Haçlı Seferleri Öncesinde İmparatorluk ve Kiliselerarası İttifak Schizma Heretiklik Üçgeni

Haçlı Seferleri Öncesinde İmparatorluk ve Kiliselerarası İttifak Schizma Heretiklik Üçgeni

Haçlı Seferlerine giden süreçte Papalık ile imparatorluk arasında siyasal otorite açısından bir denge unsurunun oluştuğunu söylemek güçtür. Her ne kadar Papalık ile imparatorluk arasında güçlerin meşrulaştırılmasına dair çeşitli ittifaklar yapılmış olsa da Haçlı Seferlerine varan sürece kadar ittifakla gerçekleşen antlaşmalar uzun süreli olamadı. Özellikle dini bir misyon güdülerek gerçekleştirilecek olan Haçlı Seferleri'nin birleştirici gücünün oluşması adına kilisenin siyasal gücü de kendinde toplamaya çalışması, siyasal dengeler üzerinde çeşitli çalkantıların ve tartışmaların ortaya çıkmasına neden oldu. Siyasal ve dini otoritenin tek elde toplanmasına dair çıkan tartışmaların ardından ise İttifak-Schizma-Heretiklik üçgeni oluştu.

BEYAZ TARİH / MAKALE

V. yüzyıl gibi erken dönemlere bakacak olursak ilk ittifaklarda Merovenj kralı Clovis’in Hristiyanlığı kabul etmesiyle Clovis ile Roma Kilisesi arasında gizli bir antlaşma yapılmış olduğunu görmekteyiz. Bu antlaşmaya göre Roma Kilisesi’nin varlığını devam ettirebilmesi, yüksek bir ruhani otorite tarafından onaylanmasına bağlıydı. Roma’nın bu statüsü, Konstantinopolis’te bulunan Ortodoks Kilisesi’ni de güçlendirmekteydi. Bu anlaşma, Roma hegemonyası karşısında her türden sapkınlığın ortadan kaldırılmasını da öngörüyordu ki bu durum, daha sonraki heretik akımlara karşı yürütülecek Haçlı Seferleri'nin de habercisi idi. Hatta Clovis’e Roma Kilisesi’nin kılıcı olarak “Yeni Konstantin” unvanı verilmişti.1 Kısacası Clovis, “Konstantin” adı altında tekrar kurulacak olan Kutsal Roma İmparatorluğu’nun başına getirilecekti. Yani bu antlaşma, sadece o dönem için değil daha sonraki yıllar için de önem arz etmekteydi. Clovis’in vaftiz edilmesi, Roma Kilisesi’ne dayalı bir imparatorluk kurması ve dünyevi işlerin Merovenj soyu tarafından yönetilmesi, yeni bir Roma İmparatorluğu’nun da temellerinin atılmasına bir teşebbüstü aslında. Bu durum, kilise ile devletin birlikte hareket edebildiğine bir işaretti.

Daha sonra Karolenj İmparatorluğu zamanında ise Papa Zacharias ‘ın Lombard tehlikesine karşı III. Pepin (Kısa Pepin)’den yardım istemesi durumların değişmesine neden oldu. Yani Kısa Pepin, bu yardımı Papa’dan kral unvanını alacağının güvencesi ile yapmıştı. Krallığını ilan edince de Papa tarafından “ gücü elinde tutan mevcut kralın gücü yoktur” denilerek Pepin’e destek verilmişti. Papa, bu durumda daha önce Clovis ile imzaladığı antlaşmayı bozmuş ve Pepin’in Frankların kralı seçilmesini emretmiştir. Onun ailesi ve soyundan geleceklerin de kutsal kişi kabul edilmelerini sağlamıştır. Zaten Papaların dünyevi güçleri de bunlara dayanmaktaydı.2

Charlamagne döneminde de Franklarla Papalık arasında yapılan bir ittifakı görmekteyiz. Burada Papalar, Frank hükümdarlarıyla ilişkilerinde onları düşmanlarından özellikle de Lombardlardan koruyacak güçlü bir dünyevi yardım aramışlardır. Amaç, güçleri meşrulaştırmaktı. Bu yapılan anlaşmadan elde edilen ise Pepin’in ve oğullarının kutsanmasıydı. Bunun temelinde yatan en önemli amaç, Papalığın yeni bir Avrupa oluşturmak istemesiydi. M.S. 800 yılında bir Noel günü Papa III. Leo da Charlemagne’ın Roma’yı ziyareti sırasında Frank hükümdarına imparatorluk tacını giydirdi. Bu durum, Batı’nın Latin Hristiyanlığının Ortodoks Bizans İmparatorluğu’ndan kazandığı bağımsızlığını güçlendirmek için yapılmış yeni bir adım olarak değerlendirilebilir. Bu durum, Roma İmparatorluğu’nun yeniden canlandırılmasına yönelik bir girişimdi.3

chalemagne
Charlemagne

Buradaki en önemli nokta, Charlamagne’ın amacıdır. Çünkü o, Frankların eski topraklarındaki Aix-la-Chapelle’de yeni başkentini kurduğunda burayı “Yeni Roma”ya yani Konstantinopolis’e bir meydan okuma olarak geleceğin Roma’sı olarak düşlemişti.4 Dolayısıyla kopma sinyallerinin burada başladığını söyleyebiliriz.

Papalık ile imparator birbirlerine destek vermekteydiler; ancak bu ortaklık, fazla sürmedi. Çünkü imparatorluk, bütün ulusları içine alamazdı, ayrıca kilise de uluslararası bir kurum olarak herhangi bir otoriteye bağlanamazdı. Papalığın bu konudaki ilk adımı papanın seçilmesini kardinallere veren bir kararname hazırlamış olmalarıydı. Amaç, halkın karışmasını engellemekti. Kararnamenin sahibi olan Toscana piskoposu Hildebrandt’a tepki gösterilmedi. Kilise, bu şekilde devleti kontrol edebilecekti. Hildebrandt’a 1073 yılında papa olunca VII. Gregorius adıyla faaliyet yaptığında kilise üstünlük iddiasına başlamıştır.5

Feodal yapı içerisinde kilise, her açıdan ayrıcalıklı bir konumdaydı. Bazı ülkelerde toprağın tek sahibi olarak kabul edilmekteydi. En önemli iki araç olan okuma ve yazmayı da elinde bulundurmaktaydı. Bu durum, IX. yüzyıldan XI. yüzyıla kadar kiliseyi etkin hale getirmekteydi.6

Papalığın Etki Alanı Genişliyor

Reformistler, papalığın sadece dini otorite olarak kalmasını amaçlıyorlardı. Ancak ilişkiler, zaten 1054 yılında kopma noktasına geldi.Bu hareket, Doğu ve Batı kiliselerinin ayrıldıkları dönemde gerçekleşmiştir. Bu hareketle Papa’nın etkinliği iyice artmaya başladı. Ancak bu reformlar, Papalığın ekümenikliğini ve dünyevi hükümdarlığını imparatorlar üzerinde iddia etmesine neden oldu. Doğu ile olan bu kopuşlar, Haçlı Seferleri'nin de en belirgin işaretiydi.88 Papa VII. Gregorius’un buradaki amacı, devlet ve kilise arasındaki ilişkilere yeni bir şekil vermekti. Papa VII. Gregorius, kendisini imparatorun üstünde bir güç olarak görmekteydi. Papa VII. Gregorius, Doğu ve Batı kiliselerinin hepsinin özüne yani Batı kilisesine dönmesi gerektiğini savunmaktaydı.9

Feodal toplumun işleyişi de bu durumu etkilemiştir.10 Yani ilişkiler çok karmaşıklaşmıştı. Papa VII. Gregorius’un bu yeni faaliyetleri ve kiliseyi her konuda üstün yetki sahibi yapması, hem imparatorların hem de feodal yapı içerisindeki senyörlerin etkisini azalttı.

Papalık, Gregorius Reformu’nun amacını ilk başta kiliseyi ruhban sınıfından olmayanların egemenliğinden özellikle de papalığı Alman İmparatoru’nun hak iddialarından kurtarmak olarak düşünmüştür. Bu durumda ruhbanın sıradan halktan, Tanrı’nın Caesar’dan ve Papa’nın da imparatordan ayrılması gerekiyordu. Bu durum, bir nevi Caesaro-Papismin11 tam karşıtı idi. Latin Hristiyanlığı ise aksine bu Gregorius Reformu'ndan itibaren ruhban sınıfından olmayanlar için belli sınırlar içinde tanımlanmış bağımsızlık ve ortaya çıkan duruma özgü sorumluluklar oluşturmaya başlamıştı. Buna rağmen ruhban sınıfından olmayan halk, kilisenin bir parçası olarak kalmıştı.12

Buradaki kilit nokta, 1075 yılında Roma Sinodunda ruhban olmayanlara görev verilmesinin yasaklanmasıdır. Bu durum, Alman Krallığı ile mücadeleyi başlatmıştır. Böylece görev kavgası başlamış oldu. Bu arada IV. Henry, Alman piskoposlar ile Papa’nın görevden alındığını ilan etti. Bunun üzerine Papa da 1076 yılında bunu bir karşı hareket olarak kabul ederek aforoz cezasını uygulayacağını belirtmiştir.13 Yani papaların Avrupalı hükümdarları kendilerine bağlı kılma çabaları, bu tür çekişmelere sebep oldu.

Papa VII. Gregorius, “kendisini destekleyenlerin imparatorla savaşmaları ve tüm günahlarından arınmak istiyorlarsa yaklaşan savaşla yüzleşmeleri gerektiğini” söylemiştir.14

Bir nevi VII. Gregorius, imparatorları tahttan indirme ve toplumu kötü hükümdarlardan kurtarma isteğindeydi.15 Papa VII. Gregorius, 1075, 1078 ve 1080 yıllarında aldığı kararlarla imparator, kral gibi yetkililerin Kilise içindeki işlere karışmasını ve ruhban sınıfından olanların da onların işlerine karışmasını yasaklamıştır. Papa VII. Gregorius’a ait Dictatus Papae (Papa Kararnameleri) da yer alan Roma Kilisesi’ne karşı çıkan hiç kimse Katolik kabul edilemez maddesi ile aslında bütün karşı çıkışları yasakladığını ve Roma Papasının tek başına evrensel olarak adlandırılabileceğini belirtmiştir.16

Daha sonra her ikisi de bir diğerinin yetkiden yoksun olduğunu ilan etmiştir. Ardından Almanya’nın büyük feodal beyleri –prensler- krala karşı bir isyan başlatmışlardı. IV. Henry, Papa ile uzlaşmak için onun ülkenin kuzeyindeki Canossa’da ikamet ettiği İtalya’ya gitmiş ve pişmanlığını dile getirmiştir. Sonunda Papa’dan af dilemesi üzerine affedilmiştir.17

1085 yılında VII. Gregorius’un ölümüyle birlikte 1088-1099 yılları arasında II. Urbanus, daha uzlaşmacı bir tavır sergileyerek VII. Gregorius’un bu eserini yeniden düzenlemiştir. Clermont Sinodunda 1095 yılında ruhbandan olmayanlara görev verme yasağı yinelenmiş ve ruhanilerin dünyevilere bağlılık yemini etmeleri yasaklanmıştır.18

Kilise Politik Bir Güç Haline Geldi

XI. yüzyıl çekişmelerinin önemi, Papa’nın elinde o dönemde bir Roma İmparatoru havasına girecek kadar bir güç bulunmasından kaynaklanmaktadır. Kilise artık Augustine’in zamanındaki gibi bir ideal olmaktan çok büyük bir politik güç haline geldi. Bu durum, inananlar için bölünmüş bir bağlılık sorunu yaratmaktaydı.19 Ancak bu tarz çatışmalar konusunda anlaşmaya 1122-1123 yıllarında varılmıştır. Fulcherius Carnotensis, bu konuda “Gesta Francorum Hierusalem Peregriantium”adlı eserinde tekrar birlik sağlanmasının daha iyi olduğunu “ 1123 senesinde Alman Kralı Henri Papa Calixtus ile uzlaşmıştı. Tanrı’ya şükürler olsun, taht ve kilise yeniden sevgiyle birleşti !” şeklinde ifade etmiştir.20

Ancak ittifak sonrasındaki bu çatışma, bölünme ve anlaşmalar, XIII. yüzyıldaki heretiklik karşıtı Haçlı Seferlerine yol açmıştır.21 Ama bu seferlerin kökenini XI. yüzyılda Birinci Haçlı Seferi öncesinde az önce bahsetmiş olduğumuz Büyük Bölünme22 hareketlerinde aramak gerekir.23 Zamanla Batı Kilisesi, Doğu’dan farklılaşmıştır. 24

Bunlar, kilise reformlarını destekleyenler ile karşı çıkanlar arasındaki çatışmalardı. Bu sorun, geleneksel yöntemlerle çözümlenmişti. Hostiensis25isyankârlar ile hizipçi ve sapkınlar arasında bir fark olmadığını ifade etmiştir. Haçlı Seferleri, Orta çağ Hristiyanları tarafından Reconquista’ya26 benzer olarak düşünülmüştür. Haçlı Seferleri'nin temelinde var olan dini ve ideolojik neden, aslında bu iki önemli unsurun birleştirilmesinin sonucudur denilebilir. Bunlardan birincisi Hristiyanlığın savaşmaya başlamasıdır. Roma İmparatorluğu’nun Hristiyanlara zulüm etmesinin en önemli sebebi, asker olmayı ve savaşmayı reddetmeleriydi. İmparatorluk, m.s. IV. yüzyılda Hristiyan olduğunda diğer Hristiyanların da tavırları değişmeye başlamıştı. Hatta kan dökme papazlara ve genel anlamda tüm din adamlarına yasaklanmıştı. Buradaki en önemli gelişme, Aziz Augustinus tarafından ortaya atılmış olan adil savaş tekniğidir. Adil savaş, sıradan bir birey tarafından değil de Hristiyan bir imparator gibi yüce bir otoriteye sahip bir liderin karar verdiği ve başlattığı bir savaştı. Görüldüğü üzere Haçlı Seferleri'nin başlangıç aşaması bu şekilde oluştu. Teorik olarak yorumladığımızda böyle bir savaşın hiçbir zaman saldırgan bir tutum içermemesi gerekirdi.27

Eski zamanlardan beri heretiklere karşı şiddet kullanılmasının mübâh olduğuna inanılmaktaydı. 1080’li yıllarda Papa VII. Gregorius ve 1140’lı yıllarda kilise hukukçusu Gratian, kilisenin böyle bir şiddete izin vermesini sağlayacak temelleri atmış oldular. 1179 yılında toplanan Üçüncü Lateran Konsili’nde özellikle ilk defa heretiklere karşı Haçlı Seferi düzenlenmesi önerisine iyi gözle bakılmıştı. Konsül, günahlarının affedilmesi karşılığında bütün imanlılara heretiklere karşı savaşmalarını ve Hristiyanlığı savunmalarını emretmekteydi. Seferde yer alacakların günahlarının affedileceğini bildirmekteydi.28

1290’lı yıllarda ise Papa VIII. Boniface’ın hizipçi olarak tanımladığı Romalı rakipleri Colonnaslar’a karşı Haç’ı vaaz ettiğinde, heretikler ve hizipçilere karşı düzenlenen Haçlı Seferleri'nin savunma amaçlı olduğu düşünülmüştür; çünkü sapkınlık ve hizipçiliğin kiliseyi tehdit eden etkin güçler olduğuna inanılmaktaydı. Papa III. Innocentius’a göre heretikler, Hristiyanlık için bir tehditti. Hostiensis’in söylediği gibi “Katolik birliğine yönelik bu tehdit, Kutsal topraklara yönelik olandan bile daha tehlikeliydi”.29

Kilise, zamanla bu yeni gelişmelere ayak uydurma konusunda daha farklı bir politika izleyerek her şeyi kendi lehine çevirmeye başladı. Anlaşıldığı üzere kilise evrensel bir otoriteye sahip olmaya çalışmaktaydı.30 Bu ilişkiler, basit bir fikir çatışması olmayıp tüm Hristiyan dünyasını ilgilendirmekteydi. Çünkü imparatorluk yetkisi azalırken Papalık yetkisi artmaya başladı ve siyasal denklem yeniden şekillendi. Bu durum, Orta Çağ Avrupa’sının tek bir kişi tarafından yönetilemeyeceğini ve bu denkleme farklı aktörlerin siyasal anlamda dahil olacağını göstermekteydi. Dolayısıyla Haçlı Seferleri'nin düzenlenmesi, Papalığın Orta çağ Avrupası içinde dini yetkilerin yanı sıra siyasal roller üstlenen evrensel bir kurul olarak ortaya çıkmasını beraberinde getirdi.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Dipnotlar
1Jacques le Goff, Ortaçağ Batı Uygarlığı, (Çev. Hanife Güven-Uğur Güven), Dokuz Eylül yay., İzmir, 1999, s. 27.
2M.  Baigent-R. Leigh-H. Lincoln, Savaşçı Keşişler Tarikatı Tapınak Şövalyeleri, (Çev. Mehmet Topdaş),Nokta yay., İstanbul, 2004, s. 295-299; Jacques le Goff, Ortaçağ Batı Uygarlığı, s. 26.
3Jacques le Goff, Avrupa’nın Doğuşu,(Çev. Timuçin Binder), Literatür yay., İstanbul, 2008.
s. 38
4Jacques le Goff, Avrupa’nın Doğuşu, s. 39
5Colin McEvedy, Ortaçağ Tarih Atlası, Sabancı Üniversitesi Yayını, İstanbul, 2005, s. 70.
6Henri Pirenne,  Ortaçağ Avrupa’sının Ekonomik ve Sosyal Tarihi, (Çev. Uygur Kocabaşoğlu),  İletişim Yayınları, İstanbul, 2005, s. 107; William Ebenstein, Siyasi Felsefenin Büyük Düşünürleri (Çev. İsmet Özel), İstanbul, 1996, s. 21-22.
7Güray Kırpık, Haçlılar,Selenge yay., İstanbul, 2009, s. 70.
8Güray Kırpık, Haçlılar, s. 71.
9Alexander A. Vasiliev, Bizans İmparatorluğu Tarihi,(Çev. Tevabil Alkaç),Alfa yay., 2016, s.452.
10Joseph R.Strayer,  ve D. C.Munro, The Middle Ages 3951500, New York, 1959.s.211.
11İmparatorun kendisinin   bir papa olduğu Bizans Rum Ortadoks Hristiyanlığı tarafından benimsenen yönetim biçimi olan  İktidar gücünün Hristiyan kilisesinin ruhani gücüyle birleşmesi ve ruhani güce hükmetmesi demekti.
12Jacques le Goff, Avrupa’nın Doğuşu, s. 71.
13Hermann Kinder-Werner Hilgemann, Dünya Tarihi Atlası, (Çev.Leyla Uslu ), Odtü yay., Ankara, 2006, s. 148.
14Thomas Asbridge, Haçlı Seferleri,(Çev. Ekin Duru) ), Say yay., İstanbul, 2014, s. 38.
15Françis Dvornik, Konsiller Tarihi İznik’ten Vatikan’a,(Çev. Mehmet Aydın), TTK yay., Ankara, 1990.
s. 35.
16Ernest. F.,Henderson, Select Historical Documents of the Middle Ages, George Bell –Sons yay., Londra, 1903, s. 365-366.
17Ye. Agibalova-G. Donskoy, Ortaçağ Tarihi,(Çev. Çağdaş Sümer), Yordam Kitap, İstanbul, 2017,s. 92; Susan Wise Bauer, Ortaçağ Dünyası, (Çev. Mehmet Moralı),Alfa yay., İstanbul, 2014, s. 700.
18Hermann Kinder-Werner Hilgemann, Dünya Tarihi Atlası,s. 148.
19Frederick B. Artz, Orta Çağların Tini,(Çev. Aziz Yardımlı), İstanbul, 2006, s. 218.
20Fulcher of Chartres, A History of The Expedition to Jerusalem 10951127,(Çev. Frances Rita Ryan),Knoxville 1969, s. 237-238.
21Bkz. Pınar Ülgen,  “Unutulan Haçlılar: İtinerarivm Peregrinorvm Et Gesta Registi Ricardi Adlı Esere Göre Kadınların Haçlı Seferlerine Etkileri”,Uluslar arası Geçmişten Günümüze Şehir ve Kadın Sempozyumu, 2.Kitap, 1-3 Nisan 2016, Samsun, 2016,  ss. 1223- 1232.
22Katolik kilise tarihinde rakip iki ya da üç Papanın kendi cemaati kardinaller topluluğu ve yönetim birimlerinin bulunduğu dönemdir.
23Jonathan Riley Smith, Haçlılar Kimlerdi?,(Çev. Berna Kılıçer), Bileşim yay., İstanbul, 2004, s. 35,36.
24Françis Dvornik,Konsiller Tarihi İznik’ten Vatikan’a, s. 33.
25Kilise hukukçusu.
26Yeniden fetih.
27Jacques le Goff, Avrupa’nın Doğuşu, s. 110-111.
28Jonathan Riley Smith, Haçlılar Kimlerdi?, s.32-33; ayrıca bkz. Pınar Ülgen, “Tarihteki En ilginç Haçlı Seferi:Cadılığa Karşı Düzenlenen Haçlı Seferi”, Cappadocia Journal of History and Social Sciences,c. V, 2015, ss. 164-182.
29Jonathan Riley Smith, Haçlılar Kimlerdi?,s. 34.
30Joseph R.Strayer, ve Dona C.Munro, The Middle Ages 3951500, New York, 1959, s. 206.
 

 

Kaynakçalar
Agibalova, Ye. - Donskoy, G.;Ortaçağ Tarihi, (Çev. Çağdaş Sümer), Yordam Kitap, İstanbul, 2017.
Artz, Frederick B.;Orta Çağların Tini,(Çev. Aziz Yardımlı), İstanbul, 2006.
Asbridge, Thomas;  Haçlı Seferleri,(Çev. Ekin Duru) ), Say yay., İstanbul, 2014.
Baigent, M. – Leigh, R. – Lincoln, H.;Savaşçı Keşişler Tarikatı Tapınak Şövalyeleri, (Çev. Mehmet Topdaş),Nokta yay., İstanbul, 2004.
Bauer, Susan Wise; Ortaçağ Dünyası,(Çev. Mehmet Moralı),Alfa yay., İstanbul, 2014.
Dvornik Françis;Konsiller Tarihi İznik’ten Vatikan’a,(Çev. Mehmet Aydın), TTK yay., Ankara, 1990.
Ebenstein, William; Siyasi Felsefenin Büyük Düşünürleri(Çev. İsmet Özel), Şûle Yayınları, İstanbul, 1996.
Fulcher of Chartres, A History of The Expedition to Jerusalem 10951127, ( Çev. FrancesRitaRyan), Knoxville, 1969.
Goff, Jacques le; Avrupa’nın Doğuşu, (Çev. Timuçin Binder ),Literatür yay.,İstanbul, 2008.
Goff, Jacques le; Ortaçağ Batı Uygarlığı, (Çev. Hanife Güven -Uğur Güven), Dokuz Eylül yay., İzmir, 1999.
Henderson, Ernest . F.,Select Historical Documents of the Middle Ages, George Bell-Sons yay., Londra, 1903.
Kırpık, Güray; Haçlılar,Selenge yay., İstanbul, 2009.
Kinder, Hermann - Hilgemann,Werner ; Dünya Tarihi Atlası, (Çev.Leyla Uslu ), Odtü yay., Ankara, 2006.
McEvedy, Colin; Ortaçağ Tarih Atlası, Sabancı Üniversitesi Yayını, İstanbul, 2005.
Pirenne, Henri; Ortaçağ Avrupa’sının Ekonomik ve Sosyal Tarihi, (Çev. Uygur Kocabaşoğlu), İletişim Yayınları, İstanbul,  2005.
Smith, Jonathan Riley; Haçlılar Kimlerdi?,(Çev. Berna Kılıçer), Bileşim yay., İstanbul, 2004.
Strayer, Joseph R. ve Munro, Dona C.,The Middle Ages 3951500, New York, 1959.
Ülgen ,Pınar;  “Unutulan Haçlılar: İtinerarivm Peregrinorvm Et Gesta Registi Ricardi Adlı Esere Göre Kadınların Haçlı Seferlerine Etkileri”,Geçmişten Günümüze Şehir ve Kadın,2.Kitap, 1-3 Nisan 2016, Samsun, 2016,  ss. 1223- 1232.
Ülgen, Pınar; “Tarihteki En ilginç Haçlı Seferi:Cadılığa Karşı Düzenlenen Haçlı Seferi”, Cappadocia Journal of History and Social Sciences,c. V, 2015, ss. 164-182.
Vasiliev, Alexander A.;Bizan
DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun