Büyük Selçuklu Devletinin İlk Hükümdarı: Tuğrul Bey

Büyük Selçuklu Devletinin İlk Hükümdarı: Tuğrul Bey

Büyük Selçuklular Devleti’nin kurucularından biri olan Tuğrul Bey b. Mikail b. Selçuk, sahip olduğu küçük hâkimiyet bölgesini dünya tarihine yön verecek nitelikte büyük bir devlet haline getiren Türk Tarihi’nin önemli şahsiyetlerden biridir. Ağabeyi Çağrı Bey ve amcası Musa Yabgu ile kurmuş oldukları devletin sınırlarını belki de kendisinin bile tahmin edemeyeceği bir sürede Anadolu’ya kadar genişletmiş, Selçuklular Devleti’ne gerçek anlamda kişiliğini kazandırmıştır. Onun gerçekleştirmiş olduğu faaliyetler, pek çok açıdan bütün Ortadoğu, daha sonra kurulacak olan Osmanlı İmparatorluğu ve hatta Türkiye Cumhuriyeti’ni doğrudan etkilemiştir.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Babası Mikail’in ölümünde sonra ağabeyi Çağrı Bey ile birlikte büyükbabası Selçuk tarafından yetiştirilen Tuğrul Bey, Selçuklular’ın devlet kurma sürecinde aklın temsilcisi olmuştur. Muhtemelen Cend şehrine, 983 tarihinde dünyaya gelen Tuğrul Bey, devletin kuruluş sürecini ağabeyi Çağrı Bey ve amcası Musa Yabgu ile Dandanakan Savaşı’na kadar birlikte yürütmüştür. Dandanakan Savaşı’ndan sonra Selçuklu liderlerinin toplamış olduğu kurultayda “Horasan Emîri” olarak selamlanan kişidir. Kurultayda alınan kararlar çerçevesinde kazanılmış olan ve ele geçirilmesi planlanan bölgeler hanedan üyeleri arasında paylaşılmış olduğundan Nişabur merkezli ülkenin batı kısmına hâkim olmuştur. Bu süreçte en büyük şansı ağabeyi Çağrı Bey’in Merv merkezli Doğu Horasan’daki hâkimiyetidir. Bu sayede doğu sınırlarındaki tehlikeleri düşünmeden, diğer bir ifadeyle ağabeyinin Karahanlılar ve Gazneliler’in saldırılarını engellemesi sayesinde kolaylıkla batıya ilerleyebilmeyi başarmıştır.

Tuğrul Bey, devletin kurulmasından sonra hanedana mensup bazı şehzadelerin de yardımıyla hızlı bir şekilde batıya yönelmişti. İlk olarak Cürcan ve Taberistan bölgesi ele geçirilmişti. O sıralarda İran’a hâkim durumda güçlü bir devletin bulunmayışı Tuğrul Bey tarafından fırsata çevrilerek Hazar Denizi’nin güneyinde kurulmuş olan Ziyariler ve Bavendiler gibi yerel hanedanlar kontrol altına alındı (1041-1042). Kısa süre sonra büyükbabasının Cend hâkimiyetinden bu yana kendilerine düşmanlık eden ve 1034 tarihinde Harizm’de bulundukları sırada baskınına uğradıkları Şah Melik’in tekrar Harizm’e inmesi üzerine, ağabeyi Çağrı Bey ile birlikte gerçekleştirdikleri askeri harekâtla Harizm’i ele geçirmişti. Bu sırada Şah Melik de yakalanarak öldürüldü.  Bu harekât iki kardeşi son kez bir araya getirmiş ve bir daha birbirlerini görememişlerdi. Selçuklular’ın batıya yönelmesi, daha önceleri buraya yerleşmiş bulunan Türkmenler’i rahatsız etmiş ve dağılmalarına neden olmuştu. Bunun üzerine o sıralarda Dihistan’da bulunan Tuğrul Bey’in kardeşi İbrahim Yınal, Türkmenler’i kontrol altına almak amacıyla batıya gönderildi. İbrahim Yınal bu süreçte Rey, Hemedan ve Cibal’i ele geçirince Türkmenler daha da batıya çekilmişlerdi. Tuğrul Bey, Dandanakan Savaşı’ndan sonra alınan kararlara muhalif bir şekilde Rey’i İbrahim Yınal’ın elinden aldı ve başkentini Nişabur’dan buraya nakletti. Böylece batıya yönelik planlanan sefer için daha merkezi bir konum elde edilmiş oluyordu.

Batıya çekilen Türkmenler, Azerbaycan’a giderek buranın hâkimi Ebu Mansur Vehsudan’ın hizmetine girmiş, ancak onunla anlaşamadıkları için Urmiye Gölü çevresine gelerek yerleşmişlerdi. İbrahim Yınal’ın batıya yönelmesini endişe ile karşılayan Boğa ve Anasıoğlu’nun idaresindeki Türkmenler, Erzen ve Batman taraflarına ilerledi. Bu harekâtın bölgede huzursuzluk yaratması (1042), Abbasi Halifesi el-Kaim Biemrillah’ın Tuğrul Bey’e şikâyet amaçlı bir mektup yazmasına neden olmuştu. Bu gelişme üzerine Tuğrul Bey, Türkmenler’in gücünü Bizans’a yönelik planladığı faaliyetlerde kullanmak istemiş ve onları huzuruna davet etmişti. İlk teklife endişeyle yaklaşan Türkmenler, bir süre sonra Mansur, Göktaş, Anasıoğlu ve Boğa liderliğinde Azerbaycan’a gelerek Selçuklular’ın idaresine girmişlerdi. Tuğrul Bey’in bir sonraki adımı Azerbaycan’ın tamamının ele geçirilmesi için Hasan b. Musa Yabgu, Yakuti b. Çağrı Bey, daha sonra da Kutalmış b. Arslan Yabgu’yu görevlendirmek oldu. Böylece bir sonraki adım olan Anadolu seferleri de başlatılmış oluyordu.

Selçuklu hanedan mensupları, almış oldukları emir çerçevesinde harekete geçti. Bu çerçevede Kutalmış, Kafkasya’da faaliyetlerde bulunurken, Şehzade Hasan’ın hedefi Anadolu idi. Onun Van Gölü civarına inmesi, Bizans’ın Vaspurakan Valisi Aaron’un harekete geçmesine neden olmuştu. Büyük Zap Suyu kenarında düşürüldüğü pusuda ağır bir mağlubiyet alan Hasan, aynı zamanda şehit düşmüştü. Buna çok üzülen Tuğrul Bey, yeni bir planlama ile büyük orduları daha sistemli bir şekilde Anadolu’ya göndermeye karar verdi. Bunun için de İbrahim Yınal’ı Azerbaycan Genel Valiliği’ne atadı, Kutalmış’a da ona destek olma görevini verdi. Bazı kaynaklarca 100 bin kişi olarak kaydedilen Selçuklu ordusunun harekete geçmesi üzerine Aaron, İmparator IX. Konstantin’den yardım istedi. İmparatorun emriyle Gürcüler’den büyük bir kuvvet toplayan General Liparit’in desteğiyle Bizans kuvvetleri ancak 35 bin kişiye ulaşabilmişti. Bizans’ın barış isteği, Şehzade Hasan’ın intikamını alabilmek düşüncesiyle İbrahim Yınal tarafından reddedildi. Neticede her iki taraf Hasankale (Kapetru) mevkiine gelerek karargâh kurdu. İbrahim Yınal ve Kutalmış’ın komuta ettiği savaş bütün gün ve gece boyunca devam etmiş, sonunda kazanan Selçuklular olmuştu (18 Eylül 1048). İbrahim Yınal, esir edilen Liparit, büyük miktardaki ganimet ve saygınlıkla Tuğrul Bey’in huzuruna çıktı. Bu zafer, Bizans karşısında alınan ilk büyük zaferdi ve Balkanlar’daki Peçenek tehlikesi karşısında Bizans’ın barış istemesine neden olmuştu. Yapılan görüşmelerden sonra Emeviler döneminde İstanbul’da inşa ettirilen cami ve medresenin tamir ettirilmesi, okutulmakta olan Şii hutbenin Abbasi Halifesi ve Tuğrul Bey adına değiştirilmesi, caminin mihrabına Selçuklu hâkimiyet sembolü olan ok ve yay figürünün işlenmesi şartlarıyla barış yapıldı (1049-1050). Selçuklular’ın vergi isteği ise imparator tarafından reddedilmişti. Bizans, anlaşma ile başlayan süreci Doğu Anadolu’daki bazı önemli askeri mevzileri güçlendirerek değerlendirirken Tuğrul Bey ise İran’daki diğer meselelerle ilgilenme şansı yakalamıştı.

Bu süreçte devletin eski Türk geleneğinin aksine merkezi otoriteleşme düşüncesiyle hareket etmesi, “Türkmen Meselesi” olarak anılan sorunun ortaya çıkmasına neden oldu. Kuruluş sürecinde etkin rol alan ve sonraları Horasan’a göç eden Türkmenler, burada yerleşecek alanlar bulamadıkları için İbrahim Yınal’ın hâkimiyet sahasına yönlendirilmişlerdi. Ancak İbrahim Yınal’ın durumu da farklı olmadığından o da Türkmenler’i Azerbaycan, hatta Anadolu’ya yönlendirmek zorunda kaldı. Bir süre sonra Tuğrul Bey’in, uygulanan politika çerçevesinde İbrahim Yınal’ın hâkimiyet bölgesini elinden alması, eski geleneğe ve Merv’de alınan kararlara muhalefet anlamı taşıdığından isyan ile sonuçlanacaktı (1049-1050). İsyanında başarısız olan İbrahim Yınal’a Tuğrul Bey’in sunmuş olduğu iki seçenek şu şekildeydi: “Ya benim yanımda kal, ya da daha önce senin hâkimiyetin altında olan bölgeyi sana ikta edeyim.”. İkinci seçenek kendi hâkimiyet bölgesi üzerindeki haklarından vaz geçmesi ve hukuken Tuğrul Bey’e bağlanması anlamına geldiğinden İbrahim Yınal, kendisi için ilk seçeneği daha uygun bulmuştu. Ancak bu isyan Türkmen Meselesi ile bağlantılı bir başlangıç teşkil etmişti. Nitekim daha sonra isyan eden pek çok hanedan mensubuna en yoğun destek Türkmen gruplarından gelecekti.

Bizans ile imzalanan anlaşmadan yaklaşık beş yıl sonra bizzat kendisinin komuta ettiği bir kuvvetle tekrar Anadolu’ya gelen Tuğrul Bey’in muhtemel düşüncesi merkezî idareye sorun çıkarmakta olan Türkmenler’e yerleşebilecekleri yeni bölgeler bulabilmekti. Bunun için en uygun yer de Anadolu gibi görünüyordu. Tuğrul Bey, ilk olarak Azerbaycan’a girdi. Burada hüküm süren Vehsudan ve Ebu’l-Esvar itaat altına alındıktan sonra kuvvetler üçe ayrıldı. İlk grup, Kafkaslar’dan Erzincan’a doğru ilerledi. İkinci grup, Oltu’dan Çoruh Irmağı vadisine ilerleyerek Bayburt civarında ücretli Frank askerleriyle mücadele etti. Üçüncü kol ise Kars’taki Bizans kuvvetlerini mağlubiyete uğrattı. Tuğrul Bey’in idare ettiği kuvvet daha sonra Muradiye (Bargiri), ardından da Erciş’i ele geçirdi. Bir sonraki hedef olan Malazgirt, Selçuklular’ın kullandığı mancınığın bir Norman askeri tarafından yakılması sebebiyle neticelendirilemedi. Tuğrul Bey, Kars’a yöneldikten sonra Erzurum civarına gelmiş, ancak Bizans kuvvetleri onun karşısına çıkmaya cesaret edememişti. O da ikinci kez Malazgirt kalesini kuşattıysa da yaklaşan kış sebebiyle kuşatmayı kaldırmak zorunda kalmıştı. Bir sonraki sene tekrar Anadolu seferine çıkma düşüncesiyle geri dönerken Abbasi halifesinden gelen davet sebebiyle bunu gerçekleştiremeyecekti.

Şii Büyeyhi Devleti’nin İran ve Irak’ta sahip olduğu güç, aslen Türk olan komutanları Arslan Besasiri sayesinde Bağdad’daki Abbasi halifesi üzerinde devam ettirilmişti. Selçuklular’ın kısa sürede batıya doğru ilerleyişi ve kazanmış oldukları güç, Abbasi halifesi nazarında onların yeni kurtarıcı gibi görünmelerine neden oldu. Özellikle Arslan Besasiri’nin baskısı, halifenin içine düştüğü maddi sıkıntı, Fatımi Devleti’yle kurulan münasebetler ve hutbenin onlar adına değiştirilmesi, Abbasi Halifesi el-Kaim Biemrillah’ın Tuğrul Bey’i Bağdad’a davet etmesini sağlamıştı. Sultan Tuğrul Bey, almış olduğu davet neticesinde sekiz filin de bulunduğu ordusuyla Bağdad’a yürüdü. Arslan Besasiri, Rahbe’ye çekilerek Fatımiler’in himayesi girmişti. Sultan Tuğrul Bey, Aralık 1055 tarihinde Bağdad önlerine gelerek konakladı. Ordunun ihtiyaçlarının karşılanması için şehre giren Selçuklu askerlerinin saldırıya uğraması ordunun şehre girerek kargaşayı bastırmasını sağladı. Tuğrul Bey, Büveyhi Hükümdarı Hüsrev Firuz ve kargaşanın elebaşlarını yakalatarak hapsetti. Böylece Büveyhiler’in Irak kolu sona ermiş oluyordu.

Bağdad’daki düzen tesis edildikten sonra sarayına yerleşen Tuğrul Bey, askerlerini de Büveyhiler’in boşalttığı binalara yerleştirdi. Aytegin de Bağdad şahneliğine (askeri vali) atandı. Büveyhiler’den alınan Basra, Ahvaz, Huzistan ve Errecan ikta organizasyonuna dâhil edilerek Hezaresb b. Bengir’e verildi. Böylece Büveyhiler’in bölgedeki hâkimiyetine son verilmiş oldu. Ancak bu hâkimiyet Abbasiler’e devredilmedi. Tuğrul Bey tüm siyasi yetkileri kendi üzerine alarak Abbasi halifesini sadece dini otorite olarak bırakmıştı. Bağdad’da kalıcı olduğunu göstermek için de şehrin doğusunda Dicle’nin kenarına bir Cuma Mescidi, evler, hamam, çarşı ve saray inşa ettirildi. Medinetü Tuğrul Bey (Tuğrulî) olarak isimlendirilen bu yerleşke, Sultan Melikşah zamanında daha da genişletilmişti. İki hanedan arasındaki bu yakınlaşma evlilik yoluyla güçlendirilerek Çağrı Bey’in kızı Arslan Hatice Hatun ile Abbasi Halifesi el-Kaim Biemrillah nikâhlanmıştı.

Selçuklular’ın Bağdad hâkimiyeti Fatımiler’i endişeye sevk etti. Bağdad’dan kaçan Şiiler, Kilab ve Esedoğulları kabilelerinden aldığı destekle kuvvetlerini artıran Arslan Besasiri’ye Fatımiler’in göndermiş olduğu askerler de eklenince büyük bir ordu meydana gelmişti. Durumdan haberdar olan Sultan Tuğrul Bey, Kutalmış ile Musul hâkimi Kureyş’i Arslan Besasiri’nin üzerine gönderdi. Ancak yapılan savaş sırasında Kureyş’in taraf değiştirmesi Selçuklular’ın yenilmesine ve ağır kayıplar vermesine neden oldu. Bu gelişme Tuğrul Bey’in Bağdad misafirliğinin sonu anlamına geliyordu. Tuğrul Bey’in harekete geçmesi Arslan Besasiri’yi önce Rahbe’ye sonra da Balis’e çekilmek zorunda bıraktı. Cizre, Sincar ve ardından da Musul’u ele geçiren Tuğrul Bey, burayı kardeşi İbrahim Yınal’ın hâkimiyetine bıraktıktan sonra Bağdad’a döndü. Tuğrul Bey’i halifelik sarayında kabul eden Halife el-Kaim Biemrillah, onu yanındaki tahta oturtarak taç giydirmiş, beline altın kılıç kuşatmış, ayrıca hilat, sancak ve bazı hediyeler vermişti. Bunun yanında Tuğrul Bey’e Melikü’l-maşrık ve’l mağrib (doğunun ve batının hükümdarı), Kasimü Emirü’l-Müminin (Halifenin ortağı) ve Rükneddin (dinin direği) lakapları da verilmişti (23 Ocak 1058).

Ancak İbrahim Yınal’ın isyan etmesi bir anda her şeyi değiştirdi. İlk isyanından sonra yaklaşık on yıl Tuğrul Bey’in yanında kalan İbrahim Yınal, daha sonra kendisine yönetebileceği bir bölgenin verilmesini istedi. Bu isteğe Tuğrul Bey’in vermiş olduğu cevap olumsuz olsa da bir süre sonra yeni ele geçirilmiş olan Musul, onun hâkimiyetine bırakıldı. Ardından İbrahim Yınal’ın Musul’dan ayrılarak Cibal’e gitmesi isyan olarak algılanmış, fakat Tuğrul Bey kardeşi tarafından aksi yönde ikna edilmişti (1058). İbrahim Yınal’ın Musul’u terk etmesi Arslan Besasiri ve eski hâkim Kureyş’in şehri ele geçirmesine neden oldu. Tuğrul Bey, Musul’u ele geçirmek üzere harekete geçerken Fatımiler ile yazışan İbrahim Yınal, Arslan Besasiri’nin de teşvikiyle ikinci kez isyan etti. Tuğrul Bey’in yanında çok asker olmamasına rağmen, özellikle Türkmenler’den aldığı destekle, İbrahim Yınal, Hemedan’a ilerledi. İbrahim Yınal’ın iki yeğeni Muhammed ve Ahmed (Ertaş’ın çocukları) büyük bir orduyla amcalarına katılmışlardı. İbrahim Yınal’a karşı koyamayacağını anlayan Tuğrul Bey, Hemedan’dan başkent Rey’e çekilmek zorunda kalmış, yeğeni Alp Arslan, eşi Altuncan Hatun ve Vezir Amidülmülk’ten yardım istemişti. Neticede Alp Arslan, Yakuti Kavurd ve Altuncan Hatun’un yardımıyla İbrahim Yınal’ın kuvvetleri mağlup edilmişti. İbrahim Yınal ve iki yeğeni kaçmaya çalıştıysa da Melik Alp Arslan tarafından esir edilmişlerdi. Tuğrul Bey, kendisiyle ikinci kez taht mücadelesine giren kardeşi İbrahim Yınal’ı bu kez affetmedi. Tuğrul Bey’in emriyle İbrahim Yınal, Ahmed ve Muhammed, savaşın da yapıldığı gün yay kirişiyle boğularak öldürüldü (23 Temmuz 1059). Böylece Tuğrul Bey için büyük sorun teşkil eden İbrahim Yınal bertaraf edilirken, Alp Arslan da kendi tahtını kurtarmış oluyordu.

Diğer taraftan Tuğrul Bey’in şehirden ayrılmasını fırsat bilen Arslan Besasiri, Bağdad’a geldi. Şahne Aytegin ona karşı koyamadı. Arslan Besasiri de üzerinde Fatımi Halifesi Mustansır’ın adının yazılı olduğu beyaz bayraklarla şehre girdi (27 Aralık 1058). Başta halife olmak üzere şehrin ileri gelenlerinden pek çok kişi tutuklandı, hutbe Fatımi halifesi adına değiştirilirken ezan da Şii kaidelere göre okunmaya başlanmıştı. Bu sırada Tuğrul Bey, İbrahim Yınal’ın isyanı ile meşguldü. Mücadele sonunda kardeşini bertaraf etmeyi başaran Tuğrul Bey, Bağdad’a ilerledi. Bu gelişme Arslan Besasiri’nin kaçmasına neden oldu. Tuğrul Bey, halifeyi makamına oturtmuş ve şehirdeki düzen tekrar sağlanmıştı. Bununla birlikte Arslan Besasiri meselesinin de çözülmesi gerekiyordu. Mezyediler’e sığınmış olan Arslan Besasiri ani bir baskınla ele geçirilerek öldürüldü (Ocak 1060). Tuğrul Bey, sevinç gösterileri arasında tekrar Bağdad’a döndü. Burada gerekli düzenlemeleri yapan ve Emir Porsuk’u şahne tayin eden Tuğrul Bey, halifenin eşi olan yeğeni Arslan Hatice Hatun’u da yanına alarak başkent Rey’e döndü.

Bu süreçte hanedana mensup şehzade ve bazı komutanların emrinde Bizans hâkimiyetindeki Anadolu’ya pek çok sefer düzenlenmişti. Daha ziyade keşif maksadı taşıyan seferlerde Malazgirt, Muş, Erzurum civarı, Erzincan, Kemah, Harput, Çoruh, Kelkit Vadisi boyunca ilerlenerek Şebinkarahisar, Malatya, Urfa, Ergani ve Tulhum gibi pek çok yerde faaliyetlerde bulunulmuştu. Yerleşme amacı taşımayan bu seferler, kışın üs olarak seçilen Azerbaycan’a dönülmek suretiyle tamamlanıyordu.

Tuğrul Bey ölümünden kısa süre önce eşi Altuncan Hatun’u kaybetti. Rivayete göre eşi ölmeden önce halifenin kızıyla evlenmesini vasiyet etmişti. Bu amaçla Vezir Amidülmülk Kündüri, halifenin kızını Tuğrul Bey’e istemek üzere Bağdad’a gönderildi. Geleneklere göre halifelerin kızları yabancılarla evlendirilmediği için bu istek ilk başta reddedildi. Ancak daha sonra yüksek bir cehiz belirlenmek suretiyle Tuğrul Bey’in isteğinden vazgeçmesi planlanmıştı. Plan işe yaramayınca halife, bu istekten vazgeçilmediği takdirde Bağdad’dan ayrılacağını söylemiş, Amidülmülk’ün cevabı olmaması istenilen bir evlilik için neden cehiz belirlendiği şeklinde olmuştu. Vezirinin sonuç alamadan geri dönmesi Tuğrul Bey’i rahatsız etmiş ve halifeye tehdit içeren bir mektup göndermişti. Ardından da halifenin gelirlerine el konulmasını emretti. Bu gelişme, Abbasi devlet adamlarının halifeyi ikna ederek evliliğe onay vermesini sağladı. Neticede Tebriz yakınlarında bulunan sultanın otağında nikâh kıyıldı (Ağustos 1062). Tuğrul Bey ise 1063 başlarında Bağdad’a gelmiş, bir hafta süren görkemli düğünden sonra gelini de alarak Rey’e hareket etmişti.

Sultan Tuğrul Bey, geri dönüş yolculuğu sırasında rahatsızlandı. Başkente döndükten sonra Rey’in yaylağı durumundaki Tecrişt Köyü’nde 4 Eylül 1063 tarihinde yetmiş yaşındayken vefat etti. Ağabeyi Çağrı Bey ile devlet kurma sürecinde sakin tavrıyla aklı temsil eden Tuğrul Bey, belki de bu yüzden diğerleri tarafından sultan kabul edilmişti. Yirmi üç yıllık hükümdarlığı döneminde bir taraftan devletin teşkilatlanması gerçekleştirilirken diğer taraftan hızlı bir şekilde ülkenin genişlemesi sağlanmıştı. Tuğrul Bey’in tercihleri ve faaliyetleri sayesinde büyük gelişme kaydeden devlet, bölgenin en büyük gücü haline gelmişti. Selçuklular, sadece Ortadoğu değil eski dünyanın büyük bölümünü yeniden şekillendiren bir politika takip etmiş ve kendinden sonraki dönemi her açıdan etkilemiştir.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Yazar Hakkında
Cihan PİYADEOĞLU

Ortaçağ tarihçisi olan Cihan Piyadeoğlu İstanbul Medeniyet Üniversitesi'nde profesör doktor kadrosunda öğretim üyesi olarak Büyük Selçuklu Devleti özelinde çalışmalarını sürdürmektedir. Arapça ve Farsça bilen Piyadeoğlu'nun yayınlanmış 3 kitabı bulunuyor.

Kaynakçalar
Agacanov, Sergey Grigoreviç, Selçuklular, çev. Ekber N. Necef-Ahmet R. Annaberdiyev, İstanbul 2006.
Ahmed b. Mahmud, Selçuknâme, haz. E. Merçil, Bilge Kültür Sanat, İstanbul 2011.
Bosworth, C. E., “The Political and Dynastic History of the Iranian World (A. D. 1000-1217)”, The Cambridge History of Iran, Cambridge 1968.
Bundârî, Zübdetü’n-nusra ve Nuhbetü’l-usra, çev. Kıvameddin Burslan, Irak ve Horasan Selçukluları Tarihi, TTKY, Ankara 1999.
Cûzcânî, Tabakât-ı Nâsırî yâ Tarih-i İrân ve’l-İslâm, nşr. Abdülhayy Habîbî, Tahran 1363 hş.
Genç, Süleyman, “Selçuklu Tarihinde İbrahim Yınal İsyanı ve Onun Fatımi Arkaplanı”, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı: 31, (2010).
Hamdullah Müstevfî, Tarih-i Güzîde, nşr. Abdül-Hüseyn Nevâî, Tahran 1364.
İbn Hallikân, Vefeyâtü’l-a‘yân ve enbâu ebnai’z-zamân, İngilizce çev. Mac Guckin de Slane, Ibn Khallikan’s Biographical Dictionary, Beyrut 1970.
İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-tarih, çev. Abdülkerim Özaydın, İstanbul 1987.
Köymen, Mehmet Altay Tuğrul Bey ve Zamanı, Kültür Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1976.
Müneccimbaşı, Ahmed b. Lütfullah, Cami‘u’d-düvel: Selçuklular Tarihi, yay. A. Öngül, İzmir 2000.
Nâsır-ı Hüsrev, Sefernâme, nşr. Zebîhullah Safâ, Tahran 1351 hş.
Nikephoros Bryennios, Tarihin Özü, çev. Bilge Umar, İstanbul 2008.
Özgüdenli, Osman G., Selçuklular, İSAM Yayınları, İstanbul 2013.
Râvendî, Rahatü’s-sudûr ve Âyetü’s-sürûr, çev. Ahmed Ateş, TTKY, Ankara 1957.
Reşîdüddîn Fazlullah, Cami‘u’t-tevârîh, nşr. A. Ateş, TTKY, Ankara 1999/çev. E. Göksu-H. Hüseyin Güneş, İstanbul 2010.
Sadreddîn el-Hüseynî, Ahbârü’d-Devleti’s-Selcukiyye, çev. Necati Lugal, TTKY, Ankara 1999.
Sevim, Ali-Merçil, Erdoğan, Selçuklu Devletleri Tarihi, TTKY, Ankara 1995.
Sümer, Faruk, “Tuğrul Bey”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi.
Turan, Osman, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti, İstanbul 1996.
Yinanç, Mükrimin Halil, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri I, haz. R. Yinanç, TTKY, Ankara 2013.
Zahîrüddîn Nîşâbûrî, Selçuknâme, nşr. A. H. Morton, Berlin 2004.
 
DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun