İstanbul'un 5 Mevlevihanesi

DİĞERLERİ
Fatih Sultan Mehmet’in Sanata Kazandırdıkları
Fatih Sultan Mehmet’in Sanata Kazandırdıkları

Osmanlı padişahları içinde sanata yakınlığı ile de bilinen Fatih, tahta kaldığı süre boyunca yalnız fetihleri ile değil sanata ve sanatçıya verdiği değerler ile de çok konuşuldu. İstanbul’u fethettikten sonra imar çalışmalarıyla birlikte pek çok alimi ve sanatkarı İstanbul’da bir araya getirmeye çalıştı ve Topkapı Sarayı çok önemli resim faaliyetlerine zemin hazırladı. Yerleşik bir nakkaşhane kurduran II. Mehmet, artık düzenli ve seri resimlerin ortaya çıkmasını sağladı. Bu nakkaşhaneden çıkan eserler geleneksel ikonografik yaklaşımlarım dışında içinde yenilikleri barındıran örnekleri oluşturdu. Fatih’in en büyük başarısı portre resimlemeciliğine Batı anlayışını kazandırmış olmasıdır. Açık fikirli bir kişi olduğu için Batı resmine ilgi göstererek sarayında Gentile Bellini, Constanza da Ferrera gibi ünlü İtalyan sanatçıları ağırladı. Bellini bu arada Fatih Sultan Mehmet’in büyük ün kazanan portresini, Avrupa’ya dağıtılmak üzere Fatih’in madalyonlarını meydana getirdi. Onun Batı resmine olan bu yakınlığı baş ressamı Sinan Bey’i de etkiledi ve onu üçüncü boyut üzerine araştırmalara yönlendirdi. Fatih Sultan Mehmet’in Batı resmine olan ilgisi sadece kendi döneminde değil, kendinden sonra tahta geçen oğlu II. Bayezid döneminde de etkisini sürdürdü. Öyle ki oğlu II. Bayezid sanata uzak duran özellikle portre resimlemeciliğinden hoşlanmayan, babasının portrelerini sokakta satarak elden çıkaran bir kişi olsa da Fatih’in izlerini silemedi. Artık Türk resim sanatında üçüncü boyut denemeleri ve ışık-gölge çalışmaları başladı.

Mısır Piramitlerinin Bilinmeyen Yönleri
Mısır Piramitlerinin Bilinmeyen Yönleri

İ.Ö 3000 yılına dayanan tarihi geçmişi ile Mısır, ulaştıkları medeniyetle bugün bile bizi etkilemeye devam ediyor. İlkçağ medeniyetlerine göre tıp, geometri, sanat, astronomi ve din gibi pek çok alanda ileri bir seviyede olan Mısır inşa ettikleri piramitleri ile bu durumu bize kanıtlıyor. Peki ‘piramit’ adı nereden geliyor? Osmanlı kaynaklarında piramitler, ‘Yusuf Ambarları’ olarak isimlendirilmektedir. Bunun nedeni Yusuf peygamber Firavun’un emri ile devletin mali işlerinden sorumlu tutulduğu zaman, Mısır’ın bolluk döneminde devasa boyutlarda ambarlar inşa ettirdi ve tüm hububatı bu ambarlarda saklayarak kıtlık döneminde halkın açlıktan kırılmasını önledi. Buradan yola çıkarak tarihte Yusuf Ambarı olarak anılırken bugün yabancıların literatüründen öğrendiğimiz piramit adıyla tanımlıyoruz. Yabancı sömürgeciler tarafından verilen piramit, sfenks, obelisk gibi pek çok tabir sanki tarihte de böyleymiş gibi kabul edilmiştir; oysa ki o topraklarda İngilizler 1 asır Osmanlı ise 4 asır kalmıştır. İnsan eliyle inşa edilen piramitlerin yapımına gelecek olursak, bir mühendislik harikasına şahit oluruz. Mısır’ın en meşhur piramitleri olan Gize piramitlerinin (Keops, Kefren, Mikerinos) her birinin köşesi bir diğerine tutturularak çizildiğinde ortaya pürüzsüz bir çizgi çıkacağı gibi güneşin hareketleri ile de büyük bir bağlantısı vardır. Güneş ışınlarının piramitlerin içinde oluşturduğu atmosfer ile hiçbir cesedin içeride çürümesi, ekmeğin küflenmesi ve hububatın güvelenmesi mümkün değildir. Bu dünyanın 7 harikasından biri olan piramitler peki nasıl inşa edildi? Bugünün teknolojisinden uzak olan Mısır, insan gücünü kullandı. 1926 yılında Gize Piramitlerinin yakınında bulunan bir işçi mezarlığındaki cesetler incelendiğinde neredeyse tüm sorularımız cevaplandı. Bu nekropoldeki cesetlerin her birinin iskelet sistemlerinin bozuk olduğu ve hemen hemen hepsinin 40 yaşına dahi gelemeden öldükleri anlaşıldı. Kölelerin Mısır’da hiçbir değerinin olmadığı, 15 yaşına gelen birçok çocuğun bu zorlu şartlar altında sadece mercimek lapasıyla beslenerek çalıştığı ve bu uğurda öldüğü ortadadır.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun