İlk Müslüman Türk Devleti Karahanlılar Değildir

İlk Müslüman Türk devletleri lafzını duyduğumuzda aklımızda şüphesiz Karahanlılar ismi belirir. Hazırladığımız dosya da bunun yanlışlığına dikkat çekmek içindi. Karahanlılardan nerdeyse bir asır önce kurulmaya başlanan ilk Türk-İslam devletlerinin varlığı tarihçilerce ve bu alanın ilgili okuyucusu tarafından bilinen bir gerçek. Fakat şifahi kültür olarak yer edinen bu algılama yerini bir türlü gerçeklere bırakmıyor. Bunda KPSS gibi ya da diğer üniversiteye giriş sınavları olsun hepsinde cevabın Karahanlılar olduğu 'İlk Müslüman-Türk devleti nedir?' sorusunun da etkisi vardır. Ortaçağ Türk-İslam dünyası ve özellikle Selçuklular üzerine yaptığı çalışmalar ile tanınan Doç. Dr. Muharrem Kesik ile bu yanlış tarih okuması ve işin doğrusunu konuştuk. Kendisi de bir akademisyen hassasiyetiyle İlk Türk İslam devletinin hangisi ile başlaması gerektiği ve içeriklerini anlatarak; "İlk Müslüman Türk Devleti Karahanlılar değildir" dedi. Tolunoğulları, İdil-Bulgar Devleti ve İhşidiler gibi Karahanlılardan öncül olan Türk-İslam devletlerini bu röportajda bulabilirsiniz.

İlk Müslüman Türk Devleti Karahanlılar Değildir

İlk Müslüman-Türk Devletleri hangi devlet ya da devletler ile başlamalı?

Burada kararımızın söz konusu devletin tebâsının Türk olup olmamasına göre değişecek olduğunu belirterek açıklama yapmamız gerekir. Kamuoyunda ilk Müslüman Türk devleti’nin Karahanlılar olduğu gibi yanlış bir kanaat vardır. İlk Müslüman Türk Devleti, tebâsının Türk olması dikkate alınırsa İtil Bulgar Devleti’dir. Bu devlet M. 920 yılından önce İslamiyet’i kabul etmiştir. Abbasîlerin zayıfladığı bir devrede 868 yılında Mısır’da da bir Müslüman Türk Devleti kuruldu. Ahmed b. Tolun’un kurduğu bu devletin tebası Türk değildi. Şayet halkı dikkate alınmaz ise ilk Müslüman Türk devleti Tolunoğulları’dır, dikkate alınırsa İtil Bulgar Devleti’dir. Karahanlılar’ın İslâmiyet ile tanışması daha sonradır. İhşidîler Devleti Muhammed b. Tuğç (Toğaç) tarafından, 935 yılında kuruldu. Karahanlılar hükümdarları Satuk Buğra Han zamanında, 944-945 yıllarında İslâmiyet’i kabul ettiler. Gazneliler, devletlerini 963 yılında kurduklarında zaten İslâmiyet’i benimsemiş bulunuyorlardı. Yani devlet kurulmadan önce Müslüman idiler.1

- İlk Müslüman-Türk Devleti olarak Karahanlıların anılmasının kronolojik gerçeklikle bağdaşmadığı halde kabul görmesini neye bağlıyorsunuz?

Karahanlılar Devleti tarihte tespit edilen İlk Müslüman Türk Devleti değildir. Ancak Orta Asya’da kurulan Türk devletleri içerisinde Müslümanlığı kabul eden ilk Türk devletidir. Ayrıca kronoloji bilgisine göre tarihimizde ilk büyük Müslüman Türk devleti olduğu bir gerçektir. Yani Batı’nın İmparatorluk diye tanımladığı büyük bir devlet. Sanırım işler tam da burada karışıyor. Bazı yazarlar veya konuya yeterince hakim olamayan tarihçiler küçük devletleri sıralamaya dahil etmemişler yani şunu söylemeye çalışıyorum İtil Bulgarları, Tolunoğulları, İhşidiler gibi devletler küçük devletler addedilip dikkate alınmamış görünüyor. Ayrıca Tolunoğulları ve İhşidiler gibi Türk devletlerinin bir süre devlet olup olmadığı tartışması da yaşanmıştır. Geçmişte orta öğretim ders kitaplarında daha çok ilk Müslüman Türk Devleti olarak Karahanlıların gösterilmesi de bu hatayı yaygınlaştırmıştır. Karahanlılar devleti Orta Asya’daki ilk Müslüman Türk Devletidir. Burada coğrafî mekânı dikkate almazsak mutlaka ortaya problemler çıkar nitekim sorunuzdaki problemin kaynağı da bu dikkatsizlikle ilgilidir. Ben hatanın daha çok ders kitaplarından kaynakladığını ve yaygınlaştığını düşünmekteyim.

- Tarihte Bulgarların Türk olduğu üzerine çok az şey biliniyor. Hele ki hem Türk hem de ilk Müslüman olan Türk devletlerinden olması onları daha önemli kılıyor. Bugün tarihe karışmış İdil-Bulgarlarının üzerine ne söylemek isterseniz?

Asıl adları Ogur olan Türk boyları, Asya Hunları’nın hâkimiyeti altında Seyhun kıyılarıyla Volga ve Ural nehirleri çevrelerinde üç topluluk halinde yaşıyorlardı. V. yüzyılda bir süre Avrupa Hunları’na bağlanan Ogurlar, bu devletin dağılmasıyla doğuya yönelen İrnek başkanlığındaki Hunlarla birleştiler. Böylece diğer Türk boylarıyla karışan Ogur Türkleri, 482 yılından itibaren Bulgar adıyla anılmaya başlandılar. Bulgar adı “ bulgamak” fiilinden gelir ve karışık anlamındadır.2

Bulgar Türklerinin güney Rusya bozkırlarına Hun dalgalarından biriyle ulaşmış oldukları düşünülmektedir. Önceleri Göktürk kağanlığının idaresi altında yaşayan Bulgarlar, 630’da Göktürk Kağanlığı’nın fetret devrine girmesi üzerine Büyük Bulgarya Devleti’ni kurdular.3 Devletin kurucusu Kovrat (Kobrat) adlı bir hakan idi.4 Fakat bu devlet uzun ömürlü olmamış, 665’ten sonra komşu Hazar Hakanlığı tarafından parçalanmıştı. Bu parçalanmadan sonra Asparuh idaresindeki kalabalık Bulgar kitleleri 668 (veya 671) yılında Tuna’ya doğru yönelmiş ve Balkanlara giderek 681 yılında Tuna Bulgarları Devleti’ni kurmuştur. Tuna Bulgarları zamanla Slavlarla karıştılar ve Boris Han’ın (852 – 889) 864’te Ortodoksluğu resmen kabulüyle de Hıristiyan oldular.

Büyük Bulgarya Devleti’nin parçalanmasından sonra Hazarların baskısıyla Don nehri boyundaki Otuz-Ogurlar’ın kuzeye doğru Orta İtil yani İtil (Volga) ve Kama (Çolman) nehirlerinin birleştikleri sahaya çekildikleri anlaşılıyor. İtil Bulgarları burada bir devlet kurdular. Ancak bu devletin ilk devirleri hakkında elimizde kesin ve yeterli bilgi bulunmamaktadır.

İtil Bulgar Devleti’nin başkenti,Volga-Kama kavşağına, güneye doğru 100 km. civarında bir uzaklığa sahip İtil nehri kıyısındaki Bulgar şehri idi. Diğer şehirler arasında ise Büler (Biler), Suvar, Cüke –Tav, Oşal, Tetiş, Züye gibi şehirler bulunmakta idi.5

Bulgar ülkesinin doğusunda Türk menşeli Başkırt (Başkurt)’lar batısında Fin veya Türk olan Burtaslar ile Ruslar, güneyinde ise Hazarlar bulunmaktaydı. Ülkenin sınırlarının nerelere dayandığını tam olarak bilemiyoruz.

Bulgar tüccarlarının Hazar ülkesinde, Hârizm’de ve Sâmânî ülkesinde Müslüman tüccarlarıyla ticaret yoluyla ilişki kurmaları Hârizmliler’in de Bulgar ülkesine gelmeleri sonucu bu topraklarda İslâm dini ve kültürünün tanınmış ve yayılmış.6 Nitekim 900’lerde İtil Bulgarları arasında pek çok kimse İslâm dinini benimsemişti. Bir müddet sonrada İtil Bulgar hükümdarı Şelkey oğlu Yıltavar (İlteber) Almış (Almuş) İslamiyet’i kabul etmiş ve 920 yılında Abbasî halifesi Muktedir Billah’a bir elçi göndererek din âlimleri ve mimarlar göndermesi için müracaatta bulunmuştur. Yıltavar Almış unvan ve ismini Müslüman olduktan sonra Emîr Ca‘fer b. Abdullah olarak değiştirmişti. Halife de din adamları ve mimarlardan oluşan bir heyet gönderdi. Bu heyette İbn Fadlan adında bir kâtip bulunuyordu. Halifenin yolladığı heyet 11 Safer 309 (21 Haziran 921) Perşembe günü Bağdat’tan hareket etmiş ve 12 Muharrem 310 (12 Mayıs 922) Pazar günü Bulgar ülkesine varmıştı. İbn Fadlan’ın kaydettiği seyahat notlarından hem İtil Bulgar ülkesi hakkında hem de Oğuzlar, Başkırtlar, Hazarlar hakkında ilginç bilgiler elde etmekteyiz.

Bulgarlar, Hazar Hakanlığı’nın 965 yılındaki yıkılışına kadar, bu devlete tâbi olup Hazar hakanına vergi veriyordu. Bu devletin yıkılmasından sonra Bulgarlar bağımsız bir halk olmuşlardır.

964 ve 985 yıllarında Ruslar, Bulgar ülkesini istila ettiler. Ruslar ve Bulgarlar arasındaki mücadele 1006’da yapılan bir ticaret antlaşması ile son buldu. Fakat XI. yy.’ın ikinci yarısından itibaren kuzeydeki kürk ticareti Ruslar ve Bulgarlar arasında devamlı savaşlara neden oldu. Rus hükümdarı Vsevolod, yayılma siyaseti izleyerek 1183’te İtil Bulgarları’nın başkenti Bulgar şehri üzerine yürüdü. 1205 yılında da İtil ve Kama Bulgarları’na karşı ordular gönderdi. Vsevolod bu askerî hareketlerle Hazar denizinden gelen ticaret yolu üzerinde denetim sağlamaya çalışıyordu. Oğlu Yuri de onun siyasetini takip ederek bütün doğu ticareti için güvenli bir yol ele geçirmeye çalıştı. Bu amaçla 1221’de Nizhniy Novgorod kalesini yaptırdı. Burası Kiev Rus Prensliği’nin doğu sınırları üzerinde Volga ve Oka nehirlerinin birbirine karıştığı noktada buluşan stratejik öneme sahip bir şehir idi. Bulgar ve Ruslar arasındaki bu ticaret savaşları Moğolların ortaya çıkışına kadar yani XIII. yy’ın ilk yarısına kadar sürmüştür.

Moğollar, 1223 yılında Kalka nehri kenarında Ruslara karşı kazandıkları zaferden sonra Doğuya dönerlerken Bulgarların tuzağına düşerek ağır kayıplara uğradılar. Bu olay İtil Bulgar Devleti’nin sonunu hazırladı. Yenilginin intikamını almak isteyen Altın Orda Hükümdarı Batu Han7 idaresindeki büyük Moğol ordusunun “Batı seferindeki” ilk hedefi Bulgarlar oldu. Moğollar Bulgarlara saldırarak onlara ait köy ve şehirleri yıktılar. Bu sırada 50.000 nüfusa sahip olan Bulgar şehri de tahribâttan payını aldı. Moğol istilasından sonra Deşt-i Kıpçak’ta kurulan Altın Orda (Ordu) Devleti zamanında Bulgarlar bir dereceye kadar bağımsızlıklarını korudular. Bulgar şehri yeniden eski günlerine dönebildi. Bulgarlar zaman zaman Altın Orda Hanlığı’na kafa tutmaktaydılar. Nitekim Altın Orda Hanı Pulat Timur 1361’de Bulgarları cezalandırmış ve Bulgar şehri yeniden tahrip edilmişti. 1391yılında Timur’un Altın Orda hânı Toktamış’a karşı yaptığı sefer sırasında Bulgar ülkesi bir kez daha tahrip edildi.

Bulgar şehri 1399’da Ruslar tarafından tahrip edildi. Ancak bu şehrin yıkılmasının nedeni Batu Han tarafından kurulan “Kazan” şehrinin gösterdiği gelişme idi.

Bulgarlar 1399’dan sonra toparlanamayarak dağıldılar. Bulgar halkının bir kısmı Kama’nın kuzeyindeki Kazan nehri boyunca göç ederek bu bölgeye yerleştiler. Böylece buraların tamamen Türkleşmesini sağladılar. 1437 yılında kurulmuş olan Kazan Hanlığı’nın esas nüfusunu Bulgar- Kıpçak karışımı olan Müslüman halk oluşturmuştur.8

-Son olarak Türklerin Müslümanlığı seçmesi hep ihtilaflı konular arasında kalıyor ve “zor kullanılarak Müslüman yapıldı” unsurunu ön plana atan görüşler mevcut. Siz ne düşünüyorsunuz?

İslâm dini Müslümanların fethettiği topraklarda cebir ve tehdit yoluyla değil gönül hoşluğuyla yayılmıştır. Türkler hiçbir zaman Arapların siyasî hâkimiyeti altında kaldıkları, baskı ve zulüm gördükleri için yani kılıç zoruyla değil kendi istek ve iradeleriyle adeta tabii bir geçiş süreci içinde İslâmiyeti kabul etmişlerdir. Türklerin kılıç zoruyla ve baskıyla Müslümanlığı benimsemediğini gören idareciler cuma günleri halkı camiye çekebilmek için nakdi müfakat verileceğini vaat etmekteydiler. Bu olayların değerlendirilmesinden anlaşılan gerçek, Türklerin savaşla, kılıç zoruyla, şiddet ve baskıya maruz kaldıkları için değil kendi hür iradeleriyle bu dini seçtikleridir. Zaten insanlara baskı yaparak İslâmiyet’i kabul ettirmek bizâtihi Kur’ân-ı Kerîm’in ruhuna aykırıdır. “Dinde zorlama yoktur” (Bakara,2/256) ayeti bu hususu açıkça ifade etmektedir.

Kâinâtın ezelî ve ebedî Gök-Tanrı tarafından idare edildiğine inanan Türkler zamandan ve mekandan münezzeh her türlü yorum ve tasavvurdan uzak ilah fikrini İslâm’ın Allah inancında buldukları için Müslümanlığı benimsemekte zorlanmadılar.

Allah’ın sıfatları, âhiret hayatı, ruhun ebedîliği, kıyamet hayatı, kadere imân, ahlâk anlayışı, sevap-günah, cennet, cehennem, şehitlik, aile hayatı, fetih felsefesi, cihâd, adalet, hâkimiyet, vatan sevgisi, istiklal aşkı ve şûra gibi çeşitli konularda İslâm dininin ortaya koyduğu prensip ve esaslarla Türklerin benimsemiş olduğu inanç sistemi ve Türk gelenekleri arasında büyük bir uyum olması onların İslâm’a bakış açılarını etkilemiş ve diğer dinlere sıcak bakmamalarına karşın İslâmiyet’e karşı çıkmak şöyle dursun kendi istek ve iradeleriyle İslâmı kolaylıkla benimseyip kabul etmişlerdir.

Hiç şüphesiz tarih boyunca Türklerin bir kısmı Yahudilik, Hıristiyanlık, Budizm ve diğer inanç sistemlerini benimsemişler ancak büyük çoğunluğu bu dinlere Türklerin inanç ve hayat felsefesine uygun olmadığı için sıcak bakmamış, ayrıca bu dinlerin Türk’ün karakterine ve ruh yapısına ters düştüğü açıkça ifade edilmiştir. Halbuki Türklerin İslâm dinine geçişleri kendi ruh ve karakterlerine uygun düştüğü için bazı tarihçilerin işaret ettiği gibi “adeta farkında olmadan” tabii bir seyir içinde gerçekleşmiş ve bu süreçte herhangi bir tepki gösterilmemiştir. Nitekim XII. yüzyılda yaşamış Süryani tarihçi Mikhail “Türk milleti tek Tanrı’ya inanmakta idi. Arapların da tek Allah’a inanmaları Türklerin İslâmiyet’i kabul etmelerine sebep olmuştur” diyerek bu gerçeği dile getirmektedir.9

Ayrıca savaşçılığıyla temayüz etmiş olan Türkler İslâm’ın cihâd anlayışını ve şehitlik fikrini kendi töre ve ideallerine uygun bulduğu için bu hususta onların İslâmiyet’i seçmelerinde bir teşvik unsuru olmuştur.

Dipnotlar
1 Konuyla ilgili bkz. Erdoğan Merçil, “İlk Müslüman Türk Devletleri Tarihi Hangi Devlet ile Başlamalı?”, İÜEFTD.,İstanbul 2000, sy. 36, s. 299 – 304.
2 İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, İstanbul 1991, s. 185.
3 Kafesoğlu, s. 190.
4 Kafesoğlu, s. 190, n. 853.
5 Akdes Nimet Kurat, IV – XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk Kavimleri, Ankara 2002, s. 113.
6 Nesimi Yazıcı, “ İdil (Volga) Bulgar Hanlığı’nda İslamiyet” TÜRKLER, Ankara 2002, IV, 394-408.
7 Altın Orda Hanlığı’nın kurucusu ve ilk hükümdarıdır ( 1227-1256). Hakkında daha fazla bigi için bk. Mustafa Kafalı, “ Batu Han”, DİA, V, 208-210.
8 R. Rahmeti Arat, “ Kazan”, İA, VI, 505.
9 Süryani Patrik Mikhail’in Vekayinâmesi, (trc. Hrant D. Andreasyan), 1944, TTK.’da henüz yayımlanmamış tercüme, s. 11-12. Krş.Esin, agm., s. 304.

 

Cevaplayan Hakkında
Muharrem KESİK

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar ve resimlerle tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Kaynak gösterilmek suretiyle yapılan kısa alıntılar dışında içeriklerin tamamı kopyalanamaz ve çoğaltılamaz.
DİĞER RÖPORTAJLAR
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun