Elmalılı Hamdi Yazır: Sultan Abdulhamid’in Tahttan İndirilişinde Bir İslâm Alimi

Elmalılı Hamdi Yazır: Sultan Abdulhamid’in Tahttan İndirilişinde Bir İslâm Alimi

Osmanlı son dönem alimlerinden biri olan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır(d. 1878/ö. 1942), bir geçiş dönemi alimi ve siyasetçisi olarak, hem Osmanlı Devleti’nin yıkılışına, hem de Cumhuriyet’in kuruluşuna şahit olmuş bir şahsiyettir. Halk nazarında ise daha çok Hak Dini Kur’an Dili adlı meşhur tefsiriyle bilinir. Meşrutiyet idaresini destekleyerek Sultan II. Abdulhamid devrindeki siyasî duruşunu da ortaya koyan Elmalılı Hamdi, II. Meşrutiyet’in ilk meclisine Antalya mebusu olarak girmiş ve Sadrazam Damad Ferit Paşa’nın ilk hükümetinde, Evkâf Nâzırlığı yani günümüz ifadesiyle Vakıflar Bakanlığı yaptı(1918-19). Bununla birlikte Elmalılı Hamdi Yazır, dönemin İslâm halifesi ve Osmanlı padişahı II. Abdulhamid’in tahttan indirilme fetva müsveddesini kaleme alarak ve meclis kürsüsünde okuyarak söz konusu hal/tahttan indirme olayında etkili oldu. Onun, “Hayatımda yaptığım en büyük hata, Sultan Abdulhamid’in hal’ine karışmamdır.” şeklindeki ifadeleri, o dönemde karıştığı bu olaydan duyduğu pişmanlığı göstermesi açısından önemlidir. Fakat burada şu hususu da özellikle belirtmeliyiz ki, onun siyasî anlamda içerisinde bulunduğu bu tercih, günümüzün en güvenilir tefsirlerinden biri olan eserini ve ilmî kimliğini gölgeleyemez. Yazımız, meşhur müfessir ve siyaset adamı Elmalılı Hamdi Yazır ve Sultan II. Abdulhamid’in hal’inde yani tahttan indirilişinde oynadığı rol üzerine olacaktır.

BEYAZ TARİH \ MAKALE

Elmalılı Hamdi Yazır, 1878’de Antalya’nın Elmalı ilçesinde doğdu. Burdur’un Gölhisar kazasına bağlı Yazır köyünden olan babası Numan Efendi, Elmalı Şer‘iyye Mahkemesi’nde başkâtip olup, Annesi Fatma Hanım ise Elmalı ulemâsından Mehmet Efendi’nin kızıdır. İlk, orta tahsilini ve hafızlığını Elmalı’da Rüşdiye Mektebi’nde tamamladı.

Hamdi Yazır İstanbul’a, dayısı Mustafa Zekaî Sarılar tarafından getirildi(1895). 1905 yılında Mekteb-i Nüvvâb’ı bitirerek kadılık diploması aldı. Ardından Bayezid Camii’nde derslerine devam ettiği Kayserili Hamdi Efendi’den 1906 yılında Bayezid Müderrisi olarak diploma aldı. Bundan sonra “Küçük Hamdi” diye anılmaya başladı. Hamdi Yazır, Soyadı Kanunu (2 Temmuz 1934)’ndan önce “Elmalılı Hamdi” ve “Küçük Hamdi Efendi” adlarını kullanırdı. Bu dönemde hocası ile karıştırılmaması için, hocasına “Büyük Hamdi” kendisine de “Küçük Hamdi” denilirdi. Hocasının 1914’de ölümünden sonra, bu ad unutuldu. Yazır soyadını ise, Soyadı Kanunu’yla birlikte babasının köyü Yazır’a nisbetle aldı.

Elmalılı Hamdi Yazır, soyu ve öğrenimi hakkında tefsirinin mukaddimesinde şunları söylemektedir: “Ben halis Anadolu, öz Oğuz Yazır Türküyüm. On beş yaşında İstanbul’a geldim. Ne Arabistan’a gittim ne de Türkistan’a. Ne İran gördüm ne de Frenkistan’ı. Öğrendiğimi bu vatanda öğrendim. Yazır’ın Kayı, Kınık, Bayındır, Eymir, Avşar gibi büyük Oğuz kabilelerinden biri olduğumu da Arapçadan, Divan-ı Lügât-ı Türk’ten öğrendim.” Milliyetçilik hareketlerinin gündemde olduğu XX. yüzyılın başlarında onun bu ifadelerinde, Türk millî kimliğini ortaya koyduğu görülmektedir.

Ad
 Elmalılı Hamdi Yazır(1878-1942)

Siyasete Atılması

Siyasî hayata atılması 1908 yılında, Antalya mebusu (milletvekili) olarak seçilmesiyle başlar. II. Meşrutiyet’in ilk meclis çalışmalarında, özellikle 1876 Anayasası(Kanun-i Esasi) üzerindeki değişiklikte etkili olan vekillerdendir. Birinci Damad Ferit Paşa hükümeti(3 Mart-15 Mayıs 1919) kurulurken, Elmalılı Hamdi de Evkaf Nazırlığı’na getirilir. 1909 yılında ilk önce şeyhülislâmlık yazı işlerinde görev alır. Hürriyetin ilanından sonra, İttihat ve Terakki Fırkasının politik tutumundan uzak olmakla birlikte, meşrutiyet idaresinin yararlarını, dine uygunluğunu anlatmak için oluşan heyette bir süre çalışır.

Kurtuluş Savaşı sürecinin başlarında galip devletlerin Doğu’daki hareketlere son verilmesi ve Mustafa Kemal’in yakalanıp cezalandırılması yolundaki baskıları sonucunda, Sadrazam Ferid Paşa ve Hükümeti istifa etmek zorunda kalır. Bu istifa ile bakanlığı noktalanmış olan Elmalılı, çok geçmeden Osmanlı Âyan Meclisi’ne üye olarak seçilir. Bu görevde kaldığı süre üç sene olup, Osmanlı Devleti fiilen sona erdikten sonra kendisinin âyan âzalığı da sona erer.

Milli Mücadele sırasında İstanbul hükümetlerinde görev yaptığı için İstiklal Mahkemeleri’nce gıyabında idama mahkum edilmesi üzerine Fatih’teki evinden alınarak Ankara’ya götürülür ve kırk gün tutuklu kalır. Mahkeme sonunda muhtemelen bir dönem İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne üye olması ve Abdulhamid’in tahttan indirilmesinde yer alması sebebiyle suçsuz bulunarak serbest bırakılınca İstanbul’a döner. Bu olaydan sonra camiye gitme dışında evinden hiç çıkmaz. Elmalılı Hamdi Yazır 27 Mayıs günü 64 yaşında vefat eder ve babasının Sahrayıcedit mezarlığındaki kabrine defnedilir.

Hak Dini Kur’an Dili Tefsiri

Halkın İslâmî konularda aydınlatılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Türkçe bir tefsir hazırlatılması gereği yönünde karar alınınca Diyanet İşleri Reisliği bu işi Elmalılı Hamdi’ye teklif eder. Elmalılı Hamdi, on iki yıllık bir çalışmanın ardından 1926’da başladığı “Hak Dini Kuran Dili” adlı tefsirini 1938’de tamamlar. Diyanet İşleri Başkanlığı, bir cildi fihrist olmak üzere dokuz cilt ve 6433 sayfadan oluşan bu eseri on bin nüsha olarak bastırır. Bu dönemde ortaya atılan Türkçe Kur’an tartışmalarını da eleştiren Elmalılı Hamdi, “Haşa Türkçe Kur’an!” şeklinde sarfettiği bir ifadenin tefsirinin mukaddimesinden çıkarılması istendiğinde, bu ifadeyi: “Türkçe Kur’an mı var behey şaşkın!?” şeklinde bir düzeltme yaparak yeniden dile getirir.

İslâmcı ve Meşrutiyet Yanlısı Görüşleri

İslâmcılık fikrinin muhafazakar kanadını temsil eden Elmalılı, 1908-1912 yılları arasında Beyânülhak, 1917-1924 Sebîlürreşat ve 1918 tarihli Cerîde-i İlmiye dergilerinde 70’in üzerinde yazı kaleme alır. Beyânu’l-Hak Dergisinde Siyâset-i Medeniyye adlı yazısında bir meclis oluşturulup ardından padişaha/halifeye biat etmek yani bir hükümete itaat etmek gerektiğini belirterek meşrutiyet yönetiminin İslâmiyet’e en uygun idare tarzı olduğunu savunur. Ülkeyi çağdaş ilim ve medeniyet seviyesine ulaştıracağını düşündüğünden Meşrutiyet idaresini savunan Yazır, bu görüşü temsil eden İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin ilmiye şubesine de üye olur. Onun istediği meşrutiyet tarzı ise, İslâmî nâss ve geleneğe dayanan bir modeldir.

31 Mart Vakası ve Sultan II. Abdulhamid’in Tahttan İndirilmesi

Abdulhamid’in hal edilmesine yönelik karar aslında 1907 yılında Paris’te toplanan II. Jöntürk Kongresi’nde alınır. Bu karara göre, gerekli olan bütün araçların kullanılmasıyla sultanın tahttan indirilmesi akabinde onun yerine anayasal ve temsili bir hükümet öngörülür. Bu süreç Makedonya ve diğer Balkan ülkelerinde bazı isyanlar çıkarılması, Sultan Abdulhamid’in anayasayı yeniden yürürlüğe koyması ve 23 Haziran 1908’de meclisi yeniden açmasıyla neticelenir.

Sultan Abdülhamid’in, 17 Aralık 1908’de Kânûn-i Esâsîyi tekrar yürürlüğe koyarak Meclis-i Meb’ûsân’ı toplamasını müteâkib, Avusturya-Macaristan’ın Bosna-Hersek’i işgali(5 Ekim 1908), Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilan etmesi, Girit’in Yunanistan ile birleştiğini bildirmesi, 17 Aralık 1908’de açılan meclis seçimlerinde çeşitli Osmanlı milletlerinin(Rum, Arap, Arnavut, Ermeni, Slav ve Musevi) Türk unsura ve dolayısıyla Osmanlı bütünlüğüne yönelik mücadeleleri, İttihadçıların başlattığı suikastler, alaylı zabitlerin ordudan çıkarılmak istenmesi, İttihadçıların devlet dairelerinde örgütlenmeleri, medrese talebelerinin de orduya alınması için meclise kanun tasarısı verilmesi gibi olaylar iç huzursuzluğu arttırmış ve bir muhalif cephe oluşmasına sebebiyet verir.

Muhalefet, İttihad-ı Muhammediye Cemiyeti etrafında toplanır. Kıbrıslı Hafız Derviş Vahdetî’nin kurduğu cemiyet, Volkan adlı gazetesi ile halkı tahrik eden yazılar kaleme almaya başlar. Mizancı Murad ise, Mizan Gazetesi ile İttihadçıları suçlayan yazılar kaleme alır. Bu süreçte Taşkışla’daki Avcı Taburları’nın subayları hapsederek Sultan Ahmed Meydanı’nda toplanmalarıyla İstanbul’da 31 Mart adıyla bilinen ayaklanma başlar.(31 Mart 1325/13 Nisan 1909) Bir gün sonra Adana’da çıkan ayaklanmalarda Ermeniler’in birçok Türk’ü katletmeleri de buna eklenir. Olaylar 11 gün devam eder ve Selanik’den gelen Hareket Ordusu’nun 23-24 Nisan’da İstanbul’a girmesini müteakib bastırılır. Abdulhamid’in hal edilme düşüncesi de ilk kez, Hareket Ordusu’nun Yeşilköy’de bulunduğu sırada ayan üyelerinden bazıları ve mebusların çoğunun oraya giderek 22 Nisan 1909 Perşembe günü ayan reisi eski Sadrazam Said Paşa’nın başkanlığında Meclis-i Umumi Milli adındaki toplantıda karar verilmiş fakat gizli tutulur.

Nitekim Meclis-i Umumi Milli, 22 Nisan’da İstanbul Hükümeti’ne bir tezkere göndererek “padişahın Anayasaya sadık kaldığı müddetçe hayatının ve haklarının korunacağı”nı bildirir. Daha sonra Mahmut Şevket Paşa, 23 Nisan 1909’da Padişah’a bir telgraf çeker ve "İkinci Ordunun gelişi sebebiyle bir takım kötü niyetlilerin, kendisinin hal‘ edileceği haberlerini çıkarttıklarını, ancak bunların aslı olmadığını" bildirir.

İstanbul’a girerek isyanı bastıran Hareket Ordusu/Kurtuluş Ordusu şehre kısa sürede hakim olur, Yeşilköy’de daha önce Abdulhamid’in hal’ine karar veren Meclis-i Milli azaları, 26 Nisan 1909 tarihinde tekrar toplanır. 240 mebus ve 34 ayandan oluşan mecliste, devletin bir İslâm devleti olması ve devletin anayasa hükümlerince Sultan Abdulhamid’in hal’i için bir hal fetvâsı yazdırılması istenir. Yapılan gizli oturumda, hal‘ işinin kanlı olmaması gerektiği ve halkı ikna için de fetva alınması gerektiği üzerinde de durulur. Bu süreçte memleketin farklı bölgelerinden ve özellikle Rumeli’den, Bâb-ı Ali’ye, Mebusan Meclisi’ne ve Ayan Meclisi’ne Sultan Abdulhamid’in mevcut durumdan sorumlu olduğu, tahttan düşürülmüş olduğu ve hutbelerde adının zikredilmeyeceğini bildiren protesto telgrafları da gelir.

Şeyhülislâm Mehmed Ziyaüddin Efendi ve daha sonra Fetvâ Emîni Hacı Nuri Efendi Meclis’e getirilerek Sadrazam Ahmed Tevfik Paşa ve Heyet-i Vükelâ, Ayan, Mebusan reisleri ve azadan birkaç kişinin hazır olduğu riyâset odasında fetva işi görüşülür. Odada bulunan mebusan üyelerinden bir kısmının fıkıh ilmine intisabı olduğu için de önceden birkaç fetva sureti yazdıkları bilinmektedir.


“Sultan II. Abdulhamid Hân’ın Hilâfet ve Saltanat-ı Osmâniyeden düşürülmesiyle
Sultan V. Mehmed Hân’ın Tahta Çıkışı Hakkındaki Fetvâ ve Meclîs Kararnamesi”, Düstur, Tertib-i Sani, c. 1a, no: 57.

Sultan Abdulhamid’in Hal Fetvası’nda Elmalılı Hamdi Yazır

Fetva için parlementoya çağrılan ve kendisine baskı uygulanan Fetvâ Emîni Hacı Nûrî Efendi, Pâdişâh’ın hal‘ini engellemek için bahane arayarak, padişahı tahttan indirmenin uğursuzluk sayılacağını, daha önce Sultan Abdulaziz’in hal‘inden dolayı perişan olunduğunu, fetva eminliğinden iki ay önce istifa ettiğini ve kendi memuriyetinin bir müsvedde memuriyet olduğunu ifade ederek, fetvâ işinin usûlen ve şer‘an meşihat makamına ait olduğunu belirtir. Bu sırada Mustafa Asım Efendi’nin, “Bu fetvayı imzalamazsan Abdulhamid’in hal‘i mümkün olmaz, saltanatta kalmasına da imkan yoktur. Hal‘ edemezlerse katl ederler. Sen de böylece ölümüne sebep olursun” diyerek Nuri Efendi’yi ikna ettiği iddia edilmektedir. Nuri Efendi, halkın tepkisinden de bahisle Sultan Abdulhamid’e istifa seçeneğinin teklif edilmesini ister. Bunun üzerine hal ve istifa seçeneklerini içeren müsvedde yani tasarı fetva metni, o dönemde 30 yaşında olan Antalya Mebusu Elmalılı Hamdi Efendi’nin kaleminden ortaya çıkar. Daha sonra temize çekilen fetva metni Şeyhülislâm Mehmed Ziyaeddin Efendi tarafından imzalanır. Ziya Şakir, Nuri Efendi’nin hal fetvası tasarısını imzalamak için eline verilen demir uçlu kalemi: “Bu Frenk kalemidir. Bununla böyle şer‘î meselenin fetvasını imzalayamam.” dediği için kalem odasından getirilen bir kamış kalemle fetvayı imzaladığını belirtir.

Ayrıca Elmalılı Hamdi, meclis kürsüsüne çıkarak bu hal fetvasını okur. Hal fetvası, Mebusan Meclisi’ne arz edildiğinde Ayan Reisi Said Paşa: “Efendiler, okunan fetva-yı şerife ve millet tarafından gösterilen genel istek gereğince Sultan II. Abdulhamid Hân’ın hilafet ve saltanattan hal‘ine karar veriyor musunuz?” diyerek kabul edenlerin ayağa kalkmalarını ister. Bu sırada ayağa kalkmayanlara Talat Paşa’nın sert bir şekilde bakarak ayağa kalkmaya mecbur bıraktığı ifade edilir. Vekiller kalkınca, Ayan reisi “Hal edilmiştir.” şeklinde kararı ilan eder. Fetvayı imzalamak istemeyen ve hastalığını öne süren Şeyhülislâm Mehmed Ziyaeddin Efendi, Talat Paşa’nın zorlamasıyla meclise götürülür ve fetva imzalattırılır. Nuri Efendi’nin ısrarla üzerinde durduğu ve fetva metninde Padişah’a tahttan feragat teklifinin yapılması şeklindeki seçenek ise mecliste dikkate alınmayıp, oylamaya sunulmaz. Abdurrahman Şeref, hal kararı Sultan Abdulhamid’e bildirildiğinde oğlu Abdurrahim Efendi’nin hüngür hüngür ağladığını, haremden ise kadınların feryatlarının işitildiğini belirtir.

http://www.salom.com.tr/uploads/images/21032013JPCr7pJEehIanPqc.jpg
Sultan II. Abdulhamid’in tahttan indirilmesinin akabinde sürgüne gönderildiği Selanik’teki Alatini Köşkü

Fetvanın Metni ve İçeriği

Söz konusu fetva metni günümüz Türkçesiyle şu şekildedir: “Müslümanların imamı olan bir kişi(Zeyd), bazı önemli şer‘î konuları şeriat kitaplarından çıkarsa ve bu kitapları yasak etse, yaksa, yırtsa devlet hazinesini israf edip şeriata aykırı şekilde harcasa, idare ettiği kimseleri şer‘î sebep olmadan öldürse, hapsetse, sürse, başka türlü zulümleri de âdet edindikten sonra, doğru yola yemin etmişken sözünden dönse, Müslümanların yaşayışını tamamen bozacak şekilde fitne çıkarmakta direnip onları birbirine öldürtse, buna engel olacak durumdaki Müslümanlar, onun zora dayanan tutumunu ortadan kaldırıp, İslâm memleketlerinin pek çok yerlerinden metbu‘ tanınmadığına dair haberler gelip yerinde kalmasında zarar ve ayrılışında kurtuluş olduğu düşünülürse, kendisine imamlık ve sultanlıktan vazgeçme teklif etmek veya hal etmek şekillerinden hangisi erbab-ı hall ve akd tarafından uygun görülmüşse, bu kararın uygulanması yerinde ve gerekli olur mu? Cevap: Olur.”

Fetvada Abdulhamid’e yöneltilen suçlamaların “Önemli dinî kitapların toplatılıp yakılması, yasaklanması ve şerî konuların kitaplardan çıkarılması, halka yönelik ölüm, hapis veya sürgün cezalarının verilmesi, devlet hazinesinin israf edilmesi ve İslâm memleketlerinde fitneye(31 Mart Vakası) sebep olunması” olduğu görülmektedir. Fetva Şeyhülislâm tarafından imzalanıp oya sunulur, hal kararı oybirliği ile alınır. Ardından cülus topları ateşlenerek biraderi Sultan V. Mehmed tahta çıkar(14 Nisan 1325/27 Nisan 1909). Tahttan indirildiğine dâir karar, Sultan II. Abdülhamid’e Meclis-i Ayan üyelerinden eski Bahriye Nazırı Arif Hikmet Paşa, Ermeni Aram Efendi, Draç Mebusu Arnavut Esad Toptani Paşa ve Selanik Mebusu Yahudi Emanuel Karasu Efendi tarafından iletilir(27 Nisan 1909). Sultan’ın, Çırağan Sarayı’nda ikamet etmek istemesine rağmen, aynı günün akşamı ailesi ve maiyetiyle birlikte 38 kişilik bir grupla Selanik’e gönderilmesiyle, Osmanlı tarihinde bir padişahın sürgüne gönderilmesi de ilk kez vuku bulur.

Sultan Abdulhamid, bir komisyon kurularak olaylarda dahlinin olup olmadığının araştırılması karşılığında şayet milletin de istememesi durumunda tahttan feragat edebileceğini ve tahtı kardeşine bırakabileceğini belirtir. Bu teklif Ayan Reisi ve II. Abdulhamid’in 7 defa sadrazamlığını yapan Said Paşa tarafından, Sultan’ın haklı çıkması endişesiyle reddedilir.

Sultan Abdulhamid, Selanik’teki Alatini Köşkü’nde bir süre kaldıktan sonra, Balkan Savaşları’nın çıkması üzerine İstanbul’da Beylerbeyi Sarayı’nda ikâmet ettirilir. 10 Şubat 1918 tarihinde vefat eder ve Sultan Mahmud Türbesi’ne defnedilir.


Elmalılı Hamdi Yazır’ın Vefatını Müteakip Dair Cumhuriyet Gazetesi’nde Ömer Rıza Doğrul
tarafından yayınlanan yazı “Müessif Bir İrtihal” (28 Mayıs 1942) Sayfanın sol alt köşesindedir.

Elmalılı Hamdi Yazır’ın Pişmanlığı

İleride Elmalılı, “Hayatımda yaptığım en büyük hata, Sultan Abdulhamid’in hal’ine karışmamdır.” diyecektir. Bu ifadeler belki de, Sultan Abdulhamid’in İttihadçılar tarafından öldürülme endişesinden dolayı veya genç olmasından dolayı bu işe karıştığı yönündeki iddialar bir yana, Elmalılı’nın o dönemde karıştığı bu hal olayından duyduğu pişmanlığı göstermesi açısından önemlidir. Fetva Emini Hamdi Efendi’ye “hal meselesinin caiz olup olmadığı size soruluyorsa cevap vermek zorundasınız.” şeklindeki zorlaması ve bu olayı müteakip fetvâ hazırlaması yönünde herhangi bir zorlamanın da olmadığı düşünüldüğünde, Elmalılı’nın fetvâ meselesine kendi isteğiyle karıştığı ortaya çıkmaktadır. Bu düşünceyi destekleyen ifadeler kendi yazdığı bir makalenin satırlarındadır:“İstibdat devrinin şeriat hükümlerini budamak istediği bir dönemde bunun yerine geçecek en güzel vasıta, Meşrutiyet ve Mebusan Meclisi’nin ikame edilmesidir.” Görüldüğü üzere, Elmalılı Hamdi, bir dönem devr-i İstibdat’tan şikayetçidir fakat Meşrutiyet’in ilanından sonra İttihadçıların iktidarı ele geçirmesiyle bu tavrından dolayı pişman olur.

Elmalılı Hamdi Yazır Efendi
Elmalılı Hamdi Yazır’ın Sultan Mahmud Türbesi haziresindeki mezarı

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Kaynakçalar
Alkan, Necmettin, Selanik İstanbul’a Karşı(31 Mart Vakası ve II. Abdulhamid’in Tahttan İndirilmesi), Timaş Yayınları, İstanbul 2011, s.252-256.
Bayur, Yusuf Hikmet, Türk İnkılabı Tarihi, C.1, TTK, Ankara 1991, s. 29.
Cevad, Ali, İkinci Meşrutiyetin İlanı ve Otuzbir Mart Hadisesi, haz. Faik Reşit Unat, TTK, Ankara 1985,  s. 68.
Doğrul, Ömer Rıza, “Müessif Bir İrtihal”, Cumhuriyet Gazetesi, 28 Mayıs 1942.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır,  Altınoluk Dergisi, Mayıs 2002, Sayı:195, s. 45.
İrtem, Süleyman Kani, 31 Mart İsyanı ve Hareket Ordusu, Temel Yayınları, İstanbul 2003, s. 275.
Karal, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, IX, TTK, Ankara  1999, s. 103.
Karpat, Kemal-Robert W. Zens, “I. Meşrutiyet Dönemi ve II. Abdulhamid’in Saltanatı(1876-1909)”, Türkler, c. 12, Yeni Türkiye Yayınları,  Ankara 2002, s. 886-887.
Kozan, Ali, "Sultan Abdulhamid'in Hal'inde Bir İslâm Alimi: Elmalılı Hamdi Yazır", Sultan II. Abdulhamid Sempozyumu(Selanik), TTK, Ankara 2014, ss. 233-242.
Kozan, Ali, "M. Hamdi Yazır ve Siyaset Felsefesi", Elmalılı M. Hamdi Yazır Sempozyumu(Antalya 2012), Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2015, ss. 371-393.
Kutay, Cemal, 31 Mart İhtilalinde Sultan Hamit, Kalem Yayınevi, İstanbul 1977, s. 167.
Küçük Hamdi, “31 Mart Vakasına Dair”, Beyânu’l-Hak, c. 2, Sayı:34, s. 790.
Küçük Hamdi, “Siyâset-i Medeniyye”, Beyânu’l-Hak, 27 Teşrinievvel 1324, Sayı: 6, s. 111.
Küçük,  Cevdet, “Abdulhamid  II”, İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı, c. 1, İstanbul 1988, s. 222.
Lewis, Bernard, Modern Türkiye’nin Doğuşu, çev. Boğaç Babür Turna, Ankara 2009, s.293.
Osmanoğlu, Ayşe, Babam Abdulhamid, Güven Yayınevi, İstanbul 1960, s. 143.
Özcan, Azmi, “Sultan Abdulhamid”, Türkler, c. 12, Yeni Türkiye Yayınları,  Ankara 2002, s. 927.
Paksüt, Fatma, “Merhum Dayım Hamdi Yazır -II- Nazırlık, Tutuklanma, Aklanma”, Altınoluk Dergisi, 1992 - Mayıs, Sayı: 75, s. 21.
Paksüt, Fatma, “Merhum Dayım Hamdi Yazır” , Altınoluk Dergisi, 1992 - Nisan, Sayı: 74, s. 20.
Paksüt, Fatma, “Merhum Dayım Hamdi Yazır”, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Sempozyumu(4-6 Eylül 1991), Ankara 1993,  s. 16.
Son Vak’anüvis Abdurrahman Şeref Efendi Tarihi, hz. Bayram Kodaman-Mehmet Ali Ünal, TTK, Ankara 1996, s. 22, 28.
Sultan Abdulhamid Hân-ı Sânî’nin Hilâfet ve Saltanat-ı Osmâniyeden Iskâtıyla Sultan Mehmed Hân-ı Hâmis Hazretlerinin Es‘âd ve İclâsı Hakkında Fetvâ-yı Şerîfe ve Meclîs-i Umumi-i Milli Kararnamesi, Düstur, Tertib-i Sani, c. 1a, no: 57, s. 166.
Sultan Abdulhamid, Siyasi Hatıratım, Dergah Yayınları, İstanbul 2010, s. 19.
Şakir, Ziya, Abdulhamid’in Son Günleri, Akıl Fikir Yayınları, İstanbul 2009, s. 15-16.
Topbaş, Osman Nuri, “II. Abdulhamid Han”, Altınoluk Dergisi, Kasım 1997, Sayı:141, Sayfa:20.
Türkgeldi, Ali Fuad, Görüp İşittiklerim, TTK, Ankara 1951, s. 36; Elif Naci, “Tarihten Yarenlik”, Cumhuriyet Gazetesi, 16 Kasım 1969, s. 10.
Unat, Faik Reşit, İkinci Meşrutşyetin İlanı ve Otuzbir Mart Hadisesi(II. Abdulhamid’in son  Mabeyn Başkatibi Ali Cevat Bey’in Fezlekesi), TTK, Ankara 1991, s. 83.
Yavuz, Yusuf Şevki, “Elmalılı Muhammed Hamdi”, İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı,  C. 11, İstanbul 1995, s. 57.
Yazır, Elmalılı Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, c. 1, Eser Neşriyat, s. XV, 15, 17.
DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun