10 Resimde Atlı Tramvaylardan Beyoğlu Tramvayına

DİĞERLERİ
Osmanlı'da Tılsımlı Gömlek Geleneği
Osmanlı'da Tılsımlı Gömlek Geleneği

Türk kültüründeki örneklerini ilk olarak Dede Korkut hikâyelerinde ‘’kurşun geçirmeyen, kılıç kesmeyen, mutluluk getiren’’ gibi ifadelerle gördüğümüz tılsımlı gömlekler, Türk tarihinin çeşitli dönemlerinde kullanıldığı gibi farklı kültür ve inanç yapılarında da bulunduğu görülmüştür. Giyen kişiyi her türlü kötülükten koruduğuna, savaşta giyenin galip kıldığına inanıldığı için çoğunlukla hükümdarlar, komutanlar, yöneticiler ve din adamları tarafından tercih edilmiştir. İslamiyet’in kabulünden önceki Şaman geleneklerine bağlı olan Türklerin uğur getirdiğine inandığı tılsım sembolleri, İslamiyet’in kabulüyle birlikte üzerinde ayetlerin yazdığı gömlekler şekline dönüştü. En erken örneklerine Hititlerde rastladığımız bu gömlekler, İslamiyet öncesi Türklerden, Selçuklu Devleti’ne, oradan ise Osmanlı Devleti’ne kadar olan süreçli farklılaşarak günümüze ulaştı. Tılsımlı gömlekler özellikle Osmanlı padişahları tarafından sıklıkla giyildi. Bununla birlikte padişahların cülus törenlerinde, harp ilanlarında, ordunun hareketlerinde, yani önemli olaylarda müneccim başlarından uğurlu günlerin tespit edilmesi istenmiş ve ona göre hareket edilmiştir. Bu gömlekler üzerine müneccimlerin belirlediği eşref saatinde yazılmaya başlanır, tezhip ustaları tarafından bezemeleri yapılırdı. Özellikle ayetlere yer verilen bu gömleklerde Kuran-ı Kerim’in 55 süresi geçmektedir. Onlar; Fatiha, Bakara, Ali-İmran, Nisa, Maide, A’raf, Enfal, Tevbe, Yunus, Yusuf, İbrahim, En’am, Hicr, İsra, Kehf, Meryem, Taha, Kasas, Ahzab, Yasin, Sad gibi ayetler olup bunlar dışında Ayete’l Kürsi muhakkak bulunmaktadır. Ayrıca sure başlarında açıklanamayan harfler, Esma-i Hüsna, dört meleğin adı, nübüvvet mührü, Hz.Ali’nin Zülfikar kılıcı ve Mühr-i Süleyman ve çeşitli bitkisel motiflere rastlanılır.

Osmanlı Mimari Dönüşümünün Öncüsü I. Mahmud’un Yaptırdığı Eserler
Osmanlı Mimari Dönüşümünün Öncüsü I. Mahmud’un Yaptırdığı Eserler

I. Mahmud’un tahta geçtiği 1730 yılı Osmanlı Devlet’inin yenilenme, imar alanında kalkınma ve aydınlanma açısından bir dönüm noktasıdır. 18. ve 20. yy.’larda başlayan mimari çalışmaların öncüsü sayılan I. Mahmud, başkent İstanbul’u yeniden tanımlayabilecek eserler ortaya koymuştur. Sultanın çabaları ona daha çok çağdaş tarihçiler tarafından ‘’muammir-i bilad’’ olarak anılmasını sağladığı gibi halkı yeniliklere alıştırmaya çalışan çağdaş ve ileri görüşlü bir padişah olarak da karşımıza çıkmaktadır. Öyle ki İstanbul’un ağırlık merkezi olan Sarayburnu-Haliç bölgesinden Boğaz’a doğru bir geçiş oluşturarak kentin görünümü değiştirmiş; kurduğu pek çok kütüphane ile başka bir dünyanın varlığıyla halkı aydınlatma eğiliminde bulundu. Osmanlı Devleti’nin mimari tarihi açısından önemli yapılar arasında yer alan Nuruosmaniye Külliyesi onun döneminde inşa edilmeye başlandı, ancak III. Osman döneminde tamamlandığı için onun adıyla anıldı. I. Mahmud döneminde camii başta olmak üzere çok sayıda saray, çeşme, askeri okul, kışla ve kütüphane inşa edildi. Bilinçli olarak sürdürülen bu imar etkinlikleriyle geleneksel söyleme bir tepki geliştirildiğini söylemek de mümkündür. Osmanlı Devleti’ne parlak bir dönem yaşatan ve kendinden sonra tahta geçecek olan padişahlara uzun bir barış devri bırakan I. Mahmud, İstanbul’a ağırlık verse de Belgrad ve Vidin gibi yerlere de imar faaliyetlerini ulaştırmıştır.

Rumeli Fatihi: Gazi Süleyman Paşa
Rumeli Fatihi: Gazi Süleyman Paşa

Osmanlı kuruluş dönemi üzerine yapılan anlatılar ve konular hükümdar-sultan ve uç bölgelerde akınlar yaparak nam salmış gaziler üzerine yoğunlaşmaktadır. Özellikle kuruluş döneminde Şehzade profilinin Hükümdar kadar öne çıkmadığı görülse de bazıları bundan istisnadır. Şehzade Süleyman Paşa'nın Osmanlıların Avrupa topraklarına kalıcı olarak ilk defa geçmesini ve tutunmasını sağlaması ve yerleştiği Gelibolu bölgesini yurt edinmek için iskan politikasına girmesi, ayrıca Bizans ile gelişen bazı olaylar neticesinde Gelibolu'dan çıkmamak için direnmesi nedeniyle onun Avrupa'ya yapılacak akınlarda bölgeyi üs olarak kullanılmayı daha baştan arzu ettiğini düşündürterek kendisini istisna şehzadeler arasına yazdırmıştır. Ayrıca cesur bir savaşçı olması yanında siyasi yönünü de bu iskan politikalarıyla vurgulayan Süleyman Paşa'nın başarısını Halil İnalcık İstanbul'un fethi kadar değerli olay addederek böyle olmasaydı Osmanlı'nın Anadolu'da sıkışmış bir beylikten farkı olmayacağını ve Viyana önlerine kadar gidilemeyeceğini ifade eder. Gazi Süleyman Paşa gerek kuruluş anlatılarının hükümdar özelinde yoğunlaşması gerekse dönemi aydınlatan kaynakların azlığı sebebiyle geri planda kalmış ve araştırmacıların yeni çalışmaları ile 6 asır hüküm sürmüş hanedanı Avrupa'ya çıkaran ilk yönetici olarak üzerindeki önemin anlaşıldığı görülmektedir. Bu çalışma bu kaynak azlığı içerisinde Süleyman Paşa'nın Rumeli'ye çıkış ve yerleşme serüvenini ele almaya çalışacaktır.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun