Büyük Selçuklu Devletinin Kurucusu: Çağrı Bey

Büyük Selçuklu Devletinin Kurucusu: Çağrı Bey

X. yüzyılın ikinci yarısında tarih sahnesine çıkmış olan Selçuklular’ın siyasi bir teşekkül haline gelmelerinde büyük rol oynayan Çağrı Bey, Gazneliler ile yaşanan savaşlar sürecindeki hem askeri hem de politik tercihleriyle Büyük Selçuklu Devleti’nin gerçek kurucusu olmuştur. İlginç ve bir o kadar da başarılı hayat hikâyesine rağmen tarih sayfalarında yeterince yer alamamış, muhtemelen hâkim olduğu bölge itibariyle kardeşi Tuğrul Bey’in gölgesinde kalmıştır. Bununla birlikte Çağrı Bey’in hayatı, Selçuklular Tarihi’nin ayrılmaz bir parçasıdır.

BEYAZ TARİH \ MAKALE

Herkesin düşündüğünün aksine Tuğrul Bey’den üç yaş büyüktür. İslâmi adı Davud olan Çağrı Bey’in doğum tarihi için 990 tarihi verilmektedir. Çağrı, Türk geleneğindeki üç efsanevî kuştan biridir. Büyükbabası Selçuk’un hâkimiyet kurduğu Cend’de dünyaya gelmiş olmalıdır. Oğuz Yabgu Devleti’nde şübaşı (ordu komutanı) görevinde bulunan Selçuk Bey’in, burada yaşadığı sorun sebebiyle güneydeki Cend’e hâkim olması ve ardından da İslam’a girmesi, Türk tarihinde yeni bir dönemin başlamasına neden olmuştu. Babaları Mikail, Selçuk tarafından gönderilmiş olduğu bir savaşta şehit olduğu için Çağrı ve kardeşi Tuğrul Bey, Selçuk’un gözetiminde yetiştirilmişlerdi. Bu sırada Buhara merkezli Samaniler Devleti’nin Karahanlılar’a karşı zor durumda kalmaları Selçuklular’a farklı bir bölgeye adım atma şansı verdi. Samaniler’e verilen destek, Buhara yakınlarındaki Nur kasabasının kendilerine yurt olarak verilmesini sağlamıştı. Ancak buraya Selçuk’un büyük oğlu Arslan Yabgu’nun idaresindeki Türkmenler yerleşti.

Samaniler’in başkenti Buhara, Gazneliler ve Karahanlılar’ın işbirliği neticesinde düştü (999). Samaniler’den İsmail Muntasır, Arslan Yabgu ile birlikte bir süre daha mücadele ettiyse de, Arslan Yabgu daha sonra Karahanlı İlig Han Nasr’ın tarafına geçmişti. İsmail öldürülünce adı geçen devlet tarih sahnesinden çekilmiş oldu. Arslan Yabgu’nun bu siyasi manevrası kendisine yeni bir müttefik bulduğu anlamına geliyordu. Diğer taraftan Selçuk Bey’in 1007 veya 1009 tarihindeki ölümüyle birlikte Cend’de kalamayan Çağrı ve Tuğrul Bey, amcalarının yanına yani Maveraünnehir’e gelmişlerdi. Karahanlılar Devleti içindeki iktidar mücadelelerinde taraf olmak durumunda kalan Selçuklular, özellikle de Çağrı ve Tuğrul Bey, Arslan Yabgu ile olan ittifakını sonlandıran İlig Han Nasr’ın hedefi haline gelmişlerdi. Bu da Çağrı ve Tuğrul’un Karahanlı Harun Buğra Han’ın hizmetine girmesine neden oldu. Ancak iki taraf arasındaki güvensizlik, Harun Buğra Han’ın Tuğrul Bey’i yakalayarak hapsetmesiyle sonuçlandı. Kardeşini kurtarmak üzere harekete geçen Çağrı Bey, bu sayede ilk büyük askeri başarısını kazanmış olacaktı. Bunun bir diğer anlamı tekrar Maveraünnehir’e dönmeleri gerektiği anlamına geliyordu.

Bu süreçte Karahanlı Hükümdarı Arslan Han tarafından hapsedilen şehzade Ali Tegin serbest kalarak Arslan Yabgu’nun desteğiyle Buhara’da bağımsız bir devlet kurmuştu. Arslan Yabgu’nun elde etmiş olduğu bu siyasi ve askeri güç, Maveraünnehir’e gelen yeğenleri Çağrı ve Tuğrul için pek bir anlam ifade etmedi. Muhtemelen yeğenlerinin başarısıyla kazanmış oldukları güçten çekinen Arslan Yabgu, onlara mesafeli davranmıştı. Ali Tegin ise onları kontrol altında tutmak amacıyla üzerlerine asker dahi sevk etmişti. Amcalarından destek görmeyeceklerini anlayan kardeşler, yeni ve güvenilir yurt arama arayışına girdi. Bulundukları coğrafya büyük güçler tarafından paylaşılmış olduğu için hedef daha farklı olmalıydı. Bu süreçte Tuğrul Bey, daha kolay savunulacağı için çöllere çekilmiş, Çağrı Bey ise Bizans hâkimiyetindeki Doğu Anadolu’ya yönelik sefere çıkmıştı.

Çağrı Bey’in seferinin tarihi 1015-1021 olarak verilmekle birlikte, bu sefer 1015 ile 1021 seneleri arasındaki herhangi yılda yapılmıştır. Bununla ilgili olarak Ermeni müverrihi Urfalı Mateos, 467. yılda (17 Mart 1018-16 Mart 1019) Türk olarak adlandırılan bir grubun Vaspurakan eyaletine (Van gölü çevresi) girdiğini kaydederek: “…Bu zamana kadar bu cins Türk atlı askeri görülmemişti. Ermeni askerleri onlarla karşılaşınca onların acaib şekilli, yaylı ve kadın gibi uzun saçlı olduklarını gördüler.” demektedir.  Bu durumda seferin 1018 tarihinde yapılmış olduğunu söylemek mümkündür. Çağrı Bey, Vaspurakan’da yapmış olduğu mücadelelerde yapılan ustaca ok atışları sayesinde zafer kazanmış, daha sonra Gürcüler’in hâkimiyet bölgesindeki Nahcivan’a yönelmişti. Burada da başarılı sonuçlar elde eden Çağrı Bey, Gazneliler’in takibine uğramamak için askerlerini tüccar kılığına sokmuş ve bu şekilde Horasan Valisi Arslan Cazib’in saldırısından kurtulabilmişti. Buhara yakınlarında kardeşi Tuğrul’a haber göndererek geri döndüğünü bildirerek yaptıkları görüşmede ona şu raporu sunmuştu: “Bizim burada Karahanlılar ve Gazneliler ile mücadele etmemiz mümkün değil. Batıya (Horasan, Azerbaycan ve Doğu Anadolu) gidelim, çünkü oralarda bize karşı koyabilecek güçte devlet yoktur.”. Ancak Gazneli Mahmûd’un bu sefere izin vermeyeceği açıktır. Ayrıca gelişen diğer olaylar Selçuklular’ın batıya gelmesine şimdilik izin vermeyecekti.

Bir süre sonra Karahalı Ali Tegin birlikte hareket eden Arslan Yabgu’nun faaliyetleri Karahanlı Hükümdarı Yusuf Kadır Han ile Gazneli Sultanı Mahmûd’un dikkatini çekmiş ve Semerkand yakınlarında bir görüşme gerçekleştirmelerine neden olmuştu (1025). Bu görüşmeden Ali Tegin’in hâkimiyetine son verilmesi, Arslan Yabgu’nun bertaraf edilmesi ve başıboş kalan Türkmenler’in de Horasan’a nakledilmeleri kararı çıktı. Karar neticesinde Selçuklu ailesinin lideri durumundaki Arslan Yabgu, Gazneli Mahmûd tarafından esir edilerek Hindistan’daki Kalincar kalesine hapsedildi. Bu durum Çağrı ve Tuğrul Bey’e Selçuklular’ın yeni lideri olma yolunu açacaktı.

Gazneli Mahmûd, alınan diğer karar gereği Türkmenler’i Horasan’a nakletti. Böylece Arslan Yabgu ve Türkmenler’in bertaraf edilmiş olduğunu düşünüyordu. Ancak Türkmenler, kısa süre sonra Horasan’da karışıklık çıkarınca Sultan Mahmûd’un emriyle Horasan Valisi Arslan Câzib, onların üzerine yürüdü. Bir süre sonra bizzat Sultan Mahmûd bunu gerçekleştirecekti. Bu süreçte Türkmenler’in kayıpları bir hayli fazla olmuş ve farklı bölgelere dağılmışlardı (1029). Üzerlerindeki baskı sebebiyle Balhan dağları, Dihistan, Azerbaycan, hatta Doğu Anadolu’ya doğru harekete geçmişlerdi. Diğer taraftan Arslan Yabgu’yu kurtarma plânları başarıya ulaşamamış, sadece oğlu Kutalmış esaretten kurtarılmıştı. Arslan Yabgu ise 1032 tarihinde esir tutulduğu kalede vefat edecekti.

Sultan Mahmûd, yeni hedef olarak Çağrı ve Tuğrul Bey’i seçmişti. Yurt sıkıntısı çeken kardeşlere yerleşmeleri için yeni yerler öneren Sultan Mahmûd’a amcalarının durumuna düşme ihtimaline karşı hayır demişlerdi. Karahanlı Ali Tegin, benzer bir teklifle Gazneliler ve Karahanlılar’a karşı birlikte hareket etmeyi önermiş, ancak iki kardeş bu teklifi de geri çevirmişlerdi. Hem Sultan Mahmûd hem de Ali Tegin’e verilen olumsuz cevap, Selçuklular’a karşı sert bir politika takip edilmesine neden oldu. Hatta Ali Tegin, Selçuklular’ı birbirine düşürmeyi planlamış, bunun için Selçuk Bey’in oğlu Yusuf Yınal’ı ailenin yeni lideri ilan etmişti. Ancak bu planında başarı sağlayamayan Ali Tegin, Selçuklular’ın üzerine yürümüş, başta Yusuf Yınal olmak üzere pek çok üst düzey Selçuklu beyini öldürtmüştü. Ani saldırı karşısında çabuk toparlanan Selçuklular, bu sırada doğan Alp Arslan’ın doğumunu uğur kabul ederek derhal harekete geçmiş, bu sefer kazanan kendileri olmuştu (1030). Bu tarihte Selçuklular için önemli bir olay gerçekleşmiş ve Gazneli Mahmûd ölmüştü. Ancak Ali Tegin’in saldırılarıdevam edince kendilerine yeni yurt aramak zorunda kalan Selçuklular, Gazneliler’e tâbi olan Vali Altuntaş’ın hâkimiyetindeki Harizm’de kışlamaya başlamışlardı.

Harizmşah Altuntaş’ın ölümüyle birlikte (1032) yerine oğlu Harun geçti. Harun’un düşüncesi Gazneliler’den bağımsızlık kazanmaktı. Bunun için askere ihtiyacı olduğundan Çağrı ve Tuğrul Bey’e haber göndererek Harizm’de kalabileceklerini, bunun karşılığında ordusunun en ön saflarında savaşmalarını istemişti. Çaresiz durumdaki Selçuklular, bunu kabul etmek zorunda kalmışlardı. Ancak Harun’un bağımsızlık isteği Gazneliler Devleti’nce hoş karşılanmamış ve ona yönelik bir suikast tertip etmişlerdi. Bu sırada Cend hâkimiyetlerinden beri düşman oldukları, Oğuz Yabgu Devleti hükümdarının torunu kabul edilen Cend hâkimi Şah Melik, Selçuklular’a ani bir baskın düzenleyerek 8 bin civarında insanı öldürmüştü. Bu saldırı ve vermiş oldukları büyük kayıp ile Çağrı ve Tuğrul Bey, Harizm’den ayrılmak maksadıyla, muhtemelen Horasan’a geçmek üzere harekete geçmişlerdi. Ancak Harun, onları Harizm’de kalmaları hususunda ikna etmeyi başardı. Çaresiz Harizm’e dönen Çağrı ile Tuğrul, bu sefer de Harun’un Gazneliler tarafından öldürülmesiyle birlikte zor durumda kalmışlardı. Şah Melik’in bir diğer saldırısından çekindikleri için başka bir bölgeye gitmek istiyorlardı. Buhara hâkimi Ali Tegin’in ölümünden sonra (1034) idareyi ele geçiren oğullarıyla araları bozuk olduğu için Maveraünnehir’e gidemezlerdi. Harizm’de de kalmaları mümkün olmadığından yeni hedefleri Gazneliler’in hâkimiyetindeki Horasan olacaktı (1035).

Gazneliler’den izin almadan Horasan'a gelen, Çağrı, Tuğrul ve amcaları Musa Yabgu idaresindeki Selçuklular, kendilerine yurt verilmesi hususunda Horasan’ın en üst yöneticisi durumundaki Suri’ye başvurmuşlardı. Bu iş için aracılık yapmasını istedikleri kişi Altuntaş’ın kethüdası olup, daha sonra Gazneliler veziri olan Ahmed b. Abdüssamed idi. Gazneli Sultanı Mesud, bu oldubitti karşısında çok sinirlenmiş, vezirinin muhalefetine rağmen Çağrı ve Tuğrul Bey’in üzerine bir ordu göndermişti. Seçkin askerlerden oluşan 15 bin kişilik bu kuvvet, Çağrı Bey’in askeri dehası sayesinde mağlup edildi (29 Haziran 1035). Bu mağlubiyet Gazneliler tarafında moralleri bozarken, Selçuklu tarafında zaten var olan endişenin daha da artmasına neden olmuştu. Bu sebeple savaşta galip geldikleri için Gazneliler’den özür dilemişlerdi. Gazneli vezirinin çalışmaları neticesinde iki taraf arasında bir anlaşma yapıldı. Anlaşmayla birlikte Çağrı Bey’e Dihistan, Tuğrul Bey’e Nesa ve Musa Yabgu’ya da Ferave’nin yurt olarak verilmesi kabul edilmiş ve kendilerine de dihkan unvanı verilmişti. Böylece Selçuklular, küçük de olsa siyasi bir birlik olmayı başarmışlardı.

Ancak iki taraf arasındaki barış çok uzun sürmedi. Çağrı, Tuğrul ve Musa Yabgu’nun faaliyetleri, Gazneliler’in ikinci bir ordu hazırlayarak Selçuklular’ın üzerine göndermesine neden oldu (1036 yazı). Sübaşı idaresindeki bu ordunun Horasan’a gönderilmesi, Selçuklu liderlerinin Gazneliler’e elçi göndererek itaat bildirmesine neden olmuş, ancak kendilerine verilen yerlerin yetersizliğinden dolayı arttırılmasını istemişlerdi. Aba altından sopa da göstermeyi de ihmal etmeyerek Sübaşı’nın üzerlerine gelmesi durumunda kendilerini savunmak zorunda olduklarını bildirmişlerdi. İstekleri Gazneliler tarafından kabul edilmedi. Horasan’a gönderilen Sübaşı ise ağır ve donanımlı ordunun hafif silahlarla ve farklı bir taktikle savaşan bir güce karşı başaralı olamayacağını bildiğinden, savaşmak istemiyordu. Onun yaptığı şey devamlı olarak Selçuklular’ı kontrol altında tutmaktı. Bu sırada vezir ve diğer devlet adamlarının tüm muhalefetine rağmen Sultan Mesud’un Hindistan’daki Hansi kalesine sefer düzenlemesi (Ekim 1037), Selçuklular’ın Horasan’da daha rahat hareket edebilmesini sağlamıştı.

Başarılı bir seferden sonra Hansi’yi alan Sultan Mesud, diğer taraftan Horasan’ı kaybetmek üzereydi. Bunun için Sübaşı’ya kesin savaş emri verdi. İstemeye istemeye savaşa giren Sübaşı, Telhâb denilen yerde Selçuklular’a yenilmekten kurtulamadı (Mayıs 1038). Bu galibiyet ile Selçuklular, bağımsızlığa giden yolda büyük yol kat etmişlerdi. Çağrı Bey, Melikü’l-mülûk unvanıyla Merv’de Tuğrul Bey de Nişabur’da hutbe okutmuşlardı.

Selçuklular’ın bu ilerleyişinin durdurmak isteyen Sultan Mesud, 1039 yılı baharında harekete geçti. Kısa süre sonra 100 bin kişi civarındaki ordusuyla ilerlemekte olan Mesud’un karşına 6 bin kişilik ordusuyla çıkan Çağrı Bey olmuştu. Ulyââbâd savaşı, Çağrı Bey’in mağlubiyetiyle sonuçlandı (6 Nisan 1039). Hiç kimse bu kadar az bir kuvvetle neden Mesud’un karşısına çıktığını anlayamamıştı. Ancak alınan esirlerden öğrenildiği kadarıyla Çağrı Bey, kaçınılmaz olan asıl mücadele için Gazneli ordusunun savaş gücünü test etmek amacıyla böyle bir şey yapmıştı.

Alınan galibiyet Gazneliler tarafında sevince neden oldu. Neticede olması gereken zaten buydu. Sultan Mesud, Serahs’a gitmek üzere yola koyulduğunda Selçuklu liderleri de takip edilecek politika hususunda görüşmelere başlamışlardı. Yapılan görüşmelerde Tuğrul Bey ile Musa Yabgu, “Büyük orduya sahip, haşmetli ve büyük” sultanla savaşamayacakları için Horasan’dan ayrılmayı önermişlerdi. Ancak Çağrı Bey, Horasan’dan ayrılmaları durumunda başka bir yerde tutunmalarının mümkün olamayacağını, Ulyââbâd savaşında gördüğü ordunun yenilemeyecek bir ordu olmadığını söyleyerek herkesi ikna etti. Neticede savaş kararı alındı. Ama kazanan yine Gazneliler olmuştu. Sultan Mesud üst üste aldığı iki galibiyetin mutluluğuyla tekrar harekete geçtikten sadece iki gün sonra Selçuklular tekrar saldırıya geçmişlerdi. Ani baskınlar şeklinde gerçekleştirilen saldırılar Gazneli ordusunu bir hayli yıprattı. Yaşadıkları zorluklara su ihtiyaçlarını karşıladıkları nehrin yatağının Selçuklular tarafından değiştirilmesi de eklenince, Gazneliler çaresiz barış istemek zorunda kaldı. Yapılan görüşmelerden sonra 1035 yılındaki sınırlara dönülmek şartıyla anlaşma yapıldı (Temmuz 1039). Her iki tarafın asıl amacı içinde bulundukları zor şartlardan kurtulmak ve bir sonraki mücadele için tekrar hazırlanabilmekti.

Herat’a çekilen Sultan Mesud’un nihai saldırı için harekete geçmesi Çağrı ve Tuğrul Bey’i zor durumda bıraktı (Kasım 1039). Her şey Gazneliler’in istediği gibi görünüyordu. Ancak kurak geçen bütün kış, ordunun ot ve su ihtiyacının karşılanmasında büyük zorluklara neden olmuştu. Buna rağmen endişe içinde olan Selçuklular, ne yapmaları gerektiği hususunda yaptıkları görüşmelerde Tuğrul Bey ve Musa Yabgu, bir kez daha savaşılmaması yönünde görüş belirtmişti. Onların görüşüne tek itiraz eden Çağrı Bey oldu. Çağrı Bey, başarılı olmaları durumunda bir devlete sahip olacaklarını, başarılı olamazlarsa o zaman kaçmayı düşünmeleri gerektiğini söylediğinde bu kez herkes onu desteklemişti. Bu süreç Selçuklular’ı Dandanakan Savaşı’na ve dolayısıyla bağımsızlığa götürecekti (24 Mayıs 1040).

Dandanakan Savaşı’ndan sonra elde edilen topraklar üçe bölündü. Çağrı Bey, Merv merkezli Horasan’ın doğusuna, Tuğrul Bey ise Nişabur merkezli batıya hâkim olacaktı. Çağrı Bey, bu tarihten sonra daha ziyade Karahanlılar ile Gazneliler’in Selçuklular aleyhindeki faaliyetlerine engel olmuş, bir nevi tampon vazifesi görmüştü. İki kardeşin birlikte hareket ettiği son sefer Şah Melik’e karşı gerçekleştirmiş oldukları Harizm seferi oldu. Bu seferde Şah Melik öldürülmüş ve Harizm de Tuğrul Bey’in idaresine geçmişti (1043). Bu tarihten sonra iki kardeş bir daha birbirini göremedi. Çağrı Bey’in doğu sınırını kontrol etmesi ve komşu devletleri engellemesi, Tuğrul Bey’in arkasını düşünmeden daha hızlı bir şekilde fetihler yapmasına imkân sağlamış ve hâkimiyetini genişletmişti.

Devletin kurulmasındaki etkinliği ve belirleyiciliğine rağmen, Tuğrul Bey’in daha geniş bir coğrafyaya hükmetmesi, Tuğrul Bey merkezli bir tarih yazımına sebep olduğundan Çağrı Bey hakkındaki bilgiler kısıtlı kalmıştır. Sürekli yapılan mücadelelerden bir sonuç alınamayacağına gören Çağrı Bey, hem Karahanlılar hem de Gazneliler ile barış imzaladıktan kısa süre sonra vefat etmiştir (Ağustos-Eylül 1059). Mezarı Merv’de bulunan Çağrı Bey, özellikle Dandanakan savaşının yapılmasına yönelik kararın alınması ve savaşlardaki komuta yeteneği sayesinde Selçuklular’ın kurulmasındaki en önemli kişi durumundadır. Ancak bu önemine rağmen hak ettiği değeri maalesef görememektedir.

KAYNAKÇA
Agacanov, Sergey Grigoreviç, Selçuklular, çev. Ekber N. Necef-Ahmet R. Annaberdiyev, İstanbul 2006.
Ahmed b. Mahmud, Selçuknâme, haz. E. Merçil, Bilge Kültür Sanat, İstanbul 2011.
Beyhakî, Tarih-i Beyhakî, nşr. Ali Ekber Feyyaz, Tahran 2536 şehinşahi.
Bosworth, C. E., The Ghaznavids Their Empire in Afghanistan and Eastern Iran 994:1040, Edinburg 1963.
Bundârî, Zübdetü’n-nusra ve Nuhbetü’l-usra, çev. Kıvameddin Burslan, Irak ve Horasan Selçukluları Tarihi, TTKY, Ankara 1999.
Gerdîzî, Zeynü’l-ahbâr, haz. Abdülhayy Habîbî, Tahran 1347 hş.
Grousset, René, Başlangıcından 1071’e Ermenilerin Tarihi, çev. Sosi Dolanoğlu, İstanbul 2005.
Hamdullah Müstevfî, Tarih-i Güzîde, nşr. Abdü’l-Hüseyn Nevâî, Tahran 1364.
İbn Hallikân, Vefeyâtü’l-a‘yân ve enbâu ebnai’z-zamân, İngilizce çev. Mac Guckin de Slane, Ibn Khallikan’s Biographical Dictionary, Beyrut 1970.
İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-tarih, çev. Abdülkerim Özaydın, İstanbul 1987.
Kafesoğlu, İbrahim: “Doğu Anadolu’ya İlk Selçuklu Akını (1015-1021) ve Tarihî Ehemmiyeti”, Fuad Köprülü Armağanı, İstanbul 1953.
Köymen, Mehmet Altay, Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi, I. Kuruluş Devri, TTKY, Ankara 1993.
Merçil, Erdoğan, Gazneliler Devleti Tarihi, TTKY, Ankara 1989.
Mîrhând, Tarih-i Ravzatü’s-safâ, Tahran 1339.
Piyadeoğlu, Cihan, Çağrı Bey, Timaş, İstanbul 2011.
Râvendî, Rahatü’s-sudûr ve Âyetü’s-sürûr, çev. Ahmed Ateş, TTKY, Ankara 1957.
Sadreddîn el-Hüseynî, Ahbârü’d-Devleti’s-Selcukiyye, çev. Necati Lugal, TTKY, Ankara 1999.
Turan, Osman, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti, İstanbul 1996.
Urfalı Mateos, Vekayi-Nâme (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162), çev. Hrant D. Andreasyan, TTKY, Ankara 1987.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar ve resimlerle tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Kaynak gösterilmek suretiyle yapılan kısa alıntılar dışında içeriklerin tamamı kopyalanamaz ve çoğaltılamaz.
Yazar Hakkında
Cihan PİYADEOĞLU

Ortaçağ tarihçisi olan Cihan Piyadeoğlu İstanbul Medeniyet Üniversitesi'nde profesör doktor kadrosunda öğretim üyesi olarak Büyük Selçuklu Devleti özelinde çalışmalarını sürdürmektedir. Arapça ve Farsça bilen Piyadeoğlu'nun yayınlanmış 3 kitabı bulunuyor.

DİĞER MAKALELER
Büyük Selçuklu Devletinin Kurucusu: Çağrı Bey
Osmanlı Tarihi
Elmalılı Hamdi Yazır: Sultan Abdulhamid’in Tahttan İndirilişinde Bir İslâm Alimi

Osmanlı son dönem alimlerinden biri olan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır(d. 1878/ö. 1942), bir geçiş dönemi alimi ve siyasetçisi olarak, hem Osmanlı Devleti’nin yıkılışına, hem de Cumhuriyet’in kuruluşuna şahit olmuş bir şahsiyettir. Halk nazarında ise daha çok Hak Dini Kur’an Dili adlı meşhur tefsiriyle bilinir. Meşrutiyet idaresini destekleyerek Sultan II. Abdulhamid devrindeki siyasî duruşunu da ortaya koyan Elmalılı Hamdi, II. Meşrutiyet’in ilk meclisine Antalya mebusu olarak girmiş ve Sadrazam Damad Ferit Paşa’nın ilk hükümetinde, Evkâf Nâzırlığı yani günümüz ifadesiyle Vakıflar Bakanlığı yaptı(1918-19). Bununla birlikte Elmalılı Hamdi Yazır, dönemin İslâm halifesi ve Osmanlı padişahı II. Abdulhamid’in tahttan indirilme fetva müsveddesini kaleme alarak ve meclis kürsüsünde okuyarak söz konusu hal/tahttan indirme olayında etkili oldu. Onun, “Hayatımda yaptığım en büyük hata, Sultan Abdulhamid’in hal’ine karışmamdır.” şeklindeki ifadeleri, o dönemde karıştığı bu olaydan duyduğu pişmanlığı göstermesi açısından önemlidir. Fakat burada şu hususu da özellikle belirtmeliyiz ki, onun siyasî anlamda içerisinde bulunduğu bu tercih, günümüzün en güvenilir tefsirlerinden biri olan eserini ve ilmî kimliğini gölgeleyemez. Yazımız, meşhur müfessir ve siyaset adamı Elmalılı Hamdi Yazır ve Sultan II. Abdulhamid’in hal’inde yani tahttan indirilişinde oynadığı rol üzerine olacaktır.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun