Marmara'nın Görülmesi Gereken 7 Tarihi Mirası

DİĞERLERİ
Osmanlı Ahşap Sanatı ''Bir Ağaç Nasıl Terbiye Edilir?''
Osmanlı Ahşap Sanatı ''Bir Ağaç Nasıl Terbiye Edilir?''

Ahşap malzeme Anadolu’da binlerce yıllık bir geçmişe sahip olsa da en güzel örneklerini şüphesiz ki Osmanlı Devleti döneminde verdi. Osmanlı Devleti’nin ekonomik gücü onun sanatına da yansıdı ve ahşabı inşa ettirdikleri muazzam yapılarda olsun gündelik hayatta dekoratif amaçla olsun sıklıkla kullandı. Diğer tüm malzemelerden daha çok özen ve sabır isteyen ahşap zanaatkarlarına neccar dendi ve bu zanaatkarlar teknik-işlenişe göre ceviz, elma, gül, armut, meşe, sedir ve abanoz gibi ağaçları kullandı. Ahşap malzemenin diğer malzemelerden en belirgin farkı canlı olmasıdır. Halk arasında söylenen ‘’ahşabı öldürmek’’ deyiminden yola çıkarak, bu malzemeyi nasıl kullanılabilir bir hale getirildiğine bakalım; ‘’Sert ağaç ay karanlığında kesilecek. Ay karanlığında, dolunayda ağaç kendini sıkar, kesildiğinde de o sıkılıkta kalır. Aylardan Kasım ve dolunay olacak. Çünkü Kasım ayı ağacın topraktan gelen suyunun çekilme zamanıdır. 6 ay önceden ağacın tepesi kesilmeli, büyüme olmasın, öz yürüsün diye. Ağaç kesildikten sonra hemen, toprakla temasını kesmek için takoza alınacak. 1,5 ay böyle kalacak. Gövdedeki su kabukla gövde arasına girecek, o zaman soyulacak. Sonra tomruk istenilen ebatta kesilecek, şelaleye atılacak. Çünkü ağaç şelalede döndükçe kendi bedeninin suyunu atacaktır. Ağaç şelalede 1 yıl kaldıktan sonra, gölgede, kaba toprak üzerinde yerden 50 cm kadar yükseklikte olmak üzere ızgara yapılacak. Her sabah süzgeçle bol bol sulanacak. O kaba topraktan çıkan buğu ağacın rutubetini alacaktır. Ondan sonra yıllanmış koyun gübresine gömülecek; üzeri hava almayacak şekilde tamamen kapatılacak. O gübre içinde 2 sene durduktan sonra bademyağı, zeytinyağı ya da başka bir karışım gibi güzel koku ve dayanıklılık veren maddelerle kullanılmaya hazır olacak.’’ İşte tarihte ahşap malzemeye böylesi bir özen gösterilmesi onun ruhununun sanata yansımasını ve paha biçilemeyecek sanat eserlerin ortaya çıkmasını sağladı. 300 yıl ayakta kalabilmiş ahşap yapılar ne yazık ki bugünün Türkiyesi’nde kıymet görmediği için yıkılıp yerine betonarme taklitleri yapılıyor. Bizim çok iyi bildiğimiz ahşaba karşı Batı bunu yeniden keşfediyor.

9 Maddede Yıldız Sarayı
9 Maddede Yıldız Sarayı

İstanbul’un Beşiktaş semtinde tepelik bir alana konumlandırılan Yıldız Sarayı, 17. yüzyılda başlayan yerleşim olma sürecini 19. yüzyılda tamamlayarak mevcut şekline ulaştı. Farklı dönemlerde inşa edilmiş köşk ve kasırları II. Abdülhamid’in daimi ikametgâh alanı yapmasıyla birlikte alan saray kompleksine dönüştürülmüştür. Buradaki ilk yapılanma örnekleri IV. Murat’ın kızı Kaya Sultan ile eşinin yaptırdığı yalı, III. Selim tarafından inşa edilen bir kasır, ardından babası III. Mustafa için yapılan bir çeşme ve günümüze ulaşmayan II. Mahmut’un inşa ettirdiği köşk sayılabilir. Sultan Abdülmecid’in var olan yapıları yıktırarak annesi adına yaptırdığı Kasr-ı Dilküşa, bugün Valide Sultan Köşkü adıyla anılmakta, Sultan Abdülaziz zamanında ise inşa edilen Mabeyn Köşkü, Çit Kasrı, Malta ve Çadır Köşkleri bir saray yapılanmasının ilk güzel örneklerini oluşturmaktadır. II. Abdülhamid’in Dolmabahçe Sarayı’ndan ayrılarak buraya yerleşme kararı, burada yaşayan insan sayısını arttırmış ve yaklaşık olarak on iki bin kişiye çıkartmış; Küçük Mabeyn Köşkü, Harem Binaları, Cariyeler Dairesi, Kızlarağası Köşkü, Şale Köşkü, Yıldız Camii, Tiyatro, Marangozhane, Eczane, Tamirhane, Kilithane, Çini Atölyesi, Kütüphane, Şehzade Köşkleri ve zamanla halka açılan parkı yani hasbahçesiyle Geç Osmanlı Tarihi’nin gözde yapılarından biri olmuştur.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun