Bir Osmanlı Muamması: Düzmece Mustafa İsyanı

Bir Osmanlı Muamması: Düzmece Mustafa İsyanı

Osmanlı tarihi içerisinde tam olarak aydınlatılamayan olaylar arasında yer alan Düzmece Mustafa olayı, günümüzde halen daha tartışmalara konu olmaktadır. Osmanlı tarih yazınının klasik bir özelliği olan ironik lakap takma geleneğinden kaynaklı Düzmece lakabını alan Mustafa, tarihsel bir karakter olarak gerçek olsa da, adı geçen olaylarda aldığı roller ve gerçek kişiliği üzerine yapılan tartışmalar, Düzmece Mustafa ve Düzmece Mustafa Olayı üzerindeki görüş ayrılıklarına da yansımaktadır. Biz de ortaya konulan bu sorunsalı ele alarak aydınlatmak adına siz Beyaz Tarih okurları için konuyu mercek altına aldık.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Osmanlı tarih yazımının klasik bir özelliği, girdiği mücadeleyi kaybedenlere, hanedan mensubu da olsa, yapılan yakıştırma ve takılan lakaplar içerisinde ironi barındırır. Bazen de tersi olur; tarafı olduğu padişahı hezimete uğratan rakip komutan cihangir bir hükümdar da olsa, Timur-lenk (Topal Timur) örneğinde olduğu gibi, adını istihfafla tarihlerine kaydetmekten çekinmezler.

İlhanlı hakimiyetinin gölgesinde Selçuknamelerini yazan İbn Bibî, Aksarayî vd. saray tarihçilerinin yaptığı da aynı şeydir. Moğol istilasına karşı bağımsızlık mücadelesinin önderliğini yapan ve yıllarca II. İzzeddin Keykavus’un en büyük destekçileri olan Türkmenler ve hassaten Karamanoğlu Mehmed Bey, Konya’yı zapt ettikten sonra tahta oturttuğu şehzade Siyavuş, ‘Cimri’ lakabıyla Selçuklu tarihlerine kaydedildi.

Mustafa Çelebi’nin (Düzmece) çağdaşı olan Şeyh Bedreddin de, sırf kardeşleriyle girdiği mücadeleden galip çıkan Mehmed Çelebi’nin rakibi olan kardeşi Musa Çelebi’nin şeyhülislamı ve danışmanı olduğu için Osmanlı tarihlerinin ilk zındık, mülhit ve sapkını olarak yer aldı. Yıldırım Bayezid’in küçük şehzadesi Mustafa Çelebi de saltanat davası güden diğer kardeşleri gibi kardeşi I. Mehmed’e karşı saltanat mücadelesine girişti. Ancak ağabeyine karşı kaybetti ve Bizans’a sığındı. Daha sonra tahta geçen II. Murad’ın ilk saltanat yıllarında ortaya çıkıp bir kez daha şansını denedi ve ayaklandı. Aşıkpaşazâde ve Neşrî tarihlerinde, Bizans’ın Anadolu’ya saldığı bir şehzade olduğu için -ilk defa- ‘Düzme’ lakabıyla anıldı. Daha sonraki Osmanlı tarihçileri de adını ‘Düzmece Mustafa’ olarak kaydetti ve öylece kaldı. Ancak buna rağmen Düzmece Mustafa, gerçek bir hanedan mensubu olarak kabul görmüştür. Gerek Şeyh Bedreddin’in marjinalleştirilmesinde ve gerek Mustafa Çelebi’nin ‘düzmece’ (yalancı) lakabıyla hanedandan dışlanmasında I. Mehmed ve oğlu II. Murad’ı etkisi altına alan Çandarlı ailesinin büyük rolü olmalıdır.  

Osmanlı kaynaklarında Mustafa Çelebi’nin ilk saltanat iddiasıyla ilgili bilgiler net değildir. Bu kaynaklara göre Şehzade Mustafa Çelebi, II. Murad’ın tahta çıkmasından sonra Yıldırım Bayezid’in oğlu olduğu iddiasıyla Selanik’te ortaya çıkan bir düzmecedir. Kendisini ‘Düzme’ olarak anan kaynaklarda bu lakabın, yaptığı taht mücadelesi sırasında rakiplerince ortaya atıldığı öne sürülür.1 Günümüzde tüm araştırmacılar, Mustafa’nın ‘düzmece’ olmadığı konusunda hemfikirdirler.

I. Mehmed Zamanında Düzmece Mustafa İsyanı

Yıldırım Bayezid, şehzadesi Mustafa Çelebi’nin de katıldığı Ankara Savaşı’nda (1402) mağlup olmuş, her ikisi de Timur’a esir düşmüştü. Bayezid öldükten sonra Mustafa Çelebi’nin Timur’la birlikte Semerkant’a götürülmüş olduğu kabul edilmektedir.2

Timur’un ölümünden sonra serbest kalan Mustafa Çelebi, Anadolu’ya dönünce bir süre Karaman ülkesinde Niğde’de kalmış, daha sonra kardeşi Musa Çelebi gibi Rumeli’ye geçmek için Kastamonu’da İsfendiyar Bey’e sığınmıştır. Ayrıca Mustafa Çelebi, adamlarıyla Rumeli’ye geçmek için Venedik’ten bir gemi tahsis etmesini istemiştir. Ancak Osmanlı ile ilişkilerin bozulmaması için bu teklif geri çevrilmişse de yine de Mustafa’nın ‘Venedik’in dostu’ olarak gördükleri ifade edilmiştir.3 1416 yılında Osmanlı donanması, Venedik’in Ege’deki kolonilerine ağır bir darbe vurunca, çıkan Venedik-Osmanlı savaşlarında Osmanlılar ağır kayıplar verdi. Bunun üzerine Osmanlılar Bizans’la anlaşma yapınca Mustafa Çelebi’nin bu fırsatı değerlendiremediği anlaşılmaktadır.

1415 yılında Anadolu’da bulunduğu anlaşılan Mustafa Çelebi ilk saltanat iddiasına, I. Mehmed’in Anadolu’da giriştiği harekâtla ilgili olarak başlamıştı. İmparator Manuel, Mora’da surları tamir ederken, I. Mehmed, Anadolu’da Mustafa Çelebi’yi himayesine alan Karamanoğlu üzerine yürümüştü. Mustafa da daha önce kardeşi Musa Çelebi’nin yaptığı gibi, 1415’te Sinop üzerinden Rumeli’ye çıkarak Eflak Beyi’ne sığınmıştır. Burada voyvoda Mirçea’dan destek görmüştür. Aynı yıl I. Mehmed, İzmir’i Cüneyd Beyden almış, Cüneyd’i Niğbolu sancakbeyi olarak göndermiştir.

Timurlu Şahruh, Ankara Savaşı sonrasında bölgede kurulan statükonun devamında kararlı bir tutum içinde olmuş ve bu sebeple Osmanlı yayılmasında rahatsız olarak Mustafa’yı desteklemiştir. Bizans kaynakları Mustafa’nın 1419’da Bizans İmparatoru Manuel’e sığındığını yazar. Bizans İmparatoru da Mustafa’yı destekleyerek Osmanlı Devleti’ni zayıflatmayı düşünmüş, bunu bir koz olarak kullanmıştır. 

Mustafa Çelebi önce Trakya’da faaliyetlere başladı. Niğbolu sancakbeyi Cüneyd de kendisine katıldı ve birlikte hareket ettiler. Rumeli’de uc beyleriyle görüşerek kuvvet ve taraftar toplamaya başladılar. O sırada İznik’ten kaçıp Rumeli’ye çıkan Şeyh Bedreddin de Cüneyd’le görüşerek Deliorman ve Dobruca bölgesinde taraftarlarını topluyordu. Böylece Mustafa ile Cüneyd şartları kollayarak Eflak birliklerinin de desteğiyle Tuna’yı geçerek Bulgaristan taraflarını yağmalamaya başladı. Böylece hem gazi uç beylerinin desteğini çekiyor hem de servet biriktiriyordu. Rumeli uç beylerinin desteğini aldıktan sonra Teselya-Selanik yöresinde de faaliyete geçtiler.

Mustafa Çelebi, I. Mehmed’in önce Anadolu’da sonra da Şeyh Bedreddin isyanıyla uğraşmasını fırsat bilerek Edirne’yi ele geçirdi ve kendisini sultan ilan etti (1418).I. Mehmed bir ordunun başında Mustafa Çelebi’nin üzerine giderken, başvezirini de Şeyh Bedreddin üzerine gönderdi (1419). Mustafa Çelebi’nin üzerine yürüyen I. Mehmed, Edirne’ye girdi, asileri dağıttı. Edirne’de bulunan Mehmed, önce Mustafa Çelebi ile Cüneyd beyi ortadan kaldırmayı sonra da ordusuyla Eflak üzerine yürümeyi planladı.

Bu sırada Düzmece Mustafa, Cüneyd’le birlikte önce Teselya’ya oradan Selanik kalesine sığınmak zorunda kalmışlardı. Şeyh Bedreddin isyanını bastırdıktan sonra tekrar Selanik’e sığınmış olan Mustafa ile Cüneyd konusuna eğilen I. Mehmed, onları şehrin valisinden istediyse de vali, İmparatorun izni olmadan teslim edemeyeceğini söyledi. Ancak İmparator Manuel, Mehmed’e gönderdiği elçilerle Mustafa ve Cüneyd’in masraflarını karşıladıkları sürece onları serbest bırakmayacaklarına dair söz verdi. Manuel, I. Mehmed’in hayatta olduğu sürece bunları serbest bırakmayacağını taahhüt edince Selanik muhasarası kaldırıldı. I. Mehmed, Mustafa’nın serbest bırakılmaması koşuluyla Bizans’a yıllık olarak muayyen bir ücret ödeyeceğini kabul etmişti. Mustafa Çelebi’yi Bizans ile Osmanlı Devleti arasında barışın devamı için bir koz olarak kullanan Manuel, esirleri önce İstanbul’a getirtti, Cüneyd İstanbul’da hapsedildi. Ardından şehzadeyi Limni adasına göndererek burada koruma altına aldırdı. Böylece bir süreliğine de olsa Düzmece Mustafa ayaklanması bastırılmış oldu (1420)5

Kaynaklarda Mustafa Çelebi’nin bir oğlunun Bizans’ta rehin tutulduğu belirtilse de akıbeti hakkında herhangi bir bilgi bulunmaz. 

Mustafa Çelebi’nin Bayezid’in gerçek oğlu değil de bir Düzmece (yalancı) olduğu iddiası, I. Mehmed Çelebi zamanındaki ilk saltanat kalkışması sırasında siyasi mülahazalarla ileri sürülmüş olduğu anlaşılmaktadır. Bu yüzden Aşıkpaşazâde ve Neşrî tarihlerinde ‘Düzme’ lakabıyla anılmıştır.6 Bununla ilgili Bizans kaynaklarında iki farklı kayıt bulunmaktadır. İlk kayda göre Mustafa’nın ölüm haberi I. Mehmed’e bildirilmiş ve “Mustafa’nın hayatta olduğuna dair bir bilgileri bulunmadığından Mehmed, Mustafa’nın Bayezid’in gerçek oğlu olmadığını” yaymıştır. Diğer kayıtta bu iddiayı I. Mehmed’in veziriazamı ve Rumeli beylerbeyi Bayezid Paşa dile getirmektedir. Buna göre bu ‘düzmece’yi I. Mehmed zamanında İmparator Manuel, Yıldırım Bayezid’in oğlu olarak ortaya atmıştır. Ancak bunun gerçek Mustafa Çelebi ile ilgisi yoktur. Çünkü sultanın kendisine belirttiği üzere Mustafa ölmüştür.7 Diğer bazı Osmanlı ve Bizans kaynakları Mustafa Çelebi’nin Yıldırım Bayezid’in gerçek oğlu olduğunu kaydetmişlerdir.8

II. Murad Zamanında Düzmece Mustafa İsyanı

II. Murad genç yaşta tahta çıktığında devlet işlerini veziriazam ve Rumeli beylerbeyi olarak Bayezid Paşa yürütüyordu. Onun bertaraf edilmesinden sonra Çandarlı Halil Paşa ipleri eline alacaktır. Mustafa Çelebi, Sultan Mehmed’in ölümüne kadar esarette kaldı. II. Murad’ın tahta çıkmasıyla Osmanlı-Bizans münasebetleri bozulunca İmparator Manuel, onu serbest bırakarak Gelibolu’ya çıkmasını sağladı.

I. Mehmed, ölmeden önce oğulları Murad’ı Edirne’de sultan olmak üzere tayin etmiş; Şehzade Mustafa’yı Hamitoğulları beyliğine, Anadolu’yu yönetmek üzere göndermiş; Yusuf ve Mahmud’u da Bizans’a söz vermişti. Buna karşılık İmparator da I. Mehmed’in kardeşi Şehzade Mustafa’yı (Düzmece) serbest bırakmayacaktı. Bayezid Paşa gelen Bizans elçilerine Yusuf ve Mahmud’u teslim etmeyeceğini bildirdi. Bunun üzerine İmparator Manuel, Mustafa Çelebi ile bir anlaşma yaparak kendisini Limni’deki göz hapsinden kurtardı. Cüneyd Bey’i de serbest bırakarak 10 gemilik bir donanma ve Bizans komutanı eşliğinde bir orduyla onları Gelibolu’ya çıkardı (1421). Yapılan anlaşmaya göre Mustafa İmparatora tabi olacak, rehin olmak üzere oğlunu İstanbul’da bırakacak, Gelibolu yarımadası ile Karadeniz sahilinde Eflak’a kadar uzanan saha ve Teselya bölgesini İmparatora geri verecekti.9 Bizans İmparatoru, Mustafa Çelebi’yi meşru sultan sayıyordu. Anadolu’daki beylikler de II. Murad’a karşı ayaklanmıştı. Germiyan, Aydın, Menteşe, Karamanoğulları vd. Murad’ın sultanlığını tanımadılar. Sultan Murad, Düzmece Mustafa’ya karşı mücadele etmek zorunda kaldığı için durumu kabullenmek zorunda kaldı.

II. Murad, önce Bursa’ya gelip Anadolu’daki durumunu sağlamlaştıracak bir ordu topladı. Ancak Anadolu’daki faaliyetleri, II. Murad’ın aleyhine olmuştur. Gelibolu’ya çıkan Mustafa Çelebi ise halkın yoğun teveccühüne mazhar olmuştu. Cüneyd, Gelibolu kalesini kuşatırken bir süre sonra kale muhafızları teslim oldu. Selanik’e gelen Mustafa Çelebi, Rumeli’nin askeri gruplarını ve tanınmış uç beylerini yanına toplamıştır. Cüneyd Bey’in de desteğiyle yeni bir askeri teşkilat kurar.

Onun bu faaliyetleri üzerine II. Murad, Rumeli’ye Başveziri Bayezid Paşa komutasında bir ordu gönderdi. Mustafa Çelebi ile Başvezir Bayezid Paşa komutasındaki ordu Gelibolu’nun Sazlıdere mevkiinde karşılaştı. Başvezir Bayezid Paşa’nın da öldürüldüğü bu savaşta Mustafa Çelebi galip geldi ve bu zaferle Edirne’ye girerek hükümdarlığını ilan etti. İlk iş olarak adına sikke bastırdı (1421). Rumeli uç beyleri de Mustafa’yı sultan kabul etti. Onu her yerde Yıldırımoğlu ve sultan olarak tanıdılar.     

Düzmece Mustafa’yı, öncelikle Avrupa’da yeni fetihler isteyen ve Sultan Murad’ın Anadolu işleri ile uğraşacağından korkan gazi uç beyleri, durumundan memnun olmayıp herkese eşit toprak ve servetten pay vadeden Şeyh Bedreddin’in peşine takılan Müslim ve gayrimüslim unsurlar, Başvezir Bayezid Paşa’yı kapıkullarından olduğu için sevmeyen kitleler desteklemişti. Düzmece Mustafa indirilmiş vergi ve bağımsızlık vaatleri yüzünden Bizans’tan ve Hristiyan vasallerinden de destek görüyordu. Bütün bunlar, merkezi olmayan bir yönetimden daha fazla yararlanacaklarını düşündüklerinden isyana katılmışlardı.

Mustafa Çelebi ardından Gelibolu’ya gelerek burasını İmparatora vermeyeceğini söyledi ve kaleyi tahkim edip Bizans askerlerini İstanbul’a gönderdi, kendisi de Edirne’ye döndü. Rumeli’deki bütün bölgeler onun sultanlığını tanıdı. İmparator ise Mustafa’nın sözünde durmadığını görünce II. Murad’la anlaşmaya karar verdi. Mustafa Çelebi bu durumda Bizans İmparatoru ile anlaşmak zorunda kaldı. II. Murad ise müttefiki Cenova’ya yöneldi ve Foça’daki Cenevizlilere bazı ticari imtiyazlar verip anlaştı. Bunu duyan Mustafa, Cüneyd’in de teşvikiyle Gelibolu’ya gelip Lapseki’ye geçti (1422).

Bizans’ın da desteğiyle Mustafa Çelebi 1422’de 12 bin sipahi ve 5 bin piyade ile Anadolu’ya geçti. II.Murad’ın ordusunu hazırlamak üzere olduğu Bursa üzerine yürüdü. II.Murad bunu haber alınca, vezirlerinden İvaz Paşa ile birlikte harekete geçti. Bursa’dan çıkıp Ulubat’a geldi ve iki taraf Ulubat suyu önünde kapıştı. Mustafa’nın hücumu yeniçerilerce püskürtüldü. II. Murad, daha önce Rumeli uç komutanlığı yapan Mihaloğlu Mehmed beyden Mustafa Çelebinin yanında bulunan uç beylerini ikna etmesi için talimat verdi. Böylece Rumeli uc beyleriyle el altından görüşerek onları II. Murad’ın tarafına çekilmesi sağlandı.

Cüneyd’in de İzmir beyliği ve Aydın vaadi karşılığında mücadeleden vazgeçmesi sağlandı. Böylece Cüneyd Bey, yanındaki askerleri ile birlikte Mustafa’nın yanından ayrılıp Aydın’a doğru kaçtı. Bu tedbirler Mustafa’nın ordusunda bozguna yol açtı. Etrafındakilerin ihanetine uğradığını gören Mustafa, Bursa’ya saldırmaktan vazgeçip geri çekilerek Gelibolu’ya kaçtı. Mustafa geri çekilince Yeniçeriler Mustafa’nın kalan askerlerini kılıçtan geçirdi. Uç beyleri de gelip II. Murad’a itaatlerini arzettiler. Aşıkpaşazade ve Neşrî, II. Murad’ın safına geçen Rumeli uç beylerine ‘düzme’ bir şehzade tarafından kandırıldıkları bu sırada söylendiğini belirtirler. Düzmece lakabının muhtemelen bu hadiseden sonra ortaya çıktığı öne sürülür.10

Buna karşı Sultan Murad da Mustafa’nın peşini bırakmayarak, arkasından hızla takibe koyuldu. Bu yüzden güçlü müttefiklerinden Cenevizlilerin yardımını elde ederek, Foça valisi Giovanni Adorno’dan gemiler kiraladı ve yedi kadırgadan oluşan filoyla Boğazı geçip Lapseki’ye ulaştı (1422). II. Murad, Adorno’nun yardımıyla Gelibolu’yu da ele geçirdikten sonra Edirne’ye kaçan Mustafa Çelebi’yi kovalamaya devam etti. Mustafa, Edirne’den haremini ve hazinesini alarak Eflak’a doğru hareket etti. Edirne’ye giren Sultan Murad, askerlerine Mustafa’nın takip edilmesi emrini verdi. Sonunda Tunca nehri kenarındaki Kızılağaç Yenicesinde yakalanan Mustafa Çelebi, Edirne’ye getirildi ve kale burcunda asılarak idam edildi (1422).11 Bu suretle II. Murad, Mustafa’nın Osmanlı hanedanına mensup olmadığını da halka göstermek istemiştir.

Başka bir rivayete göre de Mustafa, Eflak’a oradan Kefe’ye kaçmayı başarmıştı. Daha sonra Selanik’e döndüğü ve 1430’da şehir Osmanlıların eline geçirilinceye kadar buralarda faaliyet gösterdiğine dair rivayetler de vardır. İnalcık, Venedik tarafından Yıldırım Bayezid’in oğlu olduğu iddiasıyla ortaya çıkarılan ve 1425’te Selanik’e çıkıp Venedik donanmasıyla işbirliği yapan başka bir Düzmece Mustafa’dan bahsetmektedir.12

Mustafa’ya verdiği destekten dolayı Bizans’ı cezalandırmak isteyen II. Murad, İstanbul’a yürüdü ve şehri kuşattı. Bu arada II. Murad’ın küçük kardeşi Mustafa ise Anadolu’da Karaman, Germiyan, İsfendiyar beylerinin yardımıyla ayaklanıp Bursa’yı kuşatmıştı. Öte yandan, Eflak, Venedik, Macaristan da bu ittifakın Avrupa ayağını oluşturuyordu. II. Murad son bir hamleyle İstanbul’a saldırıp kuşatmayı sürdürecek biraz kuvvet bırakıp Edirne’ye gitmişti. 50 gün boyunca kuşatılan şehir alınamadı (1422). Küçük Mustafa vakası, II. Murad’a yapılan genel saldırı harekâtının bir yönünü teşkil eder. Bursa’ya kuşatan Mustafa, II. Murad’ın gönderdiği Mihaloğlu kuvvetleri karşısında tutunamayıp İstanbul’a kaçtı ve İmparatora sığındı. Aldığı destekle Silivri’ye geçti. Rumeli kuvvetleri karşısında dayanamayıp Kocaeli’ne oradan İznik’e geldi. Bursa Ovası’nın bir bölümünü ele geçirdiyse de Bursa’yı koruyan Ahiler şehri Mustafa’ya teslim etmediler. Böylece Mustafa, İznik’e yerleşti. II. Murad önce Bursa’ya geldi ardından İznik’i muhasara etti. Şehirde kontrolü ele geçiren Murad, Mustafa’yı idam ettirdi (1423). Arkasından Mustafa’yı destekleyen İsfendiyar ve Karaman beylerin üzerine yürüyen Sultan Murad, her iki beyliği Osmanlı’ya bağladı.

Arkasından İzmir ve Aydın ilini ele geçiren Cüneyd Bey üzerine yürüdü. Bizans ve Anadolu beylerini tahrik etmekle kalmayıp Selanik’i ele geçiren Cüneyd Bey, Venedik’le de ilişkiye girmişti. 1425 yılında harekete geçen Osmanlı kuvvetleri, Cüneyd’i Akhisar’da kuşattılar. Daha fazla kaçamayan Cüneyd yakalanarak soyuyla sopuyla imha edildi.13  

İzmir’den sonra önemli bir liman şehri olan ve Venedik’in elinde bulunan Selanik, kuşatıldı. Bu arada Venedikliler, Bayezid’in oğlu olduğu iddia edilen bir düzme Mustafa’yı daha ortaya çıkardılar. 1425’te Selanik’ten yola çıkan Mustafa, Venedik donanması ile işbirliği yaptı. 1425-1430 Osmanlı-Venedik Savaşı’nın sonunda, Doğu’daki gelişmelerin de lehinde gitmesini fırsat bilen Osmanlılar, Venedik’in elindeki Selanik’i kesin olarak aldı (1430). Böylece saltanat şerikleri Düzmece Mustafa’ların Osmanlı aleyhinde kullanıldığı ve desteklendiği iki yerden İstanbul sürekli baskı altında tutulmasına rağmen ele geçirilememiş ancak Selanik uzun bir aradan sonra kesin olarak Osmanlı mülküne dahil edilmiştir. 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Yazar Hakkında
Selahattin DÖĞÜŞ

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi'nde Osmanlı sosyal tarihi üzerine çalışmalar sürdüren Selahattin Döğüş profesör doktor olarak öğretim üyeliği yapmaktadır.

Dipnotlar
1Fehamettin Başar, “Mustafa Çelebi, Düzme”, TDV İA, Cilt 31, 291.
2İ.H.Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, TTK Basımevi, Ankara 1988, s. 367; Şehabeddin Tekindağ, “Mustafa Çelebi”, İslam Ansiklopedisi, C. VIII, 1960, s. 687.
3Ferhan K. Mollaoğlu, “Düzmece Olarak Anılan Mustafa Çelebi ve Bizans (1415-1416/7)”, DTCF Dergisi, 49, 2, Ankara 2009, s. 178.
4Stanford J.Shaw, Osmanlı İmp.u ve Modern Türkiye, Cilt I, E Yay., İst. 2008, s. 68.
5Stanford J. Shaw, a.g.e., s. 68.
6Aşıkpaşazâde Tarihi, Ali Beg neşri, İst. 1332, 157; Neşrî, Kitab-ı Cihannüma, II, KB Yay., Ankara 1993, 557.
7Ferhan K. Mollaoğlu, a.g.m, s. 177.
8Dukas, Bizans Tarihi, trc. VI..Mirmiroğlu, İst. 1956, s.71; Düsturname-i Enveri, (Osmanlı Tarihi Kısmı), haz. Necdet Öztürk, İst. 2003, 42-43.
9Dukas, Bizans Tarihi, s. 85.
10Fehameddin Başar, “Mustafa Çelebi, Düzme”, TDV İA, Cilt, 31, s. 293.
11Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 387-388; Halil İnalcık, “Murad II”, TDV İA, C.31, s. 165.
12İnalcık, ‘Murad II.’, TDV İA, Cilt VIII, s. 602.312İnalcık, “Murad II”, s. 166.
 

 

Kaynakçalar
Aşıkpaşazade Tarihi, Ali Beg neşri, İst. 1332.
Başar, Fehameddin, “Mustafa Çelebi, Düzme”, TDV İA, Cilt; 31.
Dukas, Bizans Tarihi, trc. VI..Mirmiroğlu, İst. 1956.
İnalcık, Halil, “Murad II”, TDV İA, C.31.
Neşrî, Mehmed, Kitab-ı Cihannüma, II, KB Yay., Ankara 1993.
Stanford J. Shaw, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, E Yay., İst. 2008.
Tekindağ, Şehabeddin “Mustafa Çelebi”, İslam Ansiklopedisi, C. VIII, 1960.
Mollaoğlu, Ferhan Kırlıdökme, “Düzmece Olarak Anılan Mustafa Çelebi ve Bizans (1415-1416/7)”, DTCF Dergisi, 49, 2, Ankara 2009.
Uzunçarşılı, İ.Hakkı, Osmanlı Tarihi, C.I, TTK Basımevi, Ankara 1988.

 

DİĞER MAKALELER
Bir Osmanlı Muamması: Düzmece Mustafa İsyanı
Osmanlı Tarihi
Osmanlı'nın Kuruluşunda Bir Akıncı: Gazi Akça Koca

Bilindiği üzere Osmanlı Devleti XIII. yüzyılın sonlarında İran Moğollarının baskısı nedeniyle yıkılan Anadolu Selçuklu Devleti’nden sonra, XIV. yüzyılda Anadolu’nun kuzeybatı bölgelerinde kurulan küçük bir uç beyliğidir. Selçuklu-Bizans sınırlarında kurulan bu beylik, kısa bir süre içerisinde Balkanlar’a ve Anadolu’ya egemen olarak, önemli bir dünya gücü hâline gelmiştir. Anadolu Türklüğü’nün XIII ve XIV. yüzyıllardaki siyasî ve içtima yapısına dayalı olarak kurulan bu yeni devletin büyümesinde etkili olan birçok faktörden bahsetmek mümkündür. Beyliğin coğrafi konumu, gaza ve cihat politikasına bağlı faaliyetleri ve hoşgörü politikasının yanı sıra, kuruluş yıllarından itibaren uygulanan başarılı stratejilerin bu büyüme üzerinde olumlu etkileri olmuştur. İşte bu temel stratejilerden birisi de kendinden önceki Anadolu Selçuklu Devleti’nin uyguladığı politikaların takip edilerek, uç bölgelerine Türkmen aşiretlerin yerleştirilmesidir. Kendilerine uç beyleri denilen bu aşiretler, sınırların muhafazasında ve yeni fetihlerin yapılmasında oldukça etkili olmuşlardır. Bunlar kimi zaman orduyla birlikte savaşlara katılırken, kimi zamanlarda ise bir kalenin muhasarasına gidiyorlar, ya da bir şehrin idare ve imarın da bulunuyorlardı. Yine bu uç beyleri harp ve sulh gibi durumlarda ulemanın da katıldığı istişare meclisleri tertip ederek, kararlarını ondan sonra veriyorlardı. Devletin kuruluşunda önemli rolü olan bu uç beylerinden birisi de Gazi Akça Koca’dır. Çalışmada Gazi Akça Koca’nın kimliği ile Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve büyüme aşamasındaki faaliyetleri üzerinde durulmuştur.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun