Medine Müdafii Türk Kaplanı: Fahreddin Paşa

Medine Müdafii Türk Kaplanı: Fahreddin Paşa

Birinci Dünya Savaşı sonuçları bakımından değerlendirilecek olursa bir anlamda Osmanlı Devleti’ni yok etmek için yapılan bir savaştır. Bu savaş sonucunda, payitahtın İstanbul kadar kıymet verdiği Musul, Halep ve Şam yanında Kudüs, Mekke ve Medine gibi kutsal kentler elinden çıktı. Bu kentler Osmanlı askerlerinin kahramanca müdafaalarına şahit oldular. Özellikle Medine müdafaası Osmanlı asker ve subaylarının hangi ruhla bu kentleri savunduğunun açık bir delilidir. Çanakkale’de yazılan destanın bir benzeri Medine’de Kahraman Fahreddin Paşa ve onun askerleri tarafından yazılmıştır. 1918 Mondros Mütarekesi imzalandıktan sonra bile sürdürülen bu müdafaada, mütareke şartlarını ve İngilizlerin baskılarını hiçe sayan, işgal altındaki saraydan gelen emir telgraflarını bir kenara atan Fahreddin Paşa, evvelden beri sürdürülen bir geleneğin son temsilcisi olmuştur. O gelenek; kutsal kentlerin hakimi değil hadimi olmaktır, hiçbir karşılık beklemeden vatan, millet, din, devlet ve Hz. Peygamber aşkıyla canını feda etme iradesi ve kararlılığıdır. Her türlü imkanı seferber ederek mübarek kent ve beldelere namahrem elinin değmesini engellemektir.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Osmanlı Devleti 1517’de bir zorunluluk sonucu Mekke ve Medine’yi içine alan Hicaz’ı toprakları içine dahil etmiştir. O günün dünyasında en büyük Müslüman güç ve “gaza devleti” iddiası mucibince Osmanlı Devleti  açısından Mekke ve Medine’yi korumak ve kutsal Hac ibadetinin devamını sağlayacak hizmetleri aksatmadan yürütmek doğal  bir gereklilikti.

Hicaz Bağdat’ta Abbasi Halifeliği ortadan kalktıktan sonra Mısır’ın koruması altında idi. Osmanlı Devleti'nin Yavuz Selim vasıtasıyla Mısır'ı sınırları içine dahil etmesi, Hicaz’ın da İstanbul tarafından himaye edileceğine dair  açık bir işaret idi. Çünkü bu sırada, kutsal kentler yani Mekke ve Medine Portekiz tehdidi altındaydı. Bu kentlerin siyasal idaresini elinde bulunduran Memluk Sultanlığı Kızıldeniz’de Cidde Limanını bombalayan Portekizliler’e engel olamamıştı. Portekizlilerin gülünç bir hedefi vardı. Cidde’den Medine’ye ulaşmak ve Hz. Peygamberin mübarek naşını alıp Avrupa’ya götürmek idi. Böylece hem İslam’ın kutsal bir kentini yağmalamış hem de Avrupa’da önemli bir güç olduklarını kanıtlamış olacaklardı. Osmanlı Devleti’nin denizcilerinden olan Selman Reis daha Mısır Osmanlı Devleti’ne katılmadan önce, payitahttan aldığı müsaade ile Memluk Devleti adına Portekizliler’e karşı mücadeleye katıldı. Onun da amacı Kutsal kentleri korumak ve Portekizlilere karşı İslam dünyasının imkanlarını seferber etmek idi.  1517 sonrası tekrar Osmanlı Devleti adına hizmete devam eden Selman Reis Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nda Portekiz saldırılarına karşı çok başarılı mücadeleler yaptı.

Osmanlı askeri yaklaşık 402 yıl bu hizmeti başarıyla sürdürmüştür. Yine bir mecburiyet sonucu bu kentlerden çekilmişlerdir. Medine’yi müdafaa eden kahraman Fahreddin Paşa’nın hikayesi de kısaca budur. Türkler yaklaşık 1500 yıllık İslam tarihin önemli bir başat gücüdür.  Ortadoğu’nun son 1500 yılının yaklaşık 1200 yılında bu rolünü her zaman sürdürmüştür. Fahreddin Paşa ve askerleri tarihin sırtlarına yüklediği sorumluluk ve müdafaa ruhu ile şan ve şerefleriyle görev yaptılar.

Hicaz Mekke Emirliği, Sultan Ez-Zahir Baybars (1260-1277) devrinden itibaren Kahire’nin himayesinde idi. Mekke ve Kahire arasındaki himayenin ana hatları ilk kez Baybars zamanında görüldü. Bunlardan biri Memlûk sultanlarının ünvanlarında “hadimü’l-harameyn el-şerifeyn” ifadesinin kullanılmasıdır. Söz konusu sıfatın bilinen ilk kaydı, Dimaşk kalesinde 659/1261 tarihli bir kitabede, Baybars (1260-1277) devrindedir1.

XV. yüzyılın sonuna gelindiğinde Memlûk Sultanlığı Hicaz’daki iç karışıklıklara ve dış tehditlere yeterince müdahale edemedi. Kansuh el–Gavri (1501-1516)’nin göreve gelişinden sonra Memlûkler’in Mekke siyaseti zaafını sürdürdü ve atama beratı merhum Şerif Muhammed b. Berekat’in oğullarından hangisi, güç ya da politik manevralarla, emirliği ele geçirmişse ona verildi. Osmanlılar’ın  1517’de Mısır’ı fethinin ertesinde Mekke Emiri Berakat b. Muhammed b. Berekat, Yavuz Sultan Selim’e biatını açıkladı ve oğlu Ebu Nümeyy’i Mekke Emiri sıfatıyla Kahire’ye gönderdi2. Ebu Nümeyy 6 Temmuz 1517’de Divan’da kabul edildi. Kabe’nin anahtarlarını takdim ettikten sonra 12 Temmuz’da Yavuz Selim’in huzuruna kabul edildi. Yavuz Selim ise ona Emirliği himayesine aldığını gösteren berat, hil’at vermişti. Ayrıca, halka dağıtılmak üzere 200.000 altın ve yeteri kadar zahire de gönderdi. Böylece Mekke ve Medine’yi içine alan Hicaz Osmanlı Devleti’nin bir parçası oldu3.

Arap Yarımadası Batı As­ya ve Kuzey Afrika açısından önemli sonuçları olmuş­tur. Bu gelişme Osmanlıları, Akdeniz'de deniz yolları­nı denetim altına almaya ve öteki Kuzey Afrika ülkele­rini fethetmeye yöneltmiştir. Ayrıca, Müslümanlığın kutsal kentleri olan Mekke ve Medine'yi sınırları içine alması, Os­manlı Devleti’ne İslam dünyasında prestij kazanmıştır.

Osmanlı Devleti'nin Irak ve Mısır'da yerleşmesi, Hindis­tan yolu üzerinde etkide bulunması­na da kuşkusuz yol açmıştır. Irak'ı alan Osmanlı Devleti, Basra Limanı'na sahip olarak stratejik bir avantaj sağladığı gibi bu durum; Portekiz tehdidi karşısında Hindis­tan'dan gelen çağrılar üzerine Os­manlıların, Hindistan yolunun güvenliğini sağlamak için Kızıldeniz'e deniz seferleri düzenlemesine sebep ol­muştur. Daha önce Mısır'da egemen olan Memluk Sultanlığı, Ümit Burnu'nu dolaşarak Hindistan yolunu ele geçir­meye çalışan Portekizlilerin Doğu Afrika ve Kızıldeniz’de yarattığı tehdidi önlemede, yardımcı olması yolundaki çağrılara yanıt vermekle bir­likte başarı sağlayamamıştı.

Osmanlı Devleti uzun asırlar boyunca Hicaz’da kontrolü sağladı ve dünyanın her tarafından gelen Müslümanların Hac ibadetini yerine getirmesi için gerekli düzenlemeleri aksatmadan sürdürdü. Ancak 1770’de  dış yardım alarak Mısır’da isyan eden Bulut Kapan Ali Bey’in kısa bir süre için Mekke’yi kontrolü altına alması  ve XIX. Yüzyılın hemen ilk yıllarında Vehhabi Hareketi’nin bölgede güç kazanmasıyla, Osmanlı Devleti’nin bu alandaki itibarı az da olsa zarar görür gibi oldu. Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve oğullarının desteği ile 1818’de kesin olarak burada otorite tesis edildi. Kavalalı bu hizmeti dolayısıyla Osmanlı Devleti tarafından Kavala’da kendi adına bir vakıf kurması ve giderleri için de Taşöz adasının kendisine ihsan edilmesiyle ödüllendirildi4. Öte yandan, Tanzimat  reformları çerçevesinde  Hicaz Vilayeti kuruldu5.

Şerif Hüseyin’in İsyanı

Ebu Nümeyy 12-13 yaşlarında Mekke Emiri oldu. Ömrünün somlarına doğru oğlu Hasan ile ortak emirlik yaptı.  22-23 Ocak 1584’te yaklaşık 80 yaşında vefat etti. Ebu Nümeyy’in uzun emirliğinin yanında Osmanlı devrinin tamamını kapsayan  uzun bir emirlik postu ailesinin oldu. 3 Haziran 1916’da  Medine çevresindeki demiryolu ve telgraf hatlarına saldırarak Osmanlı Devleti’ne isyan eden Şerif Hüseyin (1853-1931) Ebu Nümeyy ailesinin son üyesidir6. Kasım 1908’de İttihatçılar tarafından Mekke Emiri olarak tayin edildi7.

İngilizler Birinci Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti aleyhine Arap Yarımadası ve Basra Körfezi’nde birtakım faaliyetler içine girmişti. Bu konuda Kahire ve Delhi’deki işgal idareleri arasında emperyalist rekabet de ortaya çıktı ve farklı projeler tartışıldı. Kahire üzerinden Mc Mahon ve Şerif Hüseyin arasındaki meşhur mektuplaşmaların gösterdiği gibi uzun zamandır pişirilen Arap isyanı için ön hazırlık tamamlandı. İngilizler Şerif Hüseyin’e muğlak ifadelerle bir Arap Krallığı vaat ederek çok büyük maddi desteklerle onu ve oğullarını hareke geçirdi. Çanakkale ve Kut’ul-Amara yenilgisi İngilizleri bir Arap isyanı başlatmak için kendilerine yakın olacak alternatifler içinde Şerif Hüseyin ile işbirliği yapma noktasına getirdi.

Şerif Hüseyin Arap isyanını İngiliz desteği ile başlattı. Aslında onun başlattığı bu hareket diğer Aşiret liderleri tarafından çok fazla destek görmedi. Arap Yarımadası’nda Asir bölgesinde el-İdrisi, Yemen’de İmam Yahya, Basra Körfezi’nde El-Sabah ailesi, Kuzey Arabistan’da Nuri Salah ve Orta Arabistan’da İbn Reşid gibi  ondan daha güçlü Arap aşiret liderleri vardı. Şerif Hüseyin’in kendi ailesi içinden rakibi Şerif Ali Haydar idi. Nitekim Şerif Hüseyin isyan edince İttihatçılar onu Hicaz emiri olarak atadılar. Aile dışında ise en büyük rakibi İbn Suud, İbn Reşid ve el-İdrisi idi. Bu liderlerden İbn Suud tarafsız gibi dururken diper ikisi Osmanlı Devleti’ne sadık kaldı. Şerif Hüseyin gücünü halktan değil sahip olduğu ve Osmanlı Devleti tarafından atandığı bürokratik tayin olan Emirlik makamından alıyordu. Buna ilaveten elbettte İngilizlerin onu muhatap alıp silah ve para desteği sağlaması onun diğer avantajlarıydı.

Fahreddin Paşa’nın Medine’ye Gidişi

Fahreddin Paşa Birinci Dünya Savaşı sırasında miralay olarak 4. Ordu 12. Kolordu kumandanı olarak Musul’da görev yapıyordu. 4. Ordu Kumandanı ise Cemal Paşa tarafından 28 Mayıs 1916’da Medine’de görevlendirildi. Zira Şerif Hüseyin ve 4 oğlunun Medine’yi de içine alan Hicaz’da bir isyan başlatacağı haber alınmıştı. Nitekim 3 Haziran’da Medine çevresindeki demiryolu ve telgraf hatlarına saldırarak isyanı başlattılar. 50 bin civarındaki isyancılar 5 Haziran gecesi Medine karakollarına saldırdılar ancak 12 bin civarındaki Fahreddin Paşa’nın askerleri tarafından geri püskürtüldüler. Fahreddin Paşa savunmada kalmayıp taarruza geçti. Medine merkezinin 100 km uzaklığına kadar olan alanda kuvvetli bir müdafaa önlemi aldı.

Mukaddes Emanetlerin İstanbul’a İntikali

Medine’de Hz Peygamber’in kabri yanında bulunan yazma Kur’an-ı Kerim vb.  Mukaddes Emanetler olası bir mağlubiyet veya baskın durumunda, İngilizler veya  bedeviler tarafından yağmalanması tehlikesi açık bir durum idi. Bunu önlemek için Mukaddes emanetlerin İstanbul’a nakledilmesini İstanbul Hükümeti’ne teklif etti. Fahreddin Paşa, İstanbul’u her türlü mesuliyeti üzerine alarak ikna etti ve bir komisyon kurarak nakledilecek emanetleri tek tek kayda geçirdi. Bunları 2 bin kadar askerin koruması altında İstanbul’a gönderdi. Söz konusu 30 parçadan oluşan mukaddes emanetler 25 Mayıs 1917’de İstanbul’a ulaştı.

fahreddin paşa

Medine Müdafaası

İki İngiliz savaş gemisi ve İngiliz savaş uçaklarının bombardıman desteği ile Cidde kalesine saldıran isyancılar 16 Haziran’da kale kumandanına sivil halkı göndererek teslim olmasını sağladılar8.

Şerif Hüseyin kuvvetleri 7 Temmuz 1916’da Ecyad Kalesi’ni işgal ederek Mekke’yi kontrol altına aldılar. Ardından 22 Eylül’de Taif Şerif Abdullah tarafından ele geçirildi9. İngiliz donanması sahil boyunca isyancılara top ateşleriyle destek oldu.  İngilizler Hicaz’ı ele geçirmek için her kritik noktaya makinalı birlikler İngiliz uzman ve subaylar gönderdiler. Ancak bedeviler kısa vadeli hedefler peşinde oldukları için ne adam kaybına ne de uzun sürecek çarpışmalara girişmeye tahammüller vardı. İngiliz uçaklarının bombardıman ile destek vermesi bile bedevi isyancıları Medine’ye topyekun saldırma cesaretini göstermelerine etki etmedi. İngiltere Mısır’dan Fransa ise Cezayir’den topçu birliklerini bölgeye sevk etti10. Ama tüm hamleleri Fahreddin Paşa’nın aldığı savunma tedbirleri karşısında başarısız oldu. İngilizler kenti abluka altına aldırmaktan başka bir şey yaptıramadı. Aralık 1918’den sonra ise abluka iyice ağırlaştı. Medine’nin dış dünya ile irtibatı büyük ölçüde kesildi. Fahrettin Paşa ve askerleri sadece bedevi isyancılar ve İngiliz savaş aygıtlarına  karşı mücadele etmediler olumsuz iklim şartları, açlık ve susuzlukla da savaştılar. Hurma çekirdeklerinden ekmek yapıp, çekirge yemek zorunda kaldılar.

Fahreddin Paşa’nın Teslim Oluşu

Fahreddin Paşa 30 Ekim 1918 Mondoros Mütarekesine rağmen teslim olmadı. Kendisine telgraf ile İstanbul ve İngilizlerin işgalindeki Mısır vasıtasıyla gelen teslim emrini görmezden geldi11. Bu bağlamda her defasında çeşitli gerekçeler ileri sürerek Medine’yi teslim etmekten kaçındı. İngilizlerin baskısıyla Harbiye Nazırının Yaveri Yüzbaşı Ziya Bey uzun bir yolculuktan sonra yazılı teslim emrini ulaştırınca ona da razı olmadı.  zaman kazanmak için Medine gibi bir kutsal kentin teslimi Padişah halifenin emri ve şeyhülislamın fetvası ile mümkündür diyerek geri çevirdi. Padişah Halife emri ve şeyhülislam fetvası gelince de onlar işgal altında baskı ile bu emri vermişler bu yüzden geçerli değildir diye yine teslim olmayı kabul etmedi12. Direnişi devam ettirmesi durumunda askerlerinin can kaybı çoğalacağı gerekçesiyle askerleri tarafından ikna edilince Ravza’ya çekildi. Görüşmeleri subayları yaptı. Kılıcını İngilizlere teslim etmeyip Ravza’yı Mutahhara’ya bıraktı. Ravza’dan çıkmayı kabul etmeyince kendi subaylarının ani baskınıyla mübarek mekandan çıkarıldı.

“Ben gitmiyorum, zorla götürüyorlar. Şahit olun Medine sokakları. Yollar, sokaklar şahittir, Peygamber Efendimiz (SAV) şahittir. Ben gitmiyorum, zorla götürüyorlar.”

10 Ocak 1919’da Medine’nin boşaltılması, Mondros Mütarekesinden 72 gün sonra Birinci Dünya Savaşı’nın teslim olmayan  birliğinin ele geçirilmesi ile gerçekleşti.

 402 yıldır Medine semalarında dalgalanan Osmanlı sancağı son kez Ravza-ı Mutahhara’ya selam verdi. Fahreddin Paşa’nın askerleri  son defa Ravza’ya yüzlerini sürerek Yüce Peygamber’e veda ettiler. Onlar veda ederken isimleri tarihe altın harflerle yazıldı.

Sürgünden Büyükelçiliğe Geri Kalan Hayatı

10 Ocak 1919’da teslim olan Fahreddin Paşa’dan 3 gün sonra Şerif Hüseyin’in oğlu Emir Abdullah şehre girme cesareti gösterdi. İngiliz raporlarına göre, Mübarek kentteki evler Emir Abdullah şehirde iken 12 gün boyunca yağmalandı. Medine’deki evlerin sekizde biri yani, 4850 ev Bedevi Araplar ve  başlarında  subayları ile birlikte yağmalandı13. Bu yağma olayı da kanıtlamaktadır ki, Fahrettin Paşa’nın zamanında aldığı tedbir ile mukaddes emanetler yağmadan kurtarılmıştır. Ayrıca aynı zamanda Medine’de yaşayan halkın işgalden zarar görmemesi için tahliye edilmesi de yerinde ve isabetli bir karar olmuştur.

Teslim olan 491 subay ve 7545 er Şubat 1919’da Mısır’a sevk edildi. Medine’deki mühimmat ve cephane Şerif Hüseyin’in eline geçti14.

Fahreddin Paşa ise 27 Ocak 1919’da diğer er ve subaylar gibi savaş esiri olarak Mısır’a götürüldü. İngilizlerin gözetiminde 28  Ocak 1919’da Süveyş’e ulaşan Paşa ve beraberindekiler  Kahire’de Kasr el-Nil kışlasında bir odada ikamete mecbur bırakıldı15. Ardından İngilizler tarafından Malta’ya sürgün edildi.  Bu sırada Birinci Dünya Savaşı sırasında işlediği iddia edilen savaş suçları nedeniyle işgalci İngilizlerin güdümünde İstanbul’da kurulan düzmece mahkemede idama mahkum edildi. Ankara Hükümeti’nin gayretleriyle 8 Nisan 1921’de serbest kalarak Malta’dan ayrıldı. 24 Eylül 1921’de Milli Mücadele’ye katılmak üzere Ankara’ya geldi. TBMM tarafından 9 Kasım 1921’de Afganistan’a büyükelçi olarak atandı. Görevi sırasında Türk-Afgan dostluğuna büyük katkıları oldu. 12 Mayıs 1926’da görevi bitince Türkiye’ye döndü. 5 Şubat 1936’da tümgeneral rütbesiyle emekli oldu. 22 Kasım 1948’de vefat etti16.

fahreddin paşa
Fahreddin Paşa Malta'da sürgünde bulunduğu sırada

Sonuç

Osmanlı subaylarının en seçkinlerinden biri olan Fahreddin Paşa Medine’de savunmayı idare eden klasik bir komutan değildir. Fahreddin Paşa, Medine’yi kutsal bir ideale adanmış bir kişi olarak savunmuştur.

Medine’yi 2 yıl 7 ay boyunca müdafaa eden Fahreddin Paşa, asil ruhlu bir subay, Peygamber aşığı, din-devlet-millet ve vatan uğruna gözünü budaktan sakınmayan cesur bir asker ve onurlu bir insandır. Onun şerefli ismi Türkiye’nin en önemli meydanlarından birine verilmeli ve vakur bir anıtı o meydana dikilmelidir.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Kaynakçalar
BARLAK, Hasan, “Fahreddin Paşa’nın Hicaz Cephesinde Bayrak Mücadelesi (Haziran 1916-Ocak 1919)”, Studies Of The Ottoman Domain, cilt 6, sayı 11, Ağustos 2016, ss. 20-47.
BEYOĞLU, Süleyman, “Fahreddin Paşa”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1995, cilt 12, s. 87-89.
BEYOĞLU, Süleyman,  “Türk Arap İlişkilerinin Kırılma Noktası: Medine’nin Tahliyesi”, s. 425-459.
EMECEN, Feridun M., “Hicaz’da Osmanlı Hakimiyeti’nin Tesisi ve Ebu Nümeyy”, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Enstitüsü Dergisi, Sayı 14 (1994), s. 87-120.
MORTEL, Richard, “Prices in Mecca During The Mamluk Period”, JESHO, October 1989, Tercümesi: Süleyman Kızıltoprak, “Memluk Devrinde Mekke’de Fiyatlar” Belleten, Ağustos 2000, sayı: 240, s. 599-646.
KICIMAN, Naci Kaşif, Medine Müdafaası: Hicaz Bizden Nasıl Ayrıldı?  İstanbul, 1994.
KIZILTOPRAK, Süleyman, II. Abdülhamid’in Dış Politikası ve Taşöz Operasyonu, İstanbul, 2011.
KURŞUN, Zekeriya, Necid ve Ahsa’da Osmanlı Hakimiyeti: Vehhabi Hareketi ve Suud Devleti’nin Ortaya Çıkışı, Ankara, TTK, 1998.
KURŞUN, Zekeriya, “Hicaz”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1998, cilt 17, s. 437-439.
ÖZCAN, Azmi, “Şerif Hüseyin”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 2000, cilt 38, s. 585-586.
SONYEL, Salahi R., “İngiliz Belgelerine Göre Medine Müdafii Fahrettin Paşa”, Belleten,  sayı 143, 1972, ss. 333-375.
 
DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun