Osmanlı'daki İlk Ermeni Silahlı Hareketleri

Osmanlı'daki İlk Ermeni Silahlı Hareketleri

Osmanlı'daki İlk Ermeni Silahlı Hareketleri

BEYAZ TARİH / MAKALE

19. yüzyıl boyunca imparatorlukların karşılaştığı en önemli sorunlardan biri olan milliyetler meselesi Osmanlı Devleti’nde de Balkanlardan Kafkasya’ya kadar büyük çalkantıların yaşanmasına sebep olmuştur. Bağımsız olma ve kendi devletini kurma niyetiyle bağlı bulunduğu otoriteye başkaldıran halklar arasında geç dönem bağımsızlık girişimine sahip olan Ermeniler de yaşanan çalkantılarda büyük pay sahibidir. Esasen yüzyıllarca Anadolu’da beraber yaşadığı diğer etnik unsurlarla sürekli sorunlar yaşayan Ermeniler, daha önce Bizans idaresinde yaşadığı mezhep sorunları sebebiyle doğudan gelen “kurtarıcı Türkler”e yardımcı olmuş ve rahat yaşama idealiyle yeni otoriteye boyun eğmiştir. Aynı halk, tarihin farklı bir izdüşümü olarak, 19. yüzyılda “kurtarıcı” olarak gördüğü doğudan gelen Ruslara yardımcı olmuş ve bağımsızlık yolunda kanlı bir serüvene girişmiştir.

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’yla Batı nezdinde de sorunlarını dünyaya duyurmayı başaran Ermeniler Berlin Antlaşması’nın 61. maddesi ile elini güçlendirmeyi başarmıştır.İlgili maddede yer alan “Osmanlı Hükümeti bünyesindeki Ermeni halkını Kürt ve Çerkez unsurlara karşı korumayı taahhüt eder,” ifadesi bir anlamda Ermenilerin kendi kendini müdafaa felsefesini oluşturmasına yardımcı olmuştur.Bu felsefeyi Garo Sasuni’nin “Kürt Ulusal Hareketleri ve 15. Yüzyıldan Günümüze Kürt-Ermeni İlişkileri” adlı kitabında daha rahat görebiliyoruz. Cesur bir dille kaleme alınan kitapta yer alan beş yüzyıllık Kürt-Ermeni çatışması ve sonrasında bu çatışmaya dâhil olan Çerkezlerin durumu açık bir dille anlatılmaktadır.“ Zorba, baskıcı ve despot” olarak nitelendirilen Türk yönetimine ve yapmacı Kürt halkına karşı silahlı mücadelenin Ermeniler açısından ne kadar önemli olduğu bizzat ehlinin dilinden anlatılmaktadır.

Berlin Antlaşması’nı müteakiben sahip olduğu sanat ve zanaat özelliklerini kenara bırakarak silahlı mücadeleye girişen Ermeniler 1905 yılına kadarki otuz yıllık süreçte elliden fazla isyan ve sayısız terör saldırısıyla Türkiye’deki ilk terör faaliyetlerinin de temelini atmış oldular. Fedailik müessesesi ile kendisini hedeflenen bağımsız vatan için ateşe atmaya hazır olan Ermeni komitalarının belli başlı isyanlarını şu şekilde sıralamamız mümkündür; Anavatan müdafileri olayı, Armenakan çete faaliyetleri, Erzurum isyanı, Kumkapı olayı, Merzifon, Kayseri, Yozgat olayları, Birinci ve İkinci Sason İsyanları, Zeytun, Divriği, Malatya, Eğin, Trabzon, Develi, Akhisar, Erzincan, Gümüşhane, Bitlis, Bayburt, Maraş, Urfa, Diyarbakır, Siverek, Harput, Arapkir, Sivas, Maraş, Muş isyanları,  Büyük Van İsyanı, Padişaha suikast ve 1909 Büyük Adana isyanı.

Artık Batı’nın ve Rusya’nın desteğini elde eden Ermeniler ilk komitacılık faaliyetlerini Doğu Anadolu şehirlerinde başlatmış ve ilk yerel örgütlenmeler kısa sürede bölgesel eylemler için ortak hareket tarzına bürünmüştür. Van, Bitlis ve Muş şehirlerinde Kara Haç, İntikam grubu gibi çetelerin ilk organize olduğu yapılanma Armenakan Komitası’dır. Ermeni davasına ihanet edenlerin alnına bıçakla çizdikleri kara haç sembolüyle kısa sürede adını duyuran Kara Haç çetesi gibi önemli grupların cesur fedaileri sayesinde Armenakan Komitası kısa sürede önemli başarılar elde etmiştir. 1880’li yıllarda öğretmen Mıgırdıç Portakalyan tarafından Van’da kurulan örgüt, sıradan eğitimler görüntüsü altında çete elemanı yetiştirmiş ve bulundukları bölgede pek çok yasadışı faaliyetlerde bulunmuştur. Hükümetin baskıları neticesinde Marsilya’ya sürülen Portakalyan, Avrupa’da serbest faaliyetlerini sürdürmüş, bağımsızlık temalı yayınlar neşretmiş ve devrimci söylemi burada geliştirmiştir.Portakalyan iki konuda öncü olarak kabul edilebilir.İlk olarak, Anadolu’da okul adı altında yasadışı faaliyetlerin yayılmasında büyük öneme sahiptir.İkinci olarak, Batı’da ilk diaspora faaliyetlerinin yeşermesinde önemli roller üstlenmiştir.Armenakan Komitası; ihtilalci fikirlerin yayılması, ilk gerilla faaliyetlerinin geliştirilmesi, dış destekli silah ve para temini ve bölgesel isyan hareketleri konusunda referans alınan en önemli girişimlerdendir.Yerel çatışmalarla zayıflayan ve Portakalyan’ın sürgünüyle dağılan komita diğer etkili örgütlerin çekirdeğini oluşturmuştur.

1887 yılında Batı’da kurulan ve toprak talebi konusunda ciddi bir felsefe oluşturan Sosyal Demokrat Hınçak Partisi ile 1890’da Tiflis’te kurulup “Büyük Ermenistan” hedefi oluşturan Ermeni Devrimci Federasyonu (Daşnaktsutyun) bu dönemin ortaya çıkardığı en önemli ve kalıcı etkiler oluşturan örgütler olarak tarihte yerini almıştır. Silahlı faaliyetler kapsamında Doğu’daki yerel örgütlerin mirasını sahiplenen partiler, silahlı veya siyasi olarak her türlü mücadelenin denenmesi gerektiğini vurgulamıştır.Programında “Hedeflenen amaca ulaşmak için propaganda, ajitasyon, terörizm ve yıkıcı örgüt oluşturma yöntemi tercih edilmelidir” ifadesine yer veren Hınçak, aslında Osmanlı’da bu terimlerin kısa sürede öğrenilmesini ve yayılmasını sağlamıştır.Bu dönemde kilisenin de büyük desteğini gören komitalar, dini liderlerin izniyle hareket ederek Ermeni halkının desteğini sağlamaya çalışmıştır.Özellikle Patrik Nerses Varjabedyan ve Matdeos İzmirliyan gibi isimlerin güçlü desteğini alan komitalar, Vahabedian ve Aşıkyan gibi dini liderlerden umduklarını bulamamışlardır. Hatta Aşıkyan komitacıların hedefi haline gelerek suikasta uğramıştır.

Hınçak grubu Kumkapı gösterisinde, Sason isyanlarında, Babıali gösterisinde ve Zeytun isyanında önemli varlık göstermiştir. Marksist yaklaşımları halk arasında rağbet görmemesini sağlamıştır.Bu sebepten dolayı Daşnaktsutyun’un önü açılmıştır.1908 yılına kadar her türlü ayrılıkçı faaliyeti sürdüren Hınçak, ikinci Meşrutiyet’in ilanıyla ihtilalci davayı bıraktığını açıklamış ve anayasaya sahip çıkacağını ilan etmiştir.İkinci Meşrutiyet sürecinde Türk yönetiminden beklediği tavizlerin gerçekleşmemesinden dolayı, 1913 yılında Köstence’de gerçekleştirilen Yedinci Hınçak Kongresi’nde Türk yönetimine karşı mücadele kararı alan Hınçaklar, bariz bir şekilde yönetimde olan kişilerin suikastla ortadan kaldırılmasını ve eski yasadışı faaliyetlerin devam ettirilmesini kararlaştırmıştır.Ermeni kaynaklarına göre, bu kararları Osmanlı idarecilerine bildiren bir Ermeni ajan, Hınçakların ortadan kaldırılmasına sebep olmuştur.Bir müddet devlet baskısına maruz kalan Hınçak elebaşları 15 Haziran 1915’te idam edilmiştir.Aralarında ünlü çetecilerden Paramaz’ın da olduğu idamlıklar, Ermenilerce “Yirmi Şehitler” olarak adlandırılmaktadır.Bugün Ermenistan, Meghri’de Paramaz adına anıt bulunmakta, milli kahraman olarak adı yaşatılmaktadır.

“Türk'ü, Kürd'ü, nerede ve hangi şartlarda görürsen öldür.Gericileri, sözünden dönenleri, Ermeni hainleri öldür, intikam al,” söylemiyle meşhur olan Daşnaklar sosyalist olduklarını belirtseler de, daha çok nasyonal sosyalist bir eğilimle Ermeniler arasında sosyalist, dışarıya karşı ırkçı temalarla hareket etmiştir ve etmektedir. Kurulduğu dönemde Osmanlı topraklarında sosyalizmin tesisi için herhangi bir imkân olmadığı ve Ermenilerin buna hazır olmamasından dolayı parti daha çok ihtilal ve bağımsızlık temelinde hareket etmiştir. Dünyaya Ermeni meselesini duyurmak için Osmanlı Bankası Baskını, Sason İsyanı ve padişaha karşı Yıldız Suikastı içerisinde yer alan komitacılar, Hınçaklara göre daha şanslı olmuştur. Hem Osmanlı idarecilerinin Daşnakları daha çok muhatap alması hem de dünya savaşından sonra Batı’da güçlü örgütlenmelere gitmesi Ermeni meselesinde bir Daşnak realitesi doğurmuştur. Hınçaklarla birlikte sıkça anılsa da, aralarında büyük ihtilaflar yaşanmış, birbirlerini hainlikle ve dinsizlikle suçlamışlardır.Nitekim Sovyetler Birliği döneminde Ermenistan’dan kovulan Daşnaklar Lübnan’da kendi kiliselerini kurduğu için dini anlamda da ötekileştirilmiştir. Ancak Osmanlı yönetimi Hınçak yerine Daşnaklarla işbirliğine gitmenin karşılığını dünya savaşında misliyle almışlardır.

1896’da dünyanın Osmanlı’ya müdahale etmesi ve Ermenilere yardımcı olmaları için etkili eylemler serisi başlatmayı hedefleyen komitacılar, Osmanlı Bankası Baskını’nda başarısızlığa ulaşmıştır.El bombaları, patlayıcılar ve tabancalarla ünlü komitacılar Papken Siuni ve Karekin Pastırmacıyan’ın öncülüğünde başarısız bir baskın gerçekleştiren Ermenilerin bir kısmı çatışma sırasında öldürülmüş diğer kısmı ise yabancı büyükelçiliklerin araya girmesiyle affedilerek sürgüne gönderilmişlerdir.Öldürülen militanlar için Osmanlı Devleti’ni katil ilan eden Karekin Pastırmacıyan 1908 yılında sürgünden dönerek Osmanlı mebusu olmuştur.Fakat birkaç yıl sonra bağlı bulunduğu devlete karşı savaşmayı tercih ederek büyük kırılmayı başlatanlar safına geçmiştir. 1908 yılında İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla Hınçaklar gibi anayasayı sahipleneceğini belirten Daşnaklar, Balkan Savaşları’na kadarki dönemde Osmanlı’nın kendilerine vaat ettiğini iddia ettiği özerklik ve sonrasında bağımsızlık imkânlarından vazgeçildiği için yeniden eski faaliyetlerine dönmüştür.Bu dönemde İttihat ve Terakki’den yana duruş sergileyen Ermeniler bizzat Daşnaklar tarafından hain ilan edilip, öldürülmüştür.Her şeye rağmen Dünya savaşı başlangıcında Erzurum’daki kurultayda Osmanlı ile saf tutmayı kararlaştıran Daşnaklar, Andranik Ozanyan ve Karekin Pastırmacıyan gibi isimlerin baskısıyla tercihini Rusya’dan yana kullanmış ve Osmanlı ile olan tüm bağların kesilmesini kabul etmiştir.Büyük kopuş bu şekilde başlamış ve Teşkilat-ı Mahsusa reislerinden Bahaeddin Şakir bu kararın Ermenilerin sonunu getireceğini dile getirmiştir. Tehcir düşüncesi de bu süreçten sonra şekillenmeye başlamıştır.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar ve resimlerle tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Kaynak gösterilmek suretiyle yapılan kısa alıntılar dışında içeriklerin tamamı kopyalanamaz ve çoğaltılamaz.
Yazar Hakkında
Mehmet Fatih ÖZTARSU

DİĞER MAKALELER
Osmanlı'daki İlk Ermeni Silahlı Hareketleri
Moğol Tarihi
Moğollar; Bozkır’dan Dünya’ya Yayılan Güç

Asya bozkırlarında göçebe kültürün güçlü temsilcileri olan Moğollar, XII. yüzyılın sonu ve XIII. yüzyılın başlarında Cengiz Han öncülüğünde büyük bir imparatorluk kurarak kadim uygarlıkların bulunduğu toprakların yeni yöneticileri olmuşlardı. Asya’nın neredeyse tamamını bir asırdan uzun bir süre Moğollar yönetmişlerdi. Moğolların bu güçlü harekâtı hem kendilerinde hem de yönettikleri coğrafyada köklü değişimlerin yaşanmasına yol açmıştı. Bu değişimlerin büyük çoğunluğu kültür hayatı ve düşünce yapısı üzerinde görülmektedir. Moğol İmparatorluğunun yan kolları içinde kültürel değişim ve etkileşiminin en yoğun yaşandığı devlet kuşkusuz; İran ve Azerbaycan gibi köklü medeniyetlerin merkezinde şekillenen İlhanlılar’da olmuştu. İlhanlılar, dini açıdan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet gibi üç büyük semavî dinin etkisinin yoğun hissedildiği, bunun yanında kadim inançlar olan Budizm ve Mecusiliğin de canlılığını koruduğu; kültürel boyutta ise başta İran, Mezopotamya ve Anadolu olmak üzere güçlü eski uygarlıkların etkilerinin hala yaşamı biçimlendirmeye devam ettiği Yakın-Doğu topraklarını yönetmek durumunda kalmışlardı. Göçebe olan Moğollar açısından bu yeni bir tecrübeydi. Bu kültür zenginliğine bir de Moğolların Asya içlerinden taşıdıkları kültür birikimi de eklenince İlhanlıların yönetimi altında oldukça zengin bir kültür dünyası oluşmuştu. Moğolların XIII. yüzyılda neredeyse bütün Avrasya’yı saran saldırıları insanlık tarihinin eşine az rastlanır olaylarındandır. Bütün dünyayı kasıp kavuran Moğol istilası İslam dünyasının da başına gelen büyük bir felaket olmuştu. Müslümanların beş asır boyunca oluşturduğu medeniyete telafisi çok güç olacak tahribatlar vermişti. Bütün bu olumsuz koşullara rağmen Moğollar İslam dünyasının büyük bir çoğunluğunu hakimiyetleri altına aldıktan kısa bir süre sonra zarar verdikleri bu medeniyetin inancına teslim olmuşlar kendilerine din olarak İslamiyet’i seçmişlerdi. Bu gelişme İslamiyet’in Şamanizm başta olmak üzere bölgenin tüm inançlarına karşı apaçık bir zaferiydi. Bu olay bile başlı başına İslam medeniyetin gücünü ve derinliğini göstermektedir

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun