Dünden Bugüne Tarihimizdeki Askerî Darbeler ve Müdâhaleler

Dünden Bugüne Tarihimizdeki Askerî Darbeler ve Müdâhaleler

"Aslında askerî darbeler, tarihimizde öyle nâdir patlak veren gelişmelerden değil, aksine belli aralıklarla istikrarlı bir şekilde tekerrür etmektedir. Bu anlamda ciddî bir Türk darbe geleneğinden bahsedilebilir. Bunun en somut kanıtı ise, bu makalede zikredilen askerî müdâhaleler ve darbelerdir. Aşağıda tespit edilen yönetim ve hükümet karşıtı teşebbüslerdeki sıklık ve istikrar sizleri de şaşırtacak mahiyettedir."

BEYAZ TARİH \ MAKALE

15 Temmuz 2016 Askerî Darbe Teşebbüsü’yle ilgili ilk haberler gelmeye başladığında buna inanamadık. Geçmişteki darbelere şâhit olan bizler, günümüz Türkiye’sinde bir daha askerî müdâhale veya darbe olmaz, bunlar eski Türkiye’de kaldı diye bu iddiaları kabul etmedik. Fakat ilerleyen saatlerde bu iddialar resmî ağızdan da teyyid edilince tarihimizdeki darbelerden bir tanesine daha şâhitlik etmiş olduk. Bu arada darbe nedir bilmeyen gençler ise, bu gelişmelerin seyrinden de pek bir şey anlayamamışlardı. Bununla alakalı sâdece iki örneği zikretmek isterim: 19 yaşındaki kızım, “asker darbe yapmış şimdi ne olacak?” diye sormuştu. Aynı sıralarda 14 yaşındaki yeğenim babasına, “darbe ne demek ki?” sorusunu tevdi etmiş. İnanıyorum ki bu ve benzeri suallere pek çoğunuz kendi çevrenizde muhatap olmuşsunuzdur. Belli bir yaşın altındakiler askerî darbenin ne olduğunu ve sonuçları itibarıyla neleri getireceğini bilmeseler de, bu şekilde darbe gerçeğini bunlar da ilk defa yaşamış oldular.  

Aslında askerî darbeler, tarihimizde öyle nâdir patlak veren gelişmelerden değil, aksine belli aralıklarla istikrarlı bir şekilde tekerrür etmektedir. Bu anlamda ciddî bir Türk darbe geleneğinden bahsedilebilir. Bunun en somut kanıtı ise, bu makalede zikredilen askerî müdâhaleler ve darbelerdir. Aşağıda tespit edilen yönetim ve hükümet karşıtı teşebbüslerdeki sıklık ve istikrar sizleri de şaşırtacak mahiyettedir.

Darbelerin tespit edilmesine sondan, Cumhuriyet Türkiyesi’nden başlayalım.

Cumhuriyet Türkiyesi Nesilleri Askerî Müdâhaleler ve Darbelerle Yetişmiştir

Kitabî bilgiler bir tarafa, zihnimi yokladığımda gençlik günlerine ilk adımımın 12 Eylül 1980 Darbesi’yle olduğunu hatırlıyorum. Sağ-Sol çatışması bahane edilerek bu darbe yapılmıştı. Henüz daha 14 yaşındayken darbenin ne olduğunu bilmediğim o günlerde sokağa çıkma yasağıyla, askerlerin nüfûs cüzdanı kontrolleriyle ve bir de darbeci General Kenan Evren’in TRT’deki konuşmalarıyla darbe yönetimini tanımış oldum. Ardından irticâ bahanesiyle yapılan 28 Şubat 1997 Müdâhalesi’ni Almanya’da TV kanallarında takip etmiştim. Aslında bu askerî müdâhaleyle birlikte bir de TV kanallarının ve bazı gazete sahiplerinin siyaset mühendisliğini yaşamıştık. O günlerde basın-yayın organlarında sözde irtica karşıtı yayınlar ve yorumlar aylarca ateşli bir şekilde sürdürülmüştü. Bu tazyike dayanamayan hükümet istifa etmek zorunda kalmıştı. 28 Şubat Darbesi’nin başarılı olmasının en önemli nedeni, hiç şüphesiz askerden ziyade basın-yayın kuruluşlarının bu ajite yayınları idi. Gerçeklikleri hâlen tartışmalı olan ve gerçekleşmeyen 2003-2004 Ayışığı, Sarıkız, Yakamoz, Eldiven ve Balyoz Darbe Planları bizleri günlerce meşgul etmişti. Postmodern darbe olarak tarihe geçen 27 Nisan 2007 Müdâhalesi “e-muhtıra” şeklinde cereyan etmişti. Yeni bir irticâ karşıtı müdâhale, bu kez hükümetin karşı tavrı sayesinde akîm kalmıştı.

En son 15 Temmuz 2016 Darbe Teşebbüsü’nü hep birlikte ân be ân yaşadık. 15 Temmuz, darbeler tarihimize nev-i şahsına münhasır bir darbe olarak geçmiştir. Bu hareket, emekli bir hocanın etrafında örgütlenen Fetö’ye mensup siviller ve subaylar ile bunlara destek veren diğer grupların ortak darbe teşebbüsüdür. Bu durum, darbe tarihimizde ilk defa görülen bir özellik olarak kayıtlara geçmiştir. Zîrâ daha önceki darbeler mevcut yönetimi korumak iddiasıyla Atatürkçülük altında bazı subaylar tarafından yapılmıştı. Diğer bir özelliği ise, sivil insanlara silah çekilmesi, savaş uçaklarıyla TBMM’nin ve Cumhurbaşkanlığı Köşkü Beştepe’nin bombalanmasıdır. Bu darbeyle ilgili vurgulanması gereken son özelliği ise, halkın darbeye ve darbecilere karşı ilk defa meydanlara inmesidir.

20 Mayıs 1969 Darbe Teşebbüsü ve 9 Mart 1971 Darbe Teşebbüsü gibi olayları, yaşımın küçüklüğünden dolayı hatırlamasam da burada zikretmem gerek. Böylece bugüne kadar bir darbe ve üç darbe teşebbüsü, iki müdâhale ve dört darbe planı olmak üzere toplamda 10 askerî olay cereyan etmiştir. Böylece 5 yılda 1 askerin meşrû yönetime müdahil olduğuna veya olmak istediğine şâhid olmuşum.

Cumhuriyet Türkiyesi tarihi boyunca yapılan darbeleri de dikkate alırsak, bu sayı daha da artıyor. 27 Mayıs 1960 Darbesi, 1957-1958 Dokuz Subay Olayı, 22 Şubat 1962 Ayaklanması ve 20 Mayıs 1963 Ayaklanması ile birlikte darbe ve müdâhale sayısı toplam 14 yapıyor. Böylece 93 yıllık Cumhuriyet tarihimizde ortalama 6.6 yılda bir darbe cereyan etmiştir.

Bütün bu askerî darbelerin ve müdâhalelerin siyasî tarihimize getirdiği maliyet çok ağır olmuştur. Bunları tespit olarak şöyle zikretmek mümkündür: Demokratik yönetime iki kez askerîye tarafından doğrudan el koyulmuş ve demokrasi askıya alınmıştır. Demokrasi geleneğimiz ciddî yaralar almıştır. İki cumhurbaşkanı tutuklanmış ve bir başbakan idam edilmiştir. İki defa siyasî partilerin tamamı kapatılarak köklü bir parti geleneğinin oluşmasına engel olunmuştur. İki kez anayasa değiştirilerek sağlam bir anayasal geleneğin teşkil edilmesi sekteye uğramıştır. Dört kez hükûmet istifa ettirilerek, Türkiye’nin istikrarına zarar verilmiştir. Bu arada darbeye zemin hazırlamak için çıkan terör olaylarında binlerce genç öldürülmüş ve askerî cunta tarafından çok sayıda genç idam edilmiştir. Hulâsa bu askerî müdâhalelerden dolayı Türki siyasî hayatı bir türlü istikrar kazanamamış ve demokratik yönetim âdeta herc ü merc olmuştur. İktisâdî kayıpları çok daha büyüktür. Bütün bu gelişmelerden dolayı Türk toplumu da sosyo-psikolojik ciddî travmalar ve kırılmalar yaşamıştır. Bu tür travmaların ve kırılmaların yaraları çok daha ağır olmuş; bunların olumsuz sonuçları günümüzde dahi etkisini sürdürüyor.  

Osmanlı Türkiyesi Darbeleriyle Modern Darbelere Zemin Hazırlamıştır

Darbeler tarihimizin yakın dönemlerindeki bu hareketlilik, Osmanlı Türkiyesi’nde de fazlasıyla görülüyor. 623 yıllık Osmanlı tarihinde bu tür askerî müdâhalelerin hepsini burada zikretme imkânımız olmadığı için, bir ayırıma gitmek gerek. İstanbul’daki her askerî isyandan daha ziyade padişâh ve yönetim karşıtı ile sadrazam ve hükümet karşıtı askerî olayları tespit etmek, fikir vermesi bakımından yeterlidir. 

Osmanlı darbeler geleneğini, 1446 senesinde cereyan eden ve Buçuktepe Vakʽsı diye  tarihe geçen olayla başlatılabilir. Yeniçerilerin isyanı üzerine Sultan II. Mehmed’e  [d. 1432-ö. 1481; h. 1444-1446; 1451-1481] karşı II. Murad [d. 1404-ö. 1451; h. 1421-1444; 1446-1451] Edirne’ye davet edilmiş ve tahta tekrar geçirilmiştir. Takip eden darbe, Şehzâde Selim’in babası Sultan II. Bâyezid’e [d. 1447-ö. 1512; h. 1481-1512] karşı Yeniçerilerin ve Sipahilerin desteğini alarak babasını 1512 yılında tahttan inmeye zorlaması ve neticesinde hükümdâr olmasıdır. 1622 yılında cereyan Sultan II. Osman [d. 1604-ö. 1622; h. 1618-122] karşıtı darbe tarihimizin en dramatik olayıdır. Bu darbe ile tâlihsiz genç hükümdâr önce tahttan indirilmiş yerine Sultan I. Mustafa [d. 1591-ö. 1639; h. 1622-1618] geçirilmiş; ardından da vahşice katledilmiştir. Bu şekilde ilk defa bir Osmanlı hükümdârı darbeciler tarafından öldürülmüştür.

Aradan fazla zaman geçmemiş bu kez 1623 senesinde I. Mustafa karşıtı darbe gerçekleştirilmiş, yerine IV. Murad [d. 1612-ö. 1640; h. 1623-1640] geçirilmiştir. Bu darbe veziriazam, şeyhülislâm, diğer devlet erkânı ve askerin ortak hareketiyle ortaya çıkmıştır. 1648’deki Sultan İbrahim [d. 1615-ö. 1648; h. 1640-1648] karşıtı darbe diğer bir dramatik olaydır. Kösem Sultan’la anlaşan darbeciler Sultan İbrahim’i tahttan indirmişler, yerine oğlu Sultan IV. Mehmed’i [d. 1642-ö. 1693; h. 1648-1687] geçirmişlerdi. Fakat bununla yetinmemişler ardından IV. Mehmed’in fermanıyla babası Sultan İbrahim katletmişlerdir. Darbe ile tahta çıkan IV. Mehmed yine bir darbe ile tattan indirilmiştir. 1687’de seferden dönen askerin Edirne’den İstanbul’a gönderdikleri haberle hükümdârın yerine yeni bir padişâhın seçilmesini istemesi üzerine toplanan devlet erkânı, IV. Mehmed’i indirerek yerine Sultan II. Süleyman’ı [d. 1642-ö. 1691; h. 1687-1691] tahta geçirmiştir.

1703 yılında cereyan eden bir darbe ile Sultan II. Mustafa [d. 1664-ö. 1703; h. 1695-1703] tahttan indirilip yerine Sultan III. Ahmed [d. 1673-ö. 1736; h. 1703-1673] geçirilmiştir. Aslında Şeyhülislâm Feyzullah Efendi ve oğulları karşıtı başlayan isyan belli bir süre sonra II. Mustafa karşıtı bir darbe şeklini almış ve amacına ulaşmıştır. Fakat bu kez de 1730 Patrona Halil İsyanı isyanı neticesinde Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa öldürülmüş ve Sultan III. Ahmet tahttan indirilmiştir.

1807 Kabakçı Mustafa İsyanı, Osmanlı Modernleşmesi’nin ilk önemli ismi Sultan III. Selim’in [d. 1671-ö. 1807; h. 1789-1807] tahttan indirilmesine ve öldürülmesine neden olmuştur. Ardından Rusçuk Âyânı Alemdâr Mustafa Paşa adamlarıyla İstanbul’a gelerek 1808 yılında IV. Mustafa’yı [d. 1779-ö. 1808; h. 1807-1808] tahttan indirmiş ve yerine Sultan II. Mahmud’u [d. 1785-ö. 1839; h. 1808-1839] geçirmiştir. Bu kez de II. Mahmud da abisi IV. Mustafa’yı daha sonra idam ettirmiştir.   

Süleymaniye Medresesi’nden Şeyh Ahmed Efendi’nin liderliğindeki Fedâiler Hareketi’nin Sultan Abdülmecid [d. 1823-ö. 1861; h. 1839-1861] karşıtı başarısız darbe teşebbüsü, 1859 senesinde görülmüştür. Ardından Osmanlı tarihinin ilk modern askerî darbesi 1876’da vuku’ bulmuştur. Sadrazam Mütercim Mehmed Rüşdü Paşa, Serasker Hüseyin Avni Paşa, Adaliye Nâzırı Midhat Paşa ve Mekteb-i Harbiye Komutanı Süleyman Hüsnü Paşa’dan oluşan darbeciler Sultan Abdülaziz’i [d. 1830-ö. 1876; h. 1861-1876] tahttan indirip daha sonra katlettirmişlerdir.

 Osmanlı hükümdârları arasında askerî müdahalelere en fazla maruz kalan Sultan II. Abdülhamid’dir [d. 1843-ö. 1918; h. 1876-1909]. Sırasıyla 1896, 1903, 1908 ve 1909 olmak üzere dört darbe teşebbüsü ve darbe abdülhamidî yönetim karşıtı olarak tarihe geçmiştir. Daha da önemlisi II. Abdülhamid, yönetim karşıtı muhaliflerin gizli faaliyetleriyle 1889-1909 yılları arasında uzun süre mücâdele etmek zorunda kalmasına rağmen, askerî bir darbeyle tahttan indirilmiştir.   

Osmanlı tarihinde cereyan eden veziriazam, sadrazam ve hükümet karşıtı darbelerin sayısı ise çok daha fazladır. Bunlardan bazıları şunlardır: 1632 Veziriazam Hâfız Ahmed Paşa’nın Yeniçeriler tarafından vahşice parçalanması, 1655 Veziriazam İbşir Mustafa Paşa’nın öldürülmesi, 1687 Veziriazam Siyavuş Paşa’nın katledilmesi, 1808 Sadrazam Alemdâr Mustafa Paşa’nın ortadan kaldırılması, 1908 Sadrazam Kâmil Paşa hükümetinin düşürülmesi, 1913 Bâb-ı Âlî Baskını, 1913 Taklîb-i Hükûmet ve 1913 Sadrazam Mahmud Şevket Paşa’nın suikastla öldürülmesi.

Bu bilgileri toparlama bâbında askerî müdâhaleler ve darbeler neticesinde tahttan indirilen hükümdârları bir kez daha zikredelim: Sultan II. Mehmed, Sultan II. Bâyezid, Sultan II. Osman, Sultan I. Mustafa, Sultan İbrahim, Sultan IV. Mehmed, Sultan II. Mustafa, Sultan III. Ahmed, Sultan III. Selim, Sultan IV. Mustafa, Sultan Abdülaziz ve Sultan II. Abdülhamid. Darbeler neticesinde öldürülen Osmanlı padişâhları ise sırasıyla Sultan II. Bâyezid, Sultan II. Osman, Sultan İbrahim, Sultan III. Selim, Sultan IV. Mehmed ve Sultan Abdülaziz’dir.

Netice itibarıyla 623 yıllık Osmanlı tarihinde padişâh ve sadrazam karşıtı en az 24 askerî müdâhale ve darbe vuku’ bulmuştur. Buna göre her 25 yılda bir ilgili hâdise cereyan etmiş; 12 hükümdâr darbe yoluyla tahttan indirilmiş ve bunlardan 6 tanesi darbeciler tarafından katledilmiştir. Başka bir ifadeyle 34 padişâhın 12’si darbeye maruz kalmış ve 6’sı öldürülmüştür. Veziriazam, sadrazam ve hükümet karşıtı darbeler ve öldürmelerdeki sayı ise çok daha fazladır.    

Hâsıl-ı Kelâm

Bir, Osmanlı tarihinde kadîm ve köklü bir askerî müdâhaleler ve darbeler geleneği vardır. İki, Osmanlı Türkiyesi’ndeki bu darbe geleneği Cumhuriyet Türkiyesi’ne miras kalmıştır ve günümüz şartlarında da hâlen devam etmektedir. Üç, tarihimizde böyle bir geleneğin oluşmasının nedeni Yeniçerilen/subayların devlet üzerindeki nüfuzlarıdır. Devletin askerî yapısının diğer unsurlara göre çok daha baskın olmasıdır. Dört, bu darbeleri Yeniçeri/subaylar kendi başlarına yapmamışlar; müttefikleri olarak kalemiye/bürokratlar, muhalif devlet adamları ve ilmiye/aydınlar da bunlarla birlikte hareket etmişlerdir.  Beş, bunlar milletin ve devletin geleceği için yapıldığı iddiasına rağmen halkın bu olaylardaki yeri ve rolü her zaman sınırlı kalmıştır. Altı, artık halk darbelere karşı mücadele etmeyi öğrenmiştir. Yedi, darbelerin bu kadar fazlaca ve sıklıkla vuku’ bulması devletin ve toplumun istikrarsızlaşmasındaki en önemli nedendir. Sekiz, bunlar sivil iradenin devlet kademlerine tam olarak hâkim olmasına ve sağlıklı demokratik bir geleneğin teşkil edilmesine mânî olmuşlardır.  

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Yazar Hakkında
Necmettin ALKAN

DİĞER MAKALELER
Dünden Bugüne Tarihimizdeki Askerî Darbeler ve Müdâhaleler
Osmanlı Tarihi
Elmalılı Hamdi Yazır: Sultan Abdulhamid’in Tahttan İndirilişinde Bir İslâm Alimi

Osmanlı son dönem alimlerinden biri olan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır(d. 1878/ö. 1942), bir geçiş dönemi alimi ve siyasetçisi olarak, hem Osmanlı Devleti’nin yıkılışına, hem de Cumhuriyet’in kuruluşuna şahit olmuş bir şahsiyettir. Halk nazarında ise daha çok Hak Dini Kur’an Dili adlı meşhur tefsiriyle bilinir. Meşrutiyet idaresini destekleyerek Sultan II. Abdulhamid devrindeki siyasî duruşunu da ortaya koyan Elmalılı Hamdi, II. Meşrutiyet’in ilk meclisine Antalya mebusu olarak girmiş ve Sadrazam Damad Ferit Paşa’nın ilk hükümetinde, Evkâf Nâzırlığı yani günümüz ifadesiyle Vakıflar Bakanlığı yaptı(1918-19). Bununla birlikte Elmalılı Hamdi Yazır, dönemin İslâm halifesi ve Osmanlı padişahı II. Abdulhamid’in tahttan indirilme fetva müsveddesini kaleme alarak ve meclis kürsüsünde okuyarak söz konusu hal/tahttan indirme olayında etkili oldu. Onun, “Hayatımda yaptığım en büyük hata, Sultan Abdulhamid’in hal’ine karışmamdır.” şeklindeki ifadeleri, o dönemde karıştığı bu olaydan duyduğu pişmanlığı göstermesi açısından önemlidir. Fakat burada şu hususu da özellikle belirtmeliyiz ki, onun siyasî anlamda içerisinde bulunduğu bu tercih, günümüzün en güvenilir tefsirlerinden biri olan eserini ve ilmî kimliğini gölgeleyemez. Yazımız, meşhur müfessir ve siyaset adamı Elmalılı Hamdi Yazır ve Sultan II. Abdulhamid’in hal’inde yani tahttan indirilişinde oynadığı rol üzerine olacaktır.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun