Ertuğrul Gazi’nin Babası Süleyman Şah mı? Gündüz Alp mi?

Ertuğrul Gazi’nin Babası Süleyman Şah mı? Gündüz Alp mi?

Ertuğrul Gazi’nin Babası Süleyman Şah mı? Gündüz Alp mi? Ertuğrul Gazi Kimdir?

BEYAZ TARİH / MAKALE

Ertuğrul Gazi (ö. 1281-82)’nin biyografisiyle ilgili ilk bilgiler, ölümünden yaklaşık 100-150 yıl sonra 15. yüzyılda kaleme alınan Osmanlı kroniklerinde yer almaktadır. Söz konusu kaynaklar, Oğuzlar’ın Kayı boyuna mensup olarak zikrettikleri Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin babasının adını Ertuğrul olarak verirler. Ertuğrul Gazi’nin annesi günümüzde Domaniç’te medfûn olan Hayme Ana(Haymana)’dır. Ertuğrul’un kardeşleri Sungur Tekin, Gün Doğdu ve Dündar’dır. Ertuğrul Bey’in Halime Hatun’la evliliklerinden olan oğulları ise,  Saru Yatı(Savcı), Gündüz Alp ve Osman Bey’lerdir.

Kayılara mensup Ertuğrul Gazi’nin atalarının ise, 9. asırdan itibaren Selçuklularla birlikte Ceyhun nehrini geçerek İran’a geldikleri kabul edilmektedir. Horasan bölgesinde Merv ve Mahan’a yerleşen Kayılar Moğol saldırıları sebebiyle Azerbaycan’a ve Doğu Anadolu’da Ahlat bölgesine yerleşmişlerdir. Buradan Anadolu’ya yapılan akınlara iştirak etmişlerdir. Daha sonra Ahlat emirlerine bağlanarak Gürcüler’e ve Trabzon Rum İmparatorluğu’na karşı savaşmışlardır. 13. yüzyıl başlarında Ahlat’ın Eyyubiler’e geçmesi ve akabinde Moğol istilası sebebiyle Mardin’e gelerek kendileri gibi Kayı boyuna mensup Artukoğulları’na bağlanmışlardır.

Burada bir süre kalan Gündüz Alp ve ona tabi Türkmenler, Moğollar’ın Mardin ve çevresini istila etmesi sonucu Anadolu içlerine göç etmişler ve Erzurum yakınlarındaki Pasinler ovasına yerleşmişlerdir. Gündüz Alp’in burada 1228 yılında vefat etmesi üzerine aşiretin başına Ertuğrul Gazi geçmiştir. Moğol saldırılarının bu bölgede de şiddetlenmesiyle Sungur Tegin ve Gündoğdu Ahlat’a geri dönmüşler, Ertuğrul Gazi ve kardeşi Dündar Bey ise batıya doğru hareket ettikleri sırada bir Moğol birliğiyle savaşan Selçuklu ordusuna yardım ederek savaşın kazanılmasında önemli rol oynamışlardır. Savaştan sonra Alaaddin Keykubad, Ertuğrul Gazi’ye hilat giydirmiş ve Ankara yakınlarındaki Karacadağ ve çevresini ikta olarak vermiştir.(1230)

Burada bir süre kaldıktan sonra oğlu Savcı(Saru Yatı)’yı Sultan’a gönderen Ertuğrul Gazi, yeni yurt isteğinde bulunmuştur. Ardından Söğüt’e gelerek Bizans kasaba ve köylerine akınlarda bulunmuştur. Alaaddin Keykubad’ın 1231’de İznik Rum İmparatorluğu’yla Eskişehir yakınlarındaki Ermeniderbendi’nde yaptığı savaşa da iştirak ederek savaşın kazanılmasında etkili olan Ertuğrul Gazi’ye Eskişehir ve çevresi verilmiştir. 1231’de Karacahisar’ı ve daha sonra Söğüt’ü ele geçiren Ertuğrul Gazi’ye bu bölge yurtluk olarak verilmiştir.

Ertuğrul Gazi ve Babası

 

Buraya kadar genellikle ittifak halinde olan kroniklerin, Ertuğrul Gazi’nin babası hususunda ikiye ayrıldıkları görülür. Osmanlı erken dönem kaynaklarından olan Ahmedî(ö. 1412), Karamanî Mehmed Paşa(ö. 1481), Enverî(ö. 16. yüzyıl) ve Ruhî(ö. 1522) Ertuğrul Gazi’nin babasını Gök Alp’in oğlu Gündüz Alp olarak verir. Aşıkpaşazâde(ö. 1484), Oruç Bey(ö. 16. yüzyıl) ve Neşrî(ö. 1520) ise  Ertuğrul’un babasını Kaya Alp’in oğlu Süleyman Şah olarak verir. Şükrullah(ö. 1488), İdris-i Bitlisî(ö. 1520), Kemalpaşazâde(ö. 1536), Lütfi Paşa(ö. 1541), Hoca Sadeddin(ö. 1599) ve Gelibolulu Mustafa Âlî(ö. 1600) de bu rivayeti kabul ederler.

İşte bu noktada tartışılan kişi de Süleyman Şah’tır. Fırat nehrini geçip Diyarbakır’a gitmek isterken atının ayağının batması sonucu boğulduğuna inanılan ve Caber Kalesi eteklerine defnedilerek Mezar-ı Türk olarak bilinen bu türbede yatan Süleyman Şah, Osmanlılar’ın atası mıdır? Değil midir? Aşıkpaşazâde ve Neşrî Tarihi’nde Kayıların Moğol istilası sebebiyle asıl memleketleri Mahan’a dönmek istedikleri bir sırada gerçekleşen olayla ilgili rivayet şöyledir: “Süleyman Şah, aşiretiyle birlikte vatanı aslîsine yönelip, Halep diyarından gitmek isteyip, Caber Kalesi yanına geldi. Orada Fırat ırmağından geçmek istedi. Atını suya sürdü. Suda çukur/yar olduğu için at sürçüp Süleyman Şah suya düşünce burada vefat etti.  Caber kalesi altında defn ettiler. Şimdilerde buraya Mezarı Türk derler.”

Kaynaklarda ismi geçen Süleyman Şah’ın 1075’te İznik’te Türkiye Selçukluları’nı kurduğu bilinen ve Halep yakınlarında Tutuş(Alparslan’ın oğlu ve Suriye Meliki)’la 1086’da yaptığı Ayn Saylam Savaşı sonrasında vefat eden Kutalmışoğlu Süleyman Şah olması kronolojik olarak mümkün değildir. Nitekim 1181’lerde doğduğu kabul edilen Ertuğrul Gazi ile aralarında 100 yıl olup bir baba-oğul ilişkisinden bahsetmek mümkün değildir. Süleyman Şah’la ilgili bu hikaye tarihî hadiselere de mutabık değildir. Çünkü söz konusu kaynaklarda Süleyman Şah’ın babası Kutalmış olarak değil de Kaya Alp olarak verilmektedir. Dolayısıyla burada adı geçen Süleyman Şah’ın, Türkiye Selçuklularının  kurucusu olması tarihsel verilere uygun değildir.

Bu noktada Süleyman Şah’la ilgili bir başka yaklaşım ise Caber kalesinde yatan kişinin Kutalmışoğlu Süleyman Şah olamayacağı şeklindedir. Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın mezarı Halep kapısında olup, Rakka şehrindeki Caber kalesinde olması düşünülemez. Ayrıca Caber kalesi Süleyman Şah’ın ölümünden sonra Melik Şah tarafından alınmış olup Haleb kapısında yatan Süleyman Şah’ın oraya nakledilmesi için de ne bir delil ve ne de bir sebep vardır. Osmanlı kroniklerinde nehri geçerken boğulduğuna inanılan şahıs ise aslında I. Kılıçarslan olup 1107’de Habur nehrini geçerken boğulmuştur.

Nitekim Haçlılara karşı başarılarından dolayı kendine güveni artan Kılıç Arslan, 1107’de Musul’u ele geçirmiş, Musul’a bir dizdar atayıp Habur’a yönelmiştir. Ancak burada yerinden ettiği Musul Emiri Cavalı/Çavlı ile Halep Emiri Rıdvan’ın birlikleriyle karşılaşmıştır. Savaşın başlarında harikulade bir cesaret gösteren Kılıç Arslan, savaşın aleyhine seyretmesiyle atıyla Habur nehrine atlamış ve yüzmeye başlamıştır.  Bar Hebraeus’a göre, “Kendisi ve atı zırhlı oldukları ve arkasından gelenler de ona ok attıkları için atı boğuldu ve o da atı ile birlikte aynı akıbete uğradı. Birkaç gün sonra cesedi nehrin kıyısına vurdu ve Kılıç Arslan Damşan adlı köye gömüldü.” İşte muhtemelen Süleyman Şah’ın Halep önlerinde ölümüyle, oğlu I. Kılıç Arslan’ın Habur nehrinde boğularak ölümü sözlü tarihte birleştirilmiş ve bu rivayet Osmanlı tarihçilerinin bir kısmı tarafından ‘Süleyman Şah’ın suda boğularak ölümü’ne’ dönüştürülmüş ve Habur nehri de Fırat nehrine dönüşerek günümüze intikal etmiştir.

Peki bu rivayet karışıklığının sebebi nerede aranmalıdır? İnalcık’a göre, 1380’lerde Osmanlı’yı küçümseme amacıyla Kadı Burhaneddin, kayıg boyu kelimesinden hareketle Osman Gazi’nin bir kayıkçı oğlu olduğunu iddia etmiş, Timur da bir mektubunda Yıldırım Bayezid’e “bir kayıkçı Türkmen soyundan gelmişsin” diye hakaret etmek istemiştir. Dolayısıyla Osmanlı hanedanının soyu Timur’dan sonra oğlu Şahruh zamanında bir diplomatik tartışma konusu olmuştur. Fetret devri sonrasında Şahruh’a tabilik ve özellikle Selçuklu sultanlarının eski payitahtı Konya’ya yerleşerek kendilerini Türkiye Selçukluları’nın varisi ve diğer uc beylerinin hâmisi sayan Karamanoğulları’na karşı Selçuklu sultanlarının varisi olma iddiasıyla Ertuğrul’un babası Süleyman Şah rivayeti dillendirilmiştir.

Feridun Emecen’e göre de Kutalmışoğlu Süleyman Şah’la ilgili rivayetlerin ön plana çıkarılması Osmanlıların, Türkiye Selçuklularının varisi olduğunu ispatlama gayretlerinden ibarettir. Neşri’de de geçen, “cedd-i Osman Süleyman Şah dahi tevatürdür.”  ifadeleri de bu rivayetin asılsız olduğunu ortaya koymaktadır. Emecen’e göre Osmanlı tarihlerindeki nehri geçerken boğulma rivayeti ise Süleyman Şah’a değil, oğlu I. Kılıçarslan’ın Habur Irmağı’nda boğulmasına uygundur. İşte Süleyman Şah ve oğlu Kılıçarslan’a ait bu sözlü kültür Osmanlı’ya intikal ederken bir takım Osmanlı tarihçileri tarafından Süleyman Şah, Osmanlı’nın atası olarak görülmüştür.

Konuyla ilgili kaynakların şahitliğini yetersiz gören Osman Turan’a göre de, bu rivayetlerin Kutalmışoğullarının bu havalide geçirdikleri mücadeleler esnasında onlarla birlikte Kayı boyundan olan ve Kutalmışoğlu Süleyman Şah’la karışan bir başka şahsın burada medfun(gömülü) bulunması ile alakalı olması ihtimali de vardır. Osmanlı son devir tarihçilerinden Necib Asım ve Mehmed Arif’in Osmanlı Tarihi’nde Kaya Alp’in oğlu olarak zikredilen Süleyman Şah’ın ölüm tarihi 1228 olarak vermeleri de ikinci bir Süleyman Şah’ın varlığını tartışmaya açmaktadır. Nitekim bu bilgi tarihsel kronolojiye de uygun olup, 13. yüzyıl başlarında vefat eden başka bir Süleyman Şah iddiasını ihtiyat kaydı şartıyla akla getirmektedir. Dolayısıyla, “Süleyman Şah, Osman Gazi’nin dedesi, Ertuğrul Gazi’nin de babasıdır.” şeklindeki inanç bir başka Süleyman Şah’la ilgili olabilir. Bu noktada son dönemin popüler dizilerinden biri olan Diriliş filminde de Ertuğrul Gazi’nin babası olarak gösterilen Süleyman Şah karakteriyle ilgili olarak hiçbir tarihî altyapısı ve kaynağı yoktur denilemez.

Sonuç

Son tahlilde, kuruluş devriyle ilgili kaynakların ilk elden kaynaklar olmayıp geç devre ait olmaları, rivayet farklılıklarının da bu süreçte artması gibi sebeplerden dolayı Osmanlıların kökeni, Anadolu’ya gelişleri gibi muhtelif konularla birlikte Ertuğrul Bey’in gerçek hal tercümesinin ortaya konulmasını zorlaştırmaktadır. Ertuğrul Gazi’nin babasının Süleyman Şah olduğu şeklindeki anlayış Osmanlı şifahî/sözlü kültüründe yayılan bir rivayete dayanmakta olup, son dönem tarihçilerinin kabul ettiği genel görüş ise, Osmanlı sultanları silsilesinde Gündüz Alp’i en üste yerleştirmek gerektiği şeklindedir. Yine Gündüz Alp’in Ertuğrul Gazi’nin babası olduğunu kaydeden eserlerin pek çoğunun, Süleyman Şah olduğunu kaydeden eserlerden daha önce kaleme alınmış olması da bu ihtimali kuvvetlendirmektedir. Uzunçarşılı da, Françes gibi Bizans kaynaklarını delil göstererek Gündüz Alp rivayetinin tercihe şayan olduğunu ifade eder. Ertuğrul Gazi’nin büyük oğlunun adının Gündüz olması da bu nazariyeyi kuvvetlendirmektedir.

Osman Gazi’nin hutbe okutturup sikke kestirdiği şeklindeki rivayet ve bu bağlamda Osman Gazi’ye aidiyeti kabul edilen bir sikkenin de varlığı -ki bu sikkede Osman bin Ertuğrul bin Gündüz Alp yani Gündüz Alp oğlu Ertuğrul oğlu Osman yazılıdır- Ertuğrul’un babasının Gündüz Alp olduğu görüşünü desteklemektedir. Adı geçen Gündüz Alp’in kabri ise Ankara Beypazarı’na bağlı Hırkatepe köyündedir.

 

C:\Users\Ali Kozan\Desktop\osman bey.jpg

C:\Users\Ali Kozan\Desktop\tarih3.jpg


İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunan ve İbrahim Artuk tarafından Osman Gazi’ye ait olduğu kabul edilen sikkede Ertuğrul’un babasının Gündüz Alp olduğu görülmektedir.

 
beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar ve resimlerle tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Kaynak gösterilmek suretiyle yapılan kısa alıntılar dışında içeriklerin tamamı kopyalanamaz ve çoğaltılamaz.
Kaynakçalar
Afyoncu, Erhan, Sorularla Osmanlı İmparatorluğu, Yeditepe Yayınları, İstanbul 2014, s. 33-34.
Artuk, İbrahim, “Osmanlı Beyliği’nin Kurucusu Osman Gazi’ye Ait Sikke”, Türkiye’nin Sosyal ve Ekonomik Tarihi(1071-1920), Ankara 1980, s. 27-33.
Ahmedî, İskendernâme, haz. İsmail Ünver, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 1983, 65b.  
Almaz, Hasan, Şükrullah bin Şihabeddin Ahmed bin Zeyneddin Zeki-Behcetü’t-Tevârih(İnceleme-Metin-Tercüme), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara 2004, s. 357-358.
Âşıkpaşazâde Tarihi, haz. Necdet Öztürk, Bilge Kültür Sanat, İstanbul 2013, s. 5-6.
Başar, Fahamettin, “Ertuğrul Gazi”, İslam Ansiklopedisi, TDV, c. 11, Ankara 1995, s. 314-315.
Düsturname-i Enverî, haz. Necdet Öztürk, Çamlıca Basım Yayın, İstanbul 2012, s. 19.
Emecen, Feridun, İlk Osmanlılar ve Batı Anadolu Beylikler Dünyası, Kitabevi, İstanbul 2008, s. 4, 11.
Gelibolulu Mustafa Âlî, Künhül Ahbar, haz. Ahmet Uğur vd., Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri 1997, s. 30-33.
Gregory Abu’l-Farac(Bar Hebraeus), Abu’l-Farac Tarihi, çev. Ömer Rıza Doğrul, TTK, Ankara 1999, c. II, s. 346-347.
Imber, Colin, “Osmanlı Hanedan Efsanesi”, Söğüt’ten İstanbul’a, İmge Kitabevi, Ankara 2005, s. 258-261.
İbn-i Kemal, Tevarihi Ali Osman, I. Defter, haz. Şerafettin Turan, TTK, Ankara 1991, s. 38, 41-42.
İdrisi Bitlisi, Heşt Bihişt, c. I, haz. Mehmet Karataş vd., BETAV Yayınları, Ankara 2008, s. 74.
İnalcık, Halil, Kuruluş Dönemi Osmanlı Sultanları(1302-1481), İsam Yayınları, İstanbul 2010, s. 20.
İnalcık, Halil, Kuruluş, Hayykitap, İstanbul 2011, s. 118, 124.
Mevlana Mehmed Neşri, Cihannümâ, haz. Necdet Öztürk, Çamlıca Basım Yayın, İstanbul 2008, s. 30-32.
Mustafa Cezar, Mufassal Osmanlı Tarihi, c. I, TTK, Ankara 2010, s. 35-36.
Necib Asım-Mehmed Arif, Osmanlı Tarihi, İstanbul 1335, s. 549-551, 557-558.
Oruç Beğ Tarihi, haz. Necdet Öztürk, Çamlıca Basım Yayın, İstanbul 2008, s. 2.
Şimşirgil, Ahmet, Kayı I, KTB Yayınları, İstanbul 2010, s. 16.
Turan, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1993, s. 81.
Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, c. I, TTK, Ankara 2008, s. 100.
Yinanç, Mükrimin Halil, “Ertuğrul Gazi”, İslam Ansiklopedisi, MEB, c. 4, İstanbul  1964, s. 328.
Yücel, Yaşar- Halil Erdoğan Cengiz, “Rûhî Tarihi”, Belgeler, c. XIV, Sayı: 18, TTK, Ankara 1989-1992, s. 375, 379. (ss. 349-472)
DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun