İstanbul'un Fethi ve Fatih - Prof. Dr. Feridun M. Emecen Röportajı

Konstantinopolis'in Türkler eline geçtiğine dair haberler 1453 Haziranında duyulduğunda, Girit'teki bir manastırda kayıt tutan bir vakanüvis, "dünyada bundan daha feci bir olay olmamıştır ve olmayacaktır" diye yazmıştı.* İstanbul'un fethi kuşkusuz Batı için çok daha derin duygular yaşanmasına sebep oldu. Biz de, yıllarca yazılmış olan fethin askeri oluşumundan ziyade daha kıyıda köşede kalmış konuları, yaptığı çalışmalar bu alanın en kıymetli isimlerinden olan Prof. Dr. Feridun M. Emecen hocamıza sorduk. Beyaz Tarih olarak yaptığımız bu Röportaj'da fetih öncesi Bizans'ın durumu, Çandarlı Halil meselesi, Ulubatlı Hasan'ın varlığı-yokluğu ve Fatih'in ölümü üzerinde yapılan tartışmalar gibi daha merak edilen konuları okuyucularımıza sunuyoruz.

İstanbul'un Fethi ve Fatih - Prof. Dr. Feridun M. Emecen Röportajı

-Hocam teşekkür ederiz. Öncelikle kısa da olsa kendinizden bahsedermisiniz? Feridun Mustafa Emecen kimdir? Tarih ve Osmanlı Tarihine ilgisi nasıl başladı? 

Herkes gibi okul yıllarında tarihe karşı bir ilgim oluştu. Ama bunu bir meslek olarak yapacağımı hiç düşünmemiştim. Daha sonra Üniversite tercihlerinin etkisiyle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü’ne 1975 yılında kaydoldum. Bu dönemde aldığım dersler ve tanıştığım hocalar, bana bambaşka ufuklar açtı, özellikle Osmanlı tarihine ve kaynaklarına üniversite yıllarında ilgi duyup arşiv ve kütüphaneler gitmeye başladım. Ayrıca sahaflara da sık sık uğrayarak oradaki kültür ortamını teneffüs ettim. Bunlar benim hayata bakışımı ve ilerideki mesleki kariyerimi önemli ölçüde etkileyen hususlar oldu. Henüz okurken üçüncü yılın sonunda fakültenin Tarih Araştırmaları Enstitüsü’nde memuriyete başlamam da yine akademik dünya ile olan bağımı daha da kuvvetlendirdi. Böylece öğrenci olarak girdiğim sonra memur olduğum fakültemde otuz küsür yıllık akademik hayatıma başlamış oldum.

- İstanbul fethinin gerçekleştiği dönemde Bizans İmparatorluğunun siyasi, sosyal ve ekonomik olarak içinde bulunduğu durumu nasıl yorumlarsınız?

Bizans imparatorluğu o sırada hayli küçülmüş bir devlet durumundaydı. Neredeyse Kostantinopolis/İstanbul kenti ile mahdud bir vaziyette olup büyük siyasi ve sosyal meselelerle karşı karşıya kalmıştı. Türklere karşı Batı’dan çaresizce yardım almaya çalışıyor, hatta 1439’dan itibaren de dinî bütünleşmeyi kabul etmiş bulunuyordu. Her şeye rağmen kent halkı ve bazı önde gelen dini liderler, Ortodoksluğu bırakmak ve Katolikliğe girmek istemiyordu. Fetih arifesinde Bizans halkını meşgul eden en önemli konu adeta bu dinî beraberlik çerçevesine haps olmuş gibiydi. İmparator ise hem bu meseleyle hem de savunma için para tedarikiyle boğuşuyor, zenginlerin çoğu ise ona destek olmuyordu. Bu arada yardımlarına muhtaç olduğu Latinlerle de ilişkilerini geliştirmeye çalışıyordu. Nitekim en büyük desteği de onlardan alacaktı, fakat bu yeterli değildi.

Fatih'in kendisini bertaraf edene kadar Çandarlı Halil ile sürekli karşı karşıya geldiği biliniyor, bunda haklılık payı var mı? Çandarlı Halil'i nasıl tanımlamamız gerekiyor? Çandarlı'nın isteği ve mücadelesi kime ve neye karşıydı?

II. Mehmed’in veziriazam Çandarlı Halil Paşa ile olan zıtlaşmasının kökleri aslında II. Murad’ın tahttan çekilip yerini küçük yaştaki oğluna bıraktığı döneme kadar iner. II. Murad’ın küçük yaştaki Mehmed’e tahtı bırakıp inzivaya çekilmesini hoş karşılamayan Çandarlı,  tecrübeli bir devlet adamı olarak dengeleri korumaya çalışıyordu. Siyasi açıdan bu durumun büyük mahzurları olacağını görüyordu. II. Mehmed’in iki yıl süren ilk saltanatı sırasındaki gelişmelerden rahatsız olan Çandarlı Hali Paşa bir tertip ile II. Mehmed’in tahttan indirilip yerine yeniden babası II. Murad’ın geçmesi olayında önemli rol oynadı. II. Mehmed bunu hiç unutmadı. Çandarlı Halil Paşa aslında devletin karşı karşıya kalacağı büyük tehditleri düşünüyordu ve İstanbul’a yönelik bir hareketin getireceği mahzurları hesap ediyordu. Tarihte bunun örnekleri görülmüştü, hatta II. Murad’ın başarısız kuşatma teşebbüsünden de ders çıkarılması gerektiği kanaatindeydi. 1443’teki İzladi bozgunu, 1444’deki Varna ve 1448’deki II. Kosova savaşlarında yaşanan sıkıntıları bizzat yaşamıştı. Onun bu dengeli ve sakin politikası, ikinci defa tahta çıkan II. Mehmed’in, etrafındaki “şahin” kadronun da tesiriyle girişeceği hayli mütecasir hareketle çelişiyordu. Fethe karşı çıkmasının altında tamamen bu siyasi sebepler yatıyordu, onun rüşvet alarak II. Mehmed’i İstanbul’un fethinden vazgeçirmeye çalıştığı yolundaki yaygın bilgi ise doğru değildir.

-Fetih'te surlara ilk bayrağı diken kişinin şahsiyeti Osmanlı kaynaklarında nasıl geçiyor? Ulubatlı gerçek mi? Popüler kültürde Ulubatlı miti nasıl oluşturuldu?

İstanbul surlarına ilk bayrağı kim diktiği konusunda döneminin Osmanlı kaynakları tamamen sessizdir. Çok sonraları yeniden ele alınan bir Bizans kaynağında Ulubatlı Hasan adlı birinden söz edilir ve bu hikaye çok sonraları XX. yüzyılda esaslı şekilde kitaplarda yerini almaya başlamış, bunun etrafında yaygın bir mit oluşmuştur. Ulubatlı’nın gerçek olup olmadığı konusunda kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Tarihçiye düşen görev bunun nasıl ortaya çıktığı üzerinde durmaktır. Osmanlı kaynaklarında kente ilk giren askerlerin Karıştıran Süleyman Bey idaresindeki bir grup Rumeli askeri olduğu belirtilir. Surlara ilk çıkıp bayrak çekenler bu kuvvetlere mensup kimseler olabilir. Belki de bunlar içinde Ulubatlı da vardı, bunların adlarını hiç bilmiyoruz. Bundan dolayı halk muhayyilesine hayli sonradan yerleşmiş bu ad üzerinde fazla spekülasyona gerek olmadığını düşünüyorum. Bu konuyla ilgili geniş bir makalem yayımlandı, ayrıca Fetih ve Kıyamet kitabının son baskılarında da bu konuyu etraflı şekilde anlattım. Arzu eden ve daha geniş bilgiye ulaşmak isteyenler oraya bakabilirler.

- Çok konuşulan bir konu; Surlara ilk bayrağı diken Ulubatlı Hasan'ın efsaneleşmiş ruhu fetih ile yaşıyor. Sizce bu mit yıkılmalı mı? Yoksa insanların inandığı bu sevimli efsanenin varlığını devam ettirmesi mi gerekiyor? 

Artık yaygınlaşmış olan bu rivayetin tarihî  bir gerçek şeklinde algılanmasının bazı mahzurları olabilir. Ama fetih ruhu eğer yaşatılacaksa bunun Fatih Sultan Mehmed ile özdeş halde sunulması daha doğru olur. Ama böyle bir mitin yıkılması için de uğraşmaya da gerek yoktur. Bunun adı üzerinde bir”mit” olduğunu unutmadan da böyle bir hatıra yaşatılabilir. Her büyük olay bir süre sonra kendi kahramanlarını adeta “yaratır”. Bu bakımdan tarihen değil efsanevî olarak da tarihi olayların bilinmesine hizmet eden mitleri göz ardı etmenin anlamsız olduğunu düşünüyorum. Buradan hareketle ilgilerin yönlendirilmesi, doğru bilgiye ulaşma yollarının bulunması imkanı doğar.

Fatih'in vefatı konusunda bir kısım tarihçiler suikast olduğu[zehirlenme] yönünde görüş belirtiyor. Bu yorumların ilmi yönü nedir? Doğru olabilir mi? Yahut spekülasyon diyebilir miyiz?

Fatih’in ölümü konusunda kat’i bir şey söylemek mümkün değildir. Zehirlenmiş olduğu rivayetlerinin yaygın şekilde bir kanaata yol açtığını biliyorum. Ama o sırada onun hastalığının giderek arttığı anlaşılmaktadır. Bu hastalığının etkisiyle de vefat etmiş olma ihtimali yüksektir. Dönemindeki bazı tarihçiler de onun zehirlenme ihtimalini öne sürerler, fakat bu hususta kesin bir kanaata ulaşmak mümkün görünmüyor. 

-Teşekkür ederiz hocam

Ben teşekkür ederim.

 
Dipnot
*Alan Palmer, Osmanlı İmparatorluğunun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi, Alfa Basım: İstanbul 2014, s.11.
Cevaplayan Hakkında
Feridun M. EMECEN

Osmanlı Tarihi’nin çok çeşitli alanlarında birçok eser ve araştırmaları bulunan Prof. Emecen özellikle Osmanlı klasik dönemi ve öncesinde sayılı uzmanlarından biridir. Prof. Emecen’in Türk Tarih Kurumu şeref üyeliği ve Türkiye Bilimler Akademisi üyeliği de tarih çalışmalarındaki seçkin konumuna işaret etmektedir. Fetih ve Kıyamet 1453, Yavuz Sultan Selim, Osmanlı’nın İzinde, İlk Osmanlılar ve Batı Anadolu Beylikler Dünyası, Osmanlı Klasik Çağında Hanedan, Devlet ve Toplum, Osmanlı Klasik Çağında Savaş, Osmanlı Klasik Çağında Siyaset gibi çok önemli bilimsel yayınlara imza atmıştır.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar ve resimlerle tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Kaynak gösterilmek suretiyle yapılan kısa alıntılar dışında içeriklerin tamamı kopyalanamaz ve çoğaltılamaz.
DİĞER RÖPORTAJLAR
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun