Türk Beylikleri Karşısında Haçlı Seferleri

Türk Beylikleri Karşısında Haçlı Seferleri

Dünya tarihinin adından en çok söz ettiren vakalarının arasında yer alan Haçlı Seferleri gerek Batı dünyasında gerekse de Doğu dünyasında gerçekleşmesinin peşi sıra büyük değişim ve dönüşüme sahne oldu. Bu etkileşimde Haçlılara karşı taraf olan devletler arasında çoğunlukla Büyük Selçuklu ve Osmanlı Devleti gibi önemli devletler ilk olarak akla gelse de, bu büyük devletlerin verdiği mücadelenin gölgesinde kalan Anadolu beyliklerinin verdiği mücadele de büyük önem arz etmektedir. Şüphesiz ki Anadolu beylikleri arasında yer alan Umur Bey önderliğindeki Aydınoğullarının verdiği mücadele buna en iyi örnektir.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Haçlı Seferleri'ni sadece Selçuklular devri sınırlandırmamak gerekir. Batı Avrupa’da başlangıçta Bizans İmparatorluğu’nun kışkırtması ile başlayan Haçlı Seferleri uzun bir müddet devam etmiş ve İslam dünyasının Batı’yı tehdit eden her sıçrayışında yeniden kendisini göstermiştir. Bu süreklilik çerçevesinde adı net olarak tanımlanmamış bir Haçlı dalgası da Batı Anadolu kıyılarında Türk Beyleri’nin mücadele ettikleridir. Bunlar içinde en çarpıcı ve dikkat çekici olanı ise kuşkusuz Aydınoğulları’nın karşı karşıya kaldıkları saldırılardır. Hatırlanacağı üzere Selçuklular hakimiyetlerini Batı Anadolu’nun kıyılarına kadar ulaştıramamışlardı. Selçuklu devri boyunca kıyı hattı ve limanlar hala daha Bizans İmparatorluğu’nun hakimiyeti altındaydı. Fakat Moğol istilası neticesinde Selçuklu’nun hakimiyetinin bozulması neticesinde Moğolların önünden kaçan Türkmen beyleri Batı Anadolu kıyılarını zorlamaya başlamışlar ve burada Bizans aleyhine bir yayılma göstermişlerdi. Dolayısıyla Batı Anadolu kıyılarının Türkleşmesi ve İslamlaşmasını sağlayanlar bu beyler olmuştur.  Bu beyler arasında Aydınoğlu Mehmed Bey, Birgi’yi kendine merkez edinerek iki Menderes nehri arasındaki toprakların hakimi olmuş burada bir Türk devleti kurmuştu. Aydınoğulları’nın güçlü ve etkili askeri faaliyetleri gerek Bizans’ı gerekse kıyı Ege limanlarında ticarete hakim olan Venedik ve Cenevizlileri harekete geçirmişti. Bu da yeni bir Haçlı akını manasına gelmekteydi.

Umur Bey İzmir’de

Umur Bey’in ilk adımlarından biri İzmir’e yönelmek olmuştu. Güney doğusundan İzmir’e giren Umur Bey, yukarı İzmir’i yani Kadife Kale ve eteklerini ele geçirmeyi başarmıştı. Fakat esas İzmir kentini, yani limanı ele geçirmekte başarılı olamamıştı. Umur Bey, Yukarı İzmir Beyi olduktan sonra ilk askerî faaliyet olarak, şehrin kıyı kesimini oluşturan ‟Aşağı İzmir”i kuşattı. Birkaç yıl sürdüğü anlaşılan kuşatmanın ardından 1329 yılında, Latinlerin elindeki kale fethedildi. Bu fetih, onun büyük bir gâzi olarak nam salmasının başlangıcı oldu. Aşağı İzmir’in fethinden sonra kısa sürede kurdurduğu tersanelerde yapılan donanması ile 1329 yılı içerisinde tekrar harekete geçerek ilk deniz seferine Bozcaada üzerine çıktı. Denizde yapılan savaşta düşmanlarına üstün geldi ve düşman gemileri geri çekilmeye zorladı. Umur Bey’in Aşağı İzmir’i elinden Latinler, bundan sonra Sakız Adası’na giderek yerleşmiş ve Aydınoğulları Beyliği’ne vergi vermekteydiler. Ancak Bizans İmparatoru bölgeye gelerek Latinlerin kendi ada valisini görevden alarak yerine başkasını tayin etmesi üzerine haberi alan Umur Bey, ağabeyi Hızır Bey ve kardeşi İbrahim Bey ile birlikte yaklaşık 50 parçadan oluşan donanması ile denize açıldı ve adaya saldırdı. Denizden ve karadan kuşatılan ada ele geçirilemese de tüm adayı yağmalayan ve pek çok ganimet elde eden Umur, İbrahim ve Hızır Bey, memleketlerine döndüler. Tüm bu deniz gazâları, Umur Bey’in şöhretini günden güne arttırmıştır; nitekim, Âriflerin Menkîbeleri adlı eserin müellefi olan ve Mevlânâ’nın torunu Ulu Arif Çelebi ile Türkmen beyliklerini gezen Eflâkî, Umur Bey’in Mevlevîliğe olan ilgisinden ve denizlerdeki kahramanlıklarından dolayı eserinde ondan büyük bir övgü ile söz eder.

Aydınoğlu Mehmed Bey ve Bizans İmparatoru III. Andronikos Paleogolos (1328-1341), 1329 yılında saldırmazlık anlaşmasında bulundular; ancak Umur Bey, 1331 senesinde Gelibolu üzerine deniz seferine çıktı, çevre kale ve şehirleri yağmalayarak bol esir ve ganimet ile İzmir’e döndü. Bunun üzerine, oğlunu başkent Birgi’ye çağıran Mehmed Bey, burada oğlu ile görüştü. Yaptığı seferin gerekçelerini açıklayan Umur Bey, babasına bağlılığını bildirdikten sonra İzmir’e dönmüştür.

Umur Bey, babasına bağlılığını bildirdikten sonra İzmir tersanesinde büyük bir donanma inşasına girişmiş, hazırlıklar tamamlandıktan sonra da 1332 yılında donanması ile birlikte denize açılmıştır. Önce İşkopelos, İşperos, İpsara adalarını fethetti, ardında da Tuzla ve Mondonico kalelerini kuşattı ve anlaşma karşılığında kuşatmayı kaldırarak geri çekildi. Sonrasında tekrar denizlere açılan Umur Bey, Eğriboz Kalesi’ni ve şehrini haraca bağlayıp Menevşe Kalesi’ni ele geçirerek ve bir takım başka adaları da yağmalayıp bol ganimet ve esir ile İzmir’e döndü. Bu başarılarından ötürü Mehmed Bey yanında diğer oğulları olduğu halde bizzat İzmir’e gelerek oğlunu başarılarından dolayı tebrik etti.

Yeni bir sefer hazırlıklarına girişen ve daha büyük bir donanma oluşturan Umur Bey’in bu seferki hedefi Mora Yarımadası idi. 1333-34 yılında Büyük bir donanma ve asker gücü ile adaya saldıran Umur Bey, adayı yağmalayarak yine pek çok ganimetin yanında esirler ile birlikte İzmir’e döndü. İzmir’e döndüğünde yine babası Ulubey Mehmed Bey tarafından karşılanan Umur Bey, buradan hareketle babası ile Birgi’ye gitti. Baba-oğul çıktıkları bir av sırasında Mehmed Bey atının üstünden nehire düştü ve hastalandı. Mehmed Bey, hastalığı atlatamayarak kısa bir süre sonra vefat etti (1334).

Umur Bey, normal şartlarda en büyük oğul olarak Hızır Bey’in hakkı olmasına rağmen ağabeyi Hızır Bey, diğer kardeşleri ve amcalarının müttefiken Ulubeyliğe kendisini seçmesinin sonucunda babasının ardından 1334 yılında Aydınoğulları Beyliği’nin ikinci Ulubeyi olmuştur.

Haçlıların İlk Gelişi 

Aydınoğulları Beyliği ve Umur Bey’in Ege Denizi ve adalarındaki faaliyetlerinden en büyük ticarî zarara Latinler, yani İtalyan cumhuriyetleri ve özellikle de Venedikliler uğramaktaydı. Bunun sonucunda 1332 yılından bu yana bir haçlı savaşı düşüncesi Latinlerde belirmişti. Bu düşünce çerçevesinde bir Haçlı donanması kuruldu ve kendisinin Birgi’de, babasının yanında bulunduğu sırada bu Haçlı donanması İzmir’e bir saldırıda bulunsa da Umur Bey İzmir’e dönmeden bu saldırı Aydınoğulları Beyliği’nin İzmir’deki asker ve yöneticileri tarafından bertaraf edilmiş ve donanma geri çekilmek zorunda bırakılmıştı. Bu kez de babasının ölümü dolayısıyla Birgi’de bulunduğu sırada Haçlı donanması İzmir’e tekrar saldırdı. Haberi aldıktan sonra Ulubey olarak ivedilikle İzmir’e dönen Umur Bey, Haçlıların bu saldırısını da boşa çıkardı. Haçlı saldırılarını boşa çıkaran Umur Bey, donanmasını hazır hale getirdikten ve hazırlıklarını tamamladıktan sonra misilleme amacıyla Saruhanoğlu Süleyman Bey ile ittifak yaparak öncekilerden çok daha büyük bir donanma ile Ege Denizi’ne açıldılar. Ege Denizi’ndeki pek çok adaya akınlar düzenleyip, yağmalayıp, haraca bağladıktan sonra Mora Adası’na saldırdı ve buradan elde ettiği önemli bir ganimet ile birlikte 1335 yılında İzmir’e döndü.

Haçlı Seferi’ne Umur Bey’in Karadan Cevabı    

Bu deniz seferlerinin ardından Umur Bey, 1335 yılı içerisinde Bizans’ın Batı Anadolu’da elinde kalan son büyük ve önemli kale ve şehir olan Philidephia’yı (Alaşehir) kuşattı ve burayı vergiye bağlayarak geri döndü. Kendisi ve devletinin bilgi ve yetkisi dışında Midilli Adası’nı ele geçiren Foça Valisini cezalandırmak isteyen İmparator III. Andronikos, bölge üzerine sefer çıkmıştı. Bölgeye geldikten sonra Midilli ve Foça’yı kuşatan İmparator, Aydınoğulları Beyi ile anlaşmazlıklara son vermek ve ittifak yapma isteğindeydi. Bundan sebep, kendine en yakın devlet adamlarından Kantakuzenos’u Umur Bey ile görüşmeler yapmak üzere gönderdi. Karaburun’da görüşen Kantakuzenos ve Umur Bey anlaştı ve iki devlet arasında ittifak 1336 yılında kurulmuş oluyordu. Ayrıca, yapılan anlaşma gereği Aydınoğulları ordu ve donanması Bizans kale ve şehirlerine saldırmayacak, Bizans düşmanlarıyla savaş halindeyken beylik, yardımcı askerî birlikler gönderecektir. Böylelikle Aydınoğulları Beyliği büyük bir diplomasi zaferi kazanırken bir yandan da Kantakuzenos-Umur Bey dostluğu ve ittifakı kurulmuş oluyordu.

Umur Bey’in İttifak Siyaseti

1337 yılında Atina’nın Katalan dükü, Latinlere karşı Umur Bey’den yardım talebinde bulunmuştur. Bu talebi olumlu karşılayan Umur Bey, Atina’ya gitti. Dönüş yolunda da Sifnos, Andros, İşkinos, Para ve Nakşa adaları Umur Bey’in akınlarına uğramış ve yağmalanmıştır. Daha sonra Eğriboz Adası’na ayak basan Umur Bey, İmparatorun telkinleri sonucu Bizans’a karşı ayaklanan Arnavutlar üzerine yürümüş ve kalelerini yağmalamış, kuşatmış, fakat çıkan fırtınada donanmasının zarar görmesi üzerine gemilerinin hasarlarını giderdikten sonra 1338 yılında İzmir’e dönmüştür. Bu seferin ardından tekrar hazırlıklara girişen Umur Bey, tekrar Mora üzerine bir sefer tertiplemiştir.

Bizans ile yapılan ittifak çerçevesinde Aydınoğlu Gazi Umur Bey ve donanması, Bizans İmparatoru’nun ayaklanan Arnavutlar üzerine yaptığı sefere katılmıştır. Epir ve Tuna Seferi de denilen bu iki sefer esnasında Umur Bey, Düsturnâme’deki anlatıma göre Mora’nın Korint (Germe) körfezinde geldiğinde gemilerini karadan yürüterek karşıya geçirmiş, oradan da hareketle Konstantinopolis (İstanbul) önlerine gelmiş ve buradan hareketle donanma ile Karadeniz’e geçerek kuzey Epir bölgesindeki isyanı bastırmış ve bölgedeki bazı yerleri de asi Arnavutlar’dan temizlemişlerdir. Karadeniz’e ulaştıktan sonra bu denize kıyısı olan Kili çevresini iki müttefik güç yağmaladıktan sonra bol ganimet ile geri dönülmüştür. Dönüş yolunda tekrar Korint körfezinden gemiler karadan yürütülerek karşıya geçilmiş ve İzmir’e dönülmüştür. Ancak sefer güzergâhının mesafesi, zamanı ve seferin gelişme şekli içerisinde bu bilgiye dair önemli kuşkular barındırır; bu eserde Epir Seferi önceden yapılmış bir deniz seferi, gemilerin karadan yürütüldüğü yer de Gelibolu Yarımadası olmalıdır. Ayrıca, Düsturnâme’de bu iki sefer, tek bir sefer olarak verilmekterdir.

1341 yılına gelindiğinde Andronikos’un ölümü ve İoannes Paleogolos’un küçük yaşta imparator olmasının ardından Kantakuzenos’un onun vasisi olması dolayısıyla Knatakuzenos-Umur Bey ittifakı, daha önemli bir hal aldı. Kendisine karşı kurulan Osmanoğulları, Karesioğulları, Saruhanoğulları ittifakını onlarla anlaşarak ortadan kaldırdı ve Umur Bey’i de kendi saflarına kattı. 1342 yılına gelindiğinde İmparatorluk davasına düşen Kantakuzenos, rakipleri karşısında zor duruma düşünce müttefiki ve yakın dostu Umur Bey’den yardım istedi. Bu isteği olumlu karşılayan ve kabul eden Umur Bey’de önemli sayıda askerî gücü ve güçlü donanmasıyla Kantakuzenos’un yanına Dimetoka’ya gitti. Derhal harekete geçen Umur Bey, Balkanlar’daki iklim şartları yüzünden ordusunda kayıplar verilmesi üzerine ani bir kararla 1343 yılında İzmir’e geri döndü. Aydınoğullarının geri dönüşü karşısında tekrar zor duruma düşen Kantakuzenos tekrar Gazi Umur Bey’den yardım talebinde bulundu. Bunu üzerine tekrar harekete geçen Umur Bey, donanması ile Selanik’e gelerek burada karaya çıktı, şehri ve çevreyi yağmaladı. Kantakuzenos ile Trakya kentlerini bir bir dize getirdikten ve Kantakuzenos’a bağlılıklarını bildirmelerini sağladıktan sonra iki hükümdar, Konstantinopolis’e; imparator ve annesi nezdine elçilerini göndermişlerdir. İmparator ve annesi Umur Bey’e geri dönmesi ve bu ittifaktan ayrılması için çağrıda bulunsalar da o bunu kabul etmedi. Ardından birlikte Mor Yarımadası üzerine sefere çıktılar. Sefer sırasında Umur Bey’in hastalanması üzerine Dimetoka’ya geri dönüldü ve yolda bir Bizans ordusunun kendilerine saldırmaları üzerine yapılan savaştan galip çıktılar.

Seferin uzaması, askerin geri dönme isteği ve kendisinin de rahatsızlanmasından dolayı Umur Bey, Kantakuzenos’a geri döneceğini ama daha sonra tekrar asker toplayarak kendisine yardıma geleceğinin sözünü vermiştir. Tüm bu yorucu seferin ardından 1344 yılında ordusu ile birlikte İzmir’e geri dönmüştür.

Haçlılar İle İkinci Karşılaşma ve Türkmen İttifakı

Umur Bey’in İzmir Bey’i olmasından başlayarak Ulubey olma sürecinde devam eden gazâ ve akınlar, Latinler için gün geçtikçe daha büyük ticarî kayıplara ve problemlere neden olmaktaydı. Bu yüzden, papa öncülüğünde İzmir’i geri almak için Venedik, Rodos, Kıbrıs ve Cenova gemilerinden oluşan bir Haçlı donanması oluşturuldu ve bu donanma 1344 yılı içerisinde İzmir’e saldırdı. Bu ani ve beklenmedik saldırıya hazırlıksız yakalanan beylik ve Umur Bey, Aşağı İzmir’i yani liman bölgesini Haçlılara bırakarak geri çekilmek zorunda kalmıştır. Hemen hazırlıklara başlaya Umur Bey, Aşağı İzmir’i geri alma niyetindeydi. Bunun için kuvvetlerini topladıktan ve hazırlıklarını tamamladıktan sonra süratle tekrar Aşağı İzmir Kalesi’ni kuşatarak abluka altına aldı. Bu kuşatma sonuçsuz kalsa da 1345 yılında Latinlerin Yukarı İzmir’i ele geçirmek için yaptığı bozguna uğratarak geri püskürttü.

Bu sıralarda Yukarı İzmir’e gelen Saruhanoğlu Süleyman Bey, Umur Bey ile konuşarak onu Ege adaları ve Rumeli üzerine yeni bir deniz seferine ikna etti. İçinde Aşağı İzmir’in intikamını alma hissiyatı ile hareket eden Umur Bey, kendi donanması yanında Saruhanoğulları ve Karesioğulları donanmaları ile birlikte müttefik bir donanma oluşturaraktan üç beyliğin donanması deniz açıldı. Gelibolu üzerinden Rumeli’ye geçen müttefik kuvvetler, önce Dimetoka, Selanik ve Gümülcine kale ve şehir ve etraflarını yağmaladılar. Ardından Kantakuzenos ve kuvvetleri ile birleşen Umur Bey ve Aydınoğlu kuvvetleri Kantakuznos’un Balkanlar’daki düşmanları üzerine yürüyerek onları yenilgiye uğratmışlardır. Kantakuzenos’un rakiplerinin öldürüldüğü haberleri ile gelmesinin ardından hem Umur Bey hem de Süleyman Bey, bu fırsattan istifade Kantakuzenos’a başkente hareket edilmesi gerektiği yönünde telkinlerde bulunsalar da Konstantinopolis’in politik ortamının buna uygun olmadığı haberleri üzerine Makedonya’ya doğru geri dönülmek zorunda kalınmıştır.

Yolculuk esnasında Süleyman Bey’in ölmesi üzerine derin bir üzüntü yaşayan Umur Bey, geri dönme kararı aldı ve Kantakuzenos’a da bu kararını bildirdikten sonra 1346 yılında İzmir’e geri döndü. Bu sırada, Umur Bey ve diğer beylerin tekrardan denizlerde ve Rumeli’de faaliyet göstermelerinden büyük bir rahatsızlık duyan, korkan ve zarara uğrayan Latinler, papanın öncülüğünde yeni bir Haçlı donanması oluşturdular. Haçlı donanmasının İzmir’e saldırmasından sonra Umur Bey, kuvvetleri ile Haçlıları Aşağı ve Yukarı İzmir Kaleleri arasındaki bölgede karşıladı. Yapılan savaşta iki taraf adına da kesin bir sonuç çıkmayınca önemli Haçlı komutanları, kuvvetleri ile birlikte ülkelerine döndüler.

Haçlılar İle Yapılan Antlaşma

Tüm bunların ardından Umur Bey, diplomatik temaslarda bulundu. 1347-48 yılı içerisinde Latinler ile elçiler aracılığıyla yapılan görüşmelerde Aşağı Kale’nin yıkılması ve bazı ticarî imtiyazlar karşılığında Latinler ile anlaşmaya varılsa da papa bunu kabul etmedi. Anlaşmanın kabul edilmemesinin ardından Gazi Umur Bey, 1348 yılı içerisinde ordusunu toplayarak Aşağı İzmir Kalesi’ni kuşattı. Cesurca, yiğitçe ve askerlerine cesaret vermek için en ön saflarda bizzat çarpışan Umur Bey, kale surlarına tırmanırken vücuduna saplanan bir ok sonucu şehit düşmüştür. Umur Bey’in Haçlılara karşı bu mücadelesinin ardından yerine ağabeyi Hızır Bey geçmişti. Hızır Bey hem yaşlı bir bey idi hem de kardeşi kadar mücadeleci bey değildi. Onun bu zafiyetini değerlendiren Haçlılar üzerine gitmişler ve netice almışlardı. Nihayetinde Haçlılar ile mücadele etmeyi göze alamayan Hızır Bey saltanatın daha ilk yıllarında Venedik ve Cenevizliler ile antlaşma imzalamak durumunda kalmış, böylece ilk defa bunlara kapitülasyon vermeye razı olmuştu. Böylece Haçlılar önemli ticari ayrıcalıklar elde etmişlerdi. Aydınoğulları’da kıyı limanlarını kapsayan hakimiyeti zayıflamış İzmir ise çoktan Türk hakimiyetinden çıkmıştı.

Bergama’da Haçlı-Türk Kavgası: Karasioğlu Yahşi Bey ve Katalanlar

Kuzey Batı Anadolu’nun önemli yerleşimlerinden olan Misya ve çevresi Karesi ve Kalem Bey tarafından XIV. yüzyılın başlarında fethedilerek Türk yurdu haline getirilmiş ve burada Karesioğulları adıyla bir Türk devleti kurulmuştu. Karesi oğullarından Yahşi Bey ise iyice batı kıyılarına hücum ederek Bergama’yı fethetmiş ve burayı beyliğin kendi adıyla anılan kolunun merkezi yapmıştı. Onun 1302 tarihindeki bu başarısı Bizans İmparatorunu paniğe düşürmüş ve İmparator Katalanlardan yardım istemek durumunda kalmıştı. Bunun üzerine kalabalık bir Katalan birliği Batı Anadolu’ya gelmiş  Bergama başta olmak üzere pek çok noktada Bizans imparatorunun denetiminde Türklere karşı harekâta girişmişlerdi. Yahşi Bey bu Katalan birliklerine karşı amansız bir mücadeleye girişmiş ve nihayetinde Bergama’yı bu haçlı ordusuna karşı korumayı başarmıştı.  Gelen Katalan birlikleri ise bir taraftan Bizans imparatorunun kendilerine vaade ettiği şeyleri yerine getirmemesi gerekse uğradıkları yenilgi neticesinde belli bir süre sonra geri çekilerek Batı Anadolu topraklarını terk etmişlerdi.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar ve resimlerle tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Kaynak gösterilmek suretiyle yapılan kısa alıntılar dışında içeriklerin tamamı kopyalanamaz ve çoğaltılamaz.
Kaynakçalar
AHMED TEVHİD, Meskukat- ı Kadime-i İslamiye Kataloğu 4. Kısım, Türkistan Hakanları, Selçuklular, Anadolu Beylikleri, İstanbul 1321.
AHMED TEVHİD, Aydınoğullarından Mehmed Bey, Umur Bey, İsa Bey, ve Cüneyd Beye Ait Paralar, TOEM, c.10. İstanbul.
AKIN HİMMET, Aydınoğulları Tarihi, Ankara, 1946; İkinci ve Genişletilmiş Baskı, Ankara, 1968.
AKSARAYÎ, Kerimüddin Mahmud; Müsameret el- Ahbar ve Müsayeret el- Ahyar (Yay. Osman Turan), Ankara 1944; Kerimüddin Mahmud b. Muhammed (öl. 1320), Selçuki Devletleri Tarihi – Aksaraylı Kerimeddin Mahmud'un Müsameret al ahyar adlı Farsça tarihinin tercümesi, (çev. M. Nuri Gencosman, Önsöz ve notlar. Feridun Nafız Uzluk), Ankara 1943.
ANONİM, Anadolu Selçukluları Devleti Tarihi (Tarih- i Âl-i Selçuk der- Anatoli) tıbkı basım ve (Çev. F. Nafız Uzluk), III, Ankara 1952.
AŞIKPAŞAZADE, Ahmet Aşıkî, Tevarih-i Âli Osman, Düzenleyen: Çiftçioğlu N. Atsız, Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1947.
BAYKARA, Tuncer, Anadolu’nun Tarihi Coğrafyasına Giriş: Anadolu’nun Türk Devrindeki İdari Taksimatı, Ankara, 1988.
BAYKARA, Tuncer, Aydınoğlu Gazi Umur Bey (1309-1348), Ankara, 1990.
BAYKARA, Tuncer, ‟XIII-XIV. yüzyıllarda Batı Türklüğünde Şehirleşme Eğilimi: Yeni-şehirler” İÜEF Tarih Enstitüsü Dergisi, S.16, Istanbul, 1998.
EFLAKİ, Şemsu'd-din Ahmed el- Arifi, Menakib ûl- Arifin, I- II, neşr Tahsin Yazıcı, Ankara 1980; (çev. Tahsin Yazıcı, Ariflerin Menkıbeleri), I- II, İstanbul 1989.
EL- ÖMERİ, Al- Umari's Bericht Über Anatolien usw, F. Taescher Neşri, Leibzig 1991.
İBN BATTUTA, Ebu Abdullah Şemseddin Muhammed b. Abdullah (öl.1368), Rihletu İbn Battuta; (çev. Suat Aykut), İbn-i Battuta Seyahatnamesi I-II, İstanbul, 2004.
GÜNAL, Zerrin, ‟Aydınoğulları Beyliği”, Türkler, C.6, İstanbul, 2002, s.1384-1391.
İBN BİBİ, Tarih-i Âl-i Selçuk, neşr Th Houstma, Leiden, 1902.
İBN BİBİ, el- Evamilü'l alaiyye fi'l- umuri'l- alaiyye: Selçukname, (haz. Mürsel Öztürk)., Ankara Kültür Bakanlığı, 1996.
İNALCIK, HALİL, ‟Batı Anadolu’da Yükselen Denizci Gazi Beylikler, Bizans ve Haçlılar”, Türk Denizcilik Tarihi, ed. İdris BOSTAN-Salih ÖZBARAN, İstanbul, 2009.
KONUKÇU, Enver, ‟Aydın İli’nin Gelişiminde Aydın Bey”, Tire Araştırmaları Sempozyumu Bildiriler, C.2, (ed. Mehmet Akif Erdoğru-Şule Pfeiffer Taş), 12-13 Mart 2015, İzmir, s.109-117.
LEMERLE, P. l’Emirat d’Aydin, Byzance et l’Occident, Paris, 1957.
MERÇİL, Erdoğan, ‟Aydınoğulları” TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1991.
OSTROGORSKY, Geoge, Bizans Devleti Tarihi, çev. Fikret Işıltan, Ankara, 1991.
DİĞER MAKALELER
Türk Beylikleri Karşısında Haçlı Seferleri
Osmanlı Tarihi
Osmanlı’da Şehzadelik Kurumu: Şehzadeler Nasıl Yetişirdi?

Osmanlı Devleti’nde hükümdardan sonra tahtın meşru varisleri olan şehzadeler, padişahların erkek çocukları olup, Osmanlı veraset anlayışı gereğince taht üzerinde yegâne hakka sahip kişilerdir. Bu hak şehzadelerin padişahtan sonra tahta geçebilmelerini sağlamış olup, bu konuda kuruluş yıllarından itibaren farklı uygulamalar yaşandı. Daha ziyade merkezi yönetim anlayışına dayalı bir devlet politikası içerisinde hareket eden Osmanlı Devleti’nde, şehzadelik makamına büyük saygı duyulmuş ve hanedanın en imtiyazlı sınıfı olarak kabul edilirdi. Bu durum şehzadelerin gelecekte tahta çıkması muhtemel bir padişah gibi yetiştirilmesini ve iyi bir eğitim almalarını gerekli hale getirdi. Bu eğitimler çocuk yaşlardan itibaren ve ilk olarak sarayda başlamaktadır. Yine XVI. yüzyılın sonlarına kadar sancaklara gönderilerek yönetim tecrübesi kazanan şehzadelerin yetiştirilmesindeki usuller, XVII. yüzyılın başlarından itibaren uygulanan yeni ekberiyet sistemi ve bu sisteme bağlı olarak getirilen kafes uygulamasıyla tamamen değişti. Bu sistem devletin yıkılışına kadar yine birtakım değişimler yapılmakla birlikte yürürlükte kalmış ve durum yönetim tecrübesinden yoksun padişahların başa geçmesine sebep oldu. Tüm bu durumlar bize Osmanlı tarihinin her döneminde oldukça önem verilen şehzadelik kurumunda zaman içerisinde dönemin şartları gereğince bir takım düzenleme ve değişikliklerin yapıldığını göstermektedir. Yazımızda bu değişimlerin ne zaman/nasıl ve niçin olduğuna dair soruların kısa cevapları verildi. Nitekim şehzadelik ile ilgili bu değişimlerin tespiti, kurumun işleyişi ve Osmanlı Devleti’nin geleceğini nasıl etkilediğine dair ipuçlarını bize göstermektedir. Bu sebeple yazımızda şehzadelerin doğumları ve bu süreçteki uygulamalar, çocukluk yılları, eğitimleri ile gençlik ve şehzadelik yıllarına dair bilgiler bulacaksınız.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun