazanımlar için verilen mücadelede karşı karşıya kaldığı haksız durumdur. Söylemleriyle doğruyu savunduğu artık gözümüzün önünde olan Nezihe Muhiddin ve Nezihe Muhiddin gibi kadının konumunu iyileştirmek isteyen bireyleri somutlaştıracak biyografiler kaleme almak, toplumsal hafızamızı açığa çıkartmak isteyen herkesin görevidir.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Kaynakçalar
Akagündüz, Ü. (2015). Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Siyasi Atmosfer ve Dönem Dergilerinde Kadın Düşüncesi (1923-1925). Fe Dergi, 7, 1–20.
Akagündüz, Ü. (2015). II. Meşrutiyet Döneminde Kadın Olmak (1. bsk). İstanbul: Yeni İnsan Yayınevi.
Ateş, N. Y. (2009), Yeni Harflerle Kadın Yolu/Türk Kadın Yolu (1925-1927), İstanbul: Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı,
Balcı, M., & Tuzak, M. (2017). Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Nezihe Muhiddin Özelinde Türk Kadınlarının Siyasi Hakları İçin Mücadelesi. Marmara Üniversitesi Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Dergisi, 1(1), 43–51.
Baykan, A., & Ötüş, B.. (1999). Nezihe Muhittin ve Türk Kadını 1931. İstanbul: İletişim Yay.
Bozkır, G. (2000). Türk Kadın Birliği (1924-1935). Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, 3, 99–116.
Coşar, S. (2006). The reflections of the Ottoman-Turkish feminism on the literary Works of Nezihe Muhittin. Yüksek Lisans Tezi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara.
Çakır, S. (1996). Osmanlı Kadın Hareketi. İstanbul: Metis Yay.
Çakır, S. (1997). Kadın Tarihinde İki İsim: Ulviye Mevlan-Nezihe Muhittin. Toplumsal Tarih, (46), 6–14.
Dik, T. (2012). Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Ressentiment’in Dönüşümü: Nezihe Muhidin ve Leyla Erbil. Yüksek Lisans tezi, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü, Ankara.
Erdoğan, T.. (1998). Nezihe Muhittin’in Romanlarında Kadın ve Sosyal Değişme. Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara.
Güç, H. (1998). Nezihe Muhittin’in Hayatı ve Romanları Üzerinde Bir İnceleme. Yüksek Lisans Tezi, Kırıkkale Üniversitesi, Kırıkkale.
Nezihe Muhiddin,. (Aralık 1926). Kadınlar Ayyaşlıktan Tiksinmelidirler. Türk Kadın Yolu, Sayı.24.
Nezihe Muhiddin,. (Ekim 1926), Türk Kadınlığı ve İktisadiyatımız, Türk Kadın Yolu, Sayı. 20.
Nezihe Muhiddin,. (Eylül 1926). Dünya Kadınlığı Çalışıyor. Türk Kadın Yolu, Sayı.19.
Nezihe Muhiddin,. (Mayıs 1925). Analık Vazifesi: Çocuklarımızı Nasıl Büyütmeliyiz. Türk Kadın Yolu, Sayı.1.
Nezihe Muhiddin. (Ağustos 1925). Memleketin İşlerinde Vahdet. Türk Kadın Yolu, Sayı.2.
Nezihe Muhiddin. (Temmuz 1925). Cumhuriyet’in Türk Kadınlığı Üzerindeki Feyzi. Kadın Yolu, Sayı.18.
Nezihe Muhiddin. (Temmuz 1925). Kadın ve Tayyare İanesi. Kadın Yolu, 2–3.
Toprak, Z. (1988). Halk Fırkası’ndan Önce Kurulan Parti: Kadınlar Halk Fırkası. Tarih ve Toplum, 30–31.
Yeşil, N.. (2009). Nezihe Muhiddin, Kadın Gotiği ve Gotik Kahramanlar. Yüksek Lisans Tezi, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü, Ankara.
Zihnioğlu, Y. (2003). Kadınsız İnkılap: Nezihe Muhiddin, Kadınlar Halk Fırkası, Kadın Birliği. İstanbul: Metis Yay.
 
DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun