Büyük Selçuklu Sultanlarının Ölüm Sebepleri

Büyük Selçuklu Sultanlarının Ölüm Sebepleri

“Bu dünya ne sana ne de bana kalmaz, Sultan Süleyman’a kalmadı böyle hiçbir kitap yazmaz” demiş şair. İnsan fıtratı gereği doğar, büyür ve ölür. Ne yedi cihana hükmeden krallar bu dünyada ebedi olabilmiş, ne de Allah elçisi Nebiler. Her ne kadar başarılar, zaferler, büyük galibiyetler kişilere insan üstü atıflarda bulunmamıza neden olsa da bu son hiç değişmez. Bu yazımızda da büyük başarılara imza atan Selçuklu sultanlarının, hükümdar kimliklerini bir köşeye bırakarak herkesin kaçınılmaz olarak yaşadığı ve yaşayacağı o malum sona nasıl ulaştıklarını inceleyeceğiz.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Oğuzlar’dan ayrılan Temür-Yaylığ Dukak oğlu Selçuk Sübaşı1 ile X. yüzyılda Cend’de başlayan Selçuklu Devleti'nin serüveni, yeni fetihler yaparak, geniş topraklara hükümdar olan, zamanla varlığını kendisine yeni topluluklar katarak ilerleten, daha o dönemde ismini ulu hükümdarlar arasına yazdıran sultanlar ile devam etti.  Cend’den yola çıkan Selçuklular, Sirderya’yı geçip, Maveraünnehir’e indi, Belh, Merv, Semerkand, Buhara, Nişabur, Dandanakan, Nesa, Rey, İsfahan, Malazgirt dahil birçok önemli bölgeyi hakimiyet altına aldılar. Dönemin kudretli sultanları Bizans hükümdarlarını savaş esiri alıp, kendilerine misafirperver tavır gösterecek yüceliğe sahiplerdi.

Türk tarihine damga vuran Büyük Selçuklu sultanları her fani gibi ölümle karşı karşıya geldi. Kimisi burun kanamasından dolayı vefat ederken, kimisi de düşmanın hain hançerine yenik düştü. Bu çalışmamızda da bugüne kadar daha çok siyasi hayatları üzerinde durulan Selçuklu Devleti hükümdarlarının, nasıl öldüğünü incelemeye çalışacağız.

Tuğrul Bey (1040-1063)

Tuğrul Bey ve Devletin Kuruluşu:

1040 yılında Gazneliler ile yapılan Dandanakan Savaşı’nda galip gelen Selçuklu orduları sayesinde devlet resmen kuruldu.Tuğrul Bey, isyanlarla uğraşırken ve hilafet sarayı ile olan ilişkileri yoluna koymaya çalışırken 452 (1060) yılında eşi istiska2(vücutta su birikmesi) hastalığından vefat etti.

Sultan’ın çok sevdiği eşi Altuncan Hatun hayli zekiydi ve devlet işleriyle de ilgileniyordu. Sultan birçok zaman hanımının fikrini de alırdı. Altuncan Hatun, ölürken bile -siyasi bakımdan önemini vurgulayarak- eşine, halifenin kızı ile (bazı kaynaklarda kızkardeşi olarak geçmektedir) evlenmesini vasiyet etti.Bu vasiyetin üzerine Tuğrul Bey, veziri Amidü’l-mülk’ü, Halife Kaim Biemrillah’ın kızını istemesi için vekil tayin etti.

Fakat halife bu evliliğe sıcak bakmıyordu. Tuğrul Bey’in ısrarı, siyaseti ve yazdığı mektubunda ‘’el-Kaim Biemrillah’tan gördüğüm mükafat bu mudur? Halbuki onun taati için kardeşimi öldürdüm ve onun bir saat vakti için ömrümü ve onun yoluna bütün malımı feda ettim’4 diyerek sitem edişinin ardından, halife kızını vermeye razı oldu.

Tuğrul Bey nikah akdinden yaklaşık dört buçuk ay sonra evlenmek maksadıyla Bağdat’a gitmek üzere yola çıktı. Yolculuğu sırasında mahalli hakimleri toplayarak yönetim meseleleri ile ilgili görüşmeler yaptı ve ardından halifenin veziri Sultan'ı karşıladı.18 Şubat’ta başlayan düğün bir hafta sürdü. Sarayda ziyafet verildi, hediyeler dağıtıldı, eğlenceler yapıldı. 5 Halifenin kızı Seyyide’ye Hz. Fatımatü’z Zehra’nın mehiri olan 400 dirhem gümüş ve 1 dinar altın mehir olarak verildi.6

Bağdat Kadı’ul Kudatı’nın kıydığı nikahın ardından, zifafın darü’l mülkte olmasını istediği için Tebriz’den Rey’e doğru yola çıkan Sultan, yolda rahatsızlanınca -ve  hava da çok sıcak olduğundan- serinlemek için Rey civarında bir yerde dinlenmek istedi. Tacrişt Köyü’nde dinlenmeye koyulan Sultan’ın sürekli burnu kanıyordu ve kanamaya hiçbir ilaç (daru) şifa olmuyordu. En nihayetinde sultanın gücü kalmadı. 455 senesinin Ramazan’ında (Ağustos- Eylül 1063) Sultan ahir dünyaya göç etti. 7

Rua’fi sebebiyle (burun kanaması) vefat eden sultanın zevcesi Seyyide ise, mihriyle beraber öylece geri gönderildi. Tuğrul Bey ölürken kendisinin oğlu olmadığı için, yerine kardeşi Çağrı Davud’un oğlu Alparslan’ı veliaht yapmıştı.8

Sultanın ölümü üzerine vezir Amidü’l mülk saray erkanını yas tutmamaları ve dövünmemeleri için uyardı. Sultan geçici olarak saraya gömüldü fakat Alparslan ile Süleymanşah arasındaki taht mücadelesi sonra erince Alparslan tarafından, Sultan’ın kemikleri alınıp Rey’e gömüldü.

Tuğrul Bey’in Rüyası:

Tuğrul Bey’in yetmiş yaşına yaklaştığı ve hasta olduğu sırada devlet erkanına anlattığı rüya şöyle idi:

‘’Rüyasında Tuğrul Bey’i semaya yükseltmişler ve ‘’ne istiyorsun’’ diye sormuşlardı. O, ‘’uzun ömür’’ demişti bunun üzerine, ‘’sana yetmiş sene ömür var’’ demişlerdi.’’Gerçekten de Sultan, yaklaşık olarak yetmiş yaşlarında vefat etti.10

Sultan Alp Arslan (1063-1072)

Amcasının ölümü üzerine giriştiği taht mücadelesini kazanan Çağrı Bey’in oğlu Alparslan, asıl ününü Bizans İmparatoru Romenos Diogenes’i esir aldığı 26 Ağustos 1071 tarihli Malazgirt zaferi ile elde etti. Aynı zamanda adını, Anadolu’nun soydaşlarına yurt edinilmesindeki öncelikli isim olmasıyla da gelecekteki tarih kitaplarına, Anadolu’nun fatihi olarak hakkıyla yazdırdı. Fakat ölüm Sultan'a erken denecek bir yaşta geldi. Ölümüne sebep olan süreç birkaç kaynakta farklı şekilde anlatılsa da, anlatılan olay örgüsü genel olarak şöyledir:

Karahanlı Hükümdarı ile Melik Ayaz arasında çekişmeler yaşanmaktaydı. Batı Karahanlı hükümdarı Şemsülmülk, Sultan'ın kızı ile evliydi. Şemsülmülk, kardeşi Ayaz’ın devleti ele geçirme planlarına yardım ettiği gerekçesiyle döverek hanımının ölümüne sebep olmuştu. Bunu duyan Sultan çok sinirlenmiş, artık Türkistan seferine çıkması gerektiğine karar vermiş ve büyük bir ordu ile yola koyulmuştu. Yaklaşık 200.000 kişilik11 bir ordu ile damadının üzerine sefere çıktı. Meşhur bir kale olan Berzem kalesi üzerindeki kuşatma uzun sürmüştü. Kalenin kutvali12 beklenmedik bir direnç göstermişti. Hatta Ermeni tarihçi Urfalı Mateos’un anlattığına göre ‘’bu kalenin sahibi cesur ve aynı zamanda azgın ve merhametsiz bir adamdı.’’13

‘’Kale reisi hayli sıkıntılara göğüs gerdikten sonra Sultan'a arz-ı ta’zîmat etmeye karar verdi. O, korkunç bir plan düşündü. O, gün karısı ve çocuklarıyla beraber şenlik ve ziyafet yaptı. Davullar çaldırarak ve şarkılar söyleterek onlarla beraber büyük neşe içinde yedi ve içti. Fakat geceleyin karısını ve üç oğlunu, sultanın eline düşüp ona köle olmamaları için vahşiyane bir surette kendi eliyle kesti. O, ertesi sabah erkenden oğullarını kesmiş olduğu iki keskin bıçağı yanına aldı ve Sultan'ın huzuruna gitmek üzere kaleden çıktı.’’14

Sultan Alparslan onu huzuruna aldığında, kale kutvali Sultan’ın karşısında eğildi, fakat yaklaştığı anda dehşetli planını harekete geçirmek için bir anda Sultan’ın üzerine atıldı. O sırada etrafındakiler ne olduğunu bile anlayamamışlardı. Yusuf çizmesinin içinden bıçağını çıkarıp Sultan’a doğru savurdu.  Sultan Alparslan üç yerinden derin yaralar almıştı. Sultanın daha fazla darbe almasını önlemek için Bağdat şıhnesi15 Gevherayin sultanın önüne atıldı. Yusuf onu da yaralamıştı. O sırada orada bulunanlar yaşanan hadise karşısında donup kaldı. Onların bu şaşkınlığından faydalanıp kaçmaya çalışan Yusuf’u, sultana hizmet için çadırın önünde bekleyec ferraş16 Cami’-i Nişaburi elinde bulunan mihkub ile kafasına vurarak öldürdü.17

Birçok kaynakta okçuluk konusundaki başarısı anlatılan Sultan'ın, Yusuf kendisinin üzerine atıldığı sırada askerlerine ''dur'' emri vererek Yusuf'a bir ok attığını fakat belki de ayağı sendelendiği için attığı okun Yusuf'a isabet etmediği anlatılmaktadır. 18 Ahmed bin Mahmud Sultan’ın hayattaki başarısının bir ok ile başlayıp ölümünün de bir ok ile bittiğini şöyle ifade eder; ‘’O, hedefini bulan bir ok ile hükümdarlığa ve devlete ulaştı. Sonunda yine, hedefini bulmayan bir ok hükümdarlığının sona ermesine ve ölümüne sebep oldu’’.19

Sultan Alparslan, halkının bu durumdan haberdar olmaması için ordusuna ilerleme emri verdi. Beş gün sonra durumunun ağır olduğunu hissedince yanına önemli kumandanlarını çağırdı ve onların huzurunda, tahta oğlu Melikşah’ın geçmesini vasiyet etti. 20 Bu olay Selçukname’ye21 dönemin güvenilir tarihçilerinden İbn’ül Esir’e22, Reşidüddin Fazlullah’a ve İbn’ül Cevzi’ye göre23 birkaç farklı şekilde anlatılsa da anlatılan olay örgüsü genel bir özetle bu şekildedir.

Melikşah (1072-1092)

Seferler, Fetihler ve Mücadeleler:

Sultan Alparslan, Melikşah’ı veliaht tayin ettiğini sık sık dile getiriyordu. Vasiyeti üzerine devlet erkanı Sultan Alparslan’ın ölümünden sonra Melikşah’ı sultan ilan ettiler. Melikşah, cülus töreninin ardından Nizmülmülk’ü yeniden vezirlik makamına tayin etti.24 Sultan Melikşah, babasının vefatı üzerine durumdan faydalanmak isteyenlerle mücadele konusunda ciddi sıkıntılarla karşılaştı. Semerkant Hanı ve Gazneliler ile mücadeleye girişti.

Sultanın sadece dışarıdan değil içeriden gelen tehditlerle de mücadele etmesi gerekiyordu. Amcası Kavurd Bey onun hükümdarlığını tanımadığı gibi Sultan’ın gönderdiği kendine itaat davetini içeren mektubu da çok sert ve asi bir şekilde cevapladı. Kavurd Bey mücadelenin sonunda yeğeninin eline esir düştü. Bir süre sonra ordu içerisinde Kavurd Bey yandaşlarının olduğu gerekçesiyle, yay kirişiyle boğularak öldürüldü. Orduya ise, Kavurd Bey’in esarete dayanamayarak yüzüğündeki zehri içip intihar ettiği haberi verildi.25

’Cihangirlik yapan babaları gibi o da cihangir idi. Onlar devlet ağacını diktiler. Meyvelerini o yedi. Onlar taht, tac ve saltanat alıp koydular, tacı takıp tahta oturmak ona kaldı.’’26

Hükümdarlığı boyunca Maveraünnehir, Kafkasya, Suriye, Türkistan Seferleri ve yeni fetihler yapan Sultan, ömrünün son dönemlerinde Hasan Sabbah ve İsmailîlik ile mücadele etti. Veziri Nizamülmülk’ün de bu mücadelede önemi büyüktür. Öyle ki vezirinin ölümü bir Alamut fedaisinin elinden oldu.

Vezir Nizamülmülk’ün Azledilmesi, Fedailerle Mücadelesi ve Ölümü:

Sultan Melikşah, Han-ı Semerkand Tamgac’ın kızı Terken Hatun ile evlenmişti. Terken Hatun oldukça nüfuzlu bir hanım idi. Tacü’l Mülk Ebu’l Gana’im adında bir veziri vardı. Terken Hatun onu, Nizamü’l Mülk’ün yerine geçirmek istiyordu. Bu yüzden vezirliği Tacü’l Mülk’e versin diye, Sultan Melikşah ile yalnız kaldığı zamanlarda sürekli ona Hace’yi kötülüyordu. Çünkü, Sultan’ın Zübeyde Hatun’dan olma, Berkyaruk adında başka bir oğlu daha vardı. Terken Hatun kendi oğlu Mahmud’un veliaht olmasını isterken, Hâce, Berkyaruk’un saltanata daha layık olduğunu düşünüyordu. Sultanın oğullarından en büyüğü olduğu ve diğerlerinden daha bilgili olduğunu düşündüğü için, Nizamülmülk onda saltanat ışığını görüyordu. Yine Terken Hatun Hace’yi Sultan’a kötülemeye devam ediyordu, on iki oğluna devletin topraklarını dağıttığını, saltanatta ona ortak olmaya çalıştığını söylüyordu.  En sonunda Sultan naiblerini toplayıp vezire haber gönderdi:

‘’Yönetime benimle ortak mısın ki, vilâyet ve ıktâları kendi evladına veriyor, benimle meşveret etmeksizin istediğin mülk üzerinde tasarrufta bulunuyorsun? İster misin ki önünden vezirlik divitin (devât-ı vezâret), başından sarığını (destâr) almalarını emredeyim?’’27

Vezir bunları duyunca öfkelenip aynı sert üslupla cevap verdi;

  ‘’Sen mülkte ortağın olduğumu bilmiyor muydun? Sen bu mertebeye benim tedbirim sayesinde ulaştın. Sultan Alparslan ölünce emîrleri ve askerleri nasıl topladığımı ve Ceyhûn’dan geçip senin için şehirleri fethettiğimi, alemin her yerini ele geçirdiğimi unuttun mu?  Senin tacın ve devletin benim divitime bağlıdır. Ne zaman ki benim divitimi alırsın (bil ki) senin de tacını alırlar.’’28

Hâce sinirle söylediklerinden pişman oldu. Sultan’ın gönderdiği adamlara, ‘’ben bunları öfkemden söyledim, sözlerimi ister şimdi isterseniz de daha sonra Sultan’a iletin’’  mealinde açıklama yaptı.

Onlar, Sultan’ın huzuruna geldikleri mecliste, Hâce’nin sözlerini daha hafifletilmiş bir şekilde aktarsalar da, meclis boşalınca olan biteni Sultan’a aktardılar. (Bazı müellifler oradaki aracıların Terken Hatun'un hatrına istinaden bu sözlere ilaveler yaparak Sultan'a aktardıklarını, Sultan ile Vezirin arasının açılmasına sebep olduklarını dahi yazmaktadır.)

Bu duruma çok üzülen Sultan, Nizamülülk’ü vezirlikten azletti ve Bağdat’a doğru yola çıktı. Hâce’de Sultan’ın ardından yola koyuldu. Berûcerd yakınlarında, Tacü’l Mülk’ün tahrik ettiği Mülhidler29 Hasan Sabbah’ın işaretiyle, Hace’ye suikast düzenlediler. Ebu Tahir-i Evani  isimli bir fedai, bargahdan hareme gittiği sırada bir sufî gibi Nizamülmülk’ün önüne çıktı ve ona bir yazı (rik’a) verdi. Hâce bu yazıyı okumaya çalışırken, fedai onu hançerleyiverdi. Ertesi gün, devletin sadık veziri Hace Nizamülmülk ahir dünyaya göç etti.30

Sultan Melikşah’ın ölümü:

Sultan Melikşah, vezir olarak Nizamülmülk’ü azlettikten sonra yerine, Terken Hatun’un  naibi Tacü’l Mülk’ü vezir tayin etmişti. Sultan, Bağdat’a ulaştıktan on sekiz gün sonra31 ava gitti. Av yerinde hastalandı ve Bağdat’a geri dönünce kan aldırdı. Fakat kan aldırmak fayda etmedi, yeterince kan alınamadı ve hastalığı gittikçe daha da ilerledi.  Hastalığının adı ateşli humma idi. Sultan daha fazla dayanamadı ve o ayın ortalarında vefat etti.

Sultan Melikşah’ın avda zehirli et yediği iddia edilir. Bunu kimin yaptığı/yaptırdığı konusunda net bir karara varılamamıştır fakat, Hasan Sabbah ve yayılmacı tarikatıyla olan mücadele ve Vezir Nizamülmülk'ün öldürülmesi, bu konuyu incelerken göz önünde bulundurulması gereken önemli hususlardandır.

Ayrıca, daha önce de bahsedilen, Vezir Nizamülmülk’ün ‘’Senin tacın ve devletin benim divitime bağlıdır. Ne zaman ki benim divitimi alırsın (bil ki) senin de tacını alınır’’ mealindeki öngörüsünde haklı çıktığı görülmektedir.

Cihan hükuümdarları içinde ben öyle bir şahım ki,

Sadece bana nasip oldu Dünya’ya hükmetmek.

Şahlara tac ve taht ihsan ettim;

Buna şahit oldu yedi yıldız.

Elde edemediğim iki şey varsa eğer,

Biri peygamberlik diğeri ise ilahlık.

Bağladı kara toprak elimi şimdi,

Kayboldu iyi günlerimin aydınlığı ve ışığı.

Ey Dünya! Vefasızlığı adet edinmişsin,

Kötülüğü iyilik şeklinde gösterirsin.

Binlerce yıl vefa arasan da eğer,

Sonunda vefasızlıktan başka bir şey bulamazsın.

Benden sonra pek çok şahlar görsen de,

Her birinin mülkünü ve ömrünü arttırsan da,

Benim gibi böyle bir makam ve yücelikte,

Başka birini bulamayacaksın.32

Sultan Mahmud (1092-194)

Sultan Mahmud, Annesi ve Taht Mücadeleleri:

Melikşah’ın vefatından sonra yerine veliaht olarak bıraktığı Berkyaruk geçtiyse de Terken Hatun oğlu Mahmud’un tahta geçmesi için elinden geleni yaptı ve sonunda başarılı da oldu. Terken Hatun, halifeden, oğluna saltanat vermesini ve Bağdat’ta oğlunun adına hutbe okutulmasını istemişti. Halifenin cevabı ise şöyleydi: ‘’Hükümdarlık kaidelerinin muhafazası, dikkatsiz ve baştan savma yapılacak bir iş değildir. Henüz altı yaşını geçmemiş olan Mahmûd, nasıl yedi iklimi hakimiyet altında tutup muhafaza edebilir? ‘’34

Başta kabul edilmeyen bu istek, Terken Hatun’un yaptığı harcamalar ve ısrarıyla şartlı olarak kabul edildi. Şartlardan bazıları şöyleydi: Saltanat ismen Mahmud’a ait olsa da hutbe halifenin adına okutulacaktı. Ordunun, ülkenin ve halkın yönetimi, Emîr Üner’e ait olacaktı ve o da Tacü’l Mülk’ün yönlendirmelerine göre hareket edecekti. Vergi ve tayin işleri de Tacü’l Mülk’e bırakılacaktı. Yani, devleti, Terken Hatun adına Tacü’l Mülk idare edecekti. Terken Hatun bu şartları ilk başta kabul etmek istemese de , Gazzali’nin, ‘’oğlun henüz küçüktür, şeriat onun hükümdarlığını caiz görmez’’ mealinde verdiği yanıtı duyunca bu şartları kabul etmek durumunda kaldı.

Terken Hatun oğlu Mahmud’u tahta geçirdikten hemen sonra emir Kürboğa’yı Berkyaruk’u hapsetmekle görevlendirdi. Terken Hatun’un görevlendirdiği adam görevini yerine getirip Berkyaruk’u hapsetti ama Vezir Nizamülmülk’ün adamları, Melikşah’ın ölümünü duyunca, Isfahan’da Nizamülmülk’e ait olan silah deposuna hücum ettiler ve isyan ettiler. Hemen ardından, Berkyaruk’u hapisten çıkardılar ve Berkyaruk adına hutbe okuttular435 Terken Hatun ise Berkyaruk’u def edebilmek için elinden geleni yapıyordu. Harcadığı altınların hesabı yapılamıyordu. En sonunda iki taraf da anlaşmaya vardı.35

Berkyaruk’un Hapsedilmesi ve Mahmud’un Çiçek Hastalığına Yakalanması:

Dört yüz seksen yedi senesinde Terken Hatun ölünce, Berkyaruk Isfahan’a gitti ve şehir kapısında kardeşi Mahmud ile kucaklaştı. Kardeşine şefkatle muamele edip halini hatrını sordu. Fakat aynı gün, zamanında Melikşah’ın ‘’oğlum’’ diye sevdiği emir-i Bozorg Bilgebeg, ve adamları Berkyaruk’u yakalayıp gözlerine mil çekmek istediler. O sırada Mahmud çiçek hastalığına yakalandı. Tabiplerden birisi Berkyaruk un gözlerine mil çekmekte acele etmemelerini Mahmud’un durumunun ağır olduğunu söyledi. Böylece bu planı ertelediler.36  Gerçekten de tabip sözünde haklı çıktı. Mahmud Humma ve çiçek hastalığından 487 Şevval’inde vefat etti. (Şubat 1095)

Berkyaruk (1092-1104)

Berkyaruk’un Siyasî Hayatı ve Ölümü:

Berkyaruk, tahta geçtiğinde on üç yaşındaydı ve kardeşleri içinde en büyüğüydü. Babası Melikşah, onu veliaht tayin etmiş ve ümerayı da ona tabi olmaları için teşvik etmişti. Terken Hatun’un oğlu Mahmud’u tahta geçirme çabaları, Berkyaruk’u yakalatıp hapse attırması ve sonrasında Nizamülmülk’ün gulamlarının onu kurtarıp tahta oturtmaları, ardından Terken Hatun ile yapılan anlaşma ve Terken’in ölümünden sonra kardeşine kavuşur kavuşmaz yakalanıp gözlerine mil çektirilmek istenmesi. Genç yaşta tahta geçen sultan, rahat bir ömür sürememişti ne yazık ki.

Terken Hatun ölmeden bir süre önce, Melik İsmail-i Yakuti’ye Berkyaruk’u öldürürse onun nikahına gireceğine ve Berkyaruk’un adı sikkelerden ve hutbeden kalkarsa yerine İsmail’in adının yer alacağına dair vaatlerde bulunmuştu. İsmail bu vaatlere kanıp açgözlülükle Berkyaruk’un üzerine bir ordu ile harekete geçti fakat, Berkyaruk galip geldi. Aynı sene yine Sultan Melikşah’ın mil çektirmiş olduğu, Tutuş, (Sultan Alp Arslan’ın oğlu ve Berkyaruk’un amcası, ıkta’ı Dımaşk olduğu halde) kardeşi Melikşah’tan sonra hükümdarlık talebiyle yeğenine karşı ayaklandı. Sultan Berkyaruk az sayıda askerden oluşan bir orduyla amcasının üzerine gittiğinde onun gücüne direnemedi. 37 Fakat o sırada Terken Hatun ölünce, fitne ve husumet de yavaş yavaş azaldı.  Bunların hepsi yaşandıktan sonra kardeşine kavuştuğu sırada Mahmûd, çiçek hastalığına yakalanınca, o öldükten sonra, yerine Tutuş geçer de ülkeyi ele geçirir diye korktuklarından, en azından Mahmud iyileşene kadar Berkyaruk’un gözlerine mil çektirme işini ertelemeye karar verdiler.

Mahmud, çiçek hastalığı yüzünde vefat edince, Berkyaruk’u zindana atanlar kendi elleriyle yine onu tahta geçirdiler.  Mahmud’un ölümünden sonra Berkyaruk da çiçek hastalığına yakalandığı halde hastalığa galip gelerek iyileşti. Bir süre sonra ise, Berkyaruk bıçaklandı, ama yara onu etkilemedi ve şifasını bulup iyileşti. İyileştikten hemen sonra ise amcası, Arslan Argun ile savaşmak üzere harekete geçti.   Fakat Sultan ‘’kılıç çekmeksizin, kan dökmeksizin zafer kazandı’38 çünkü Merv’de amcası Arslan Argun’un huzuruna çıkan bir gulam (gulamçe) onu bıçakladı ve ölümüne sebep oldu.

Yumuşak huyluluğu ve merhametli oluşuyla anılan Berkyaruk, saltanatı boyunca, kardeşi Mahmud, amcaları Tutuş ve Arslan Argun ile, Kardeşleri Muhammed tapar ve Sencer ile mücadele etmişti. Son zamanlarında kardeşi Muhammed Tapar ile yaptığı anlaşmanın ardından devletin temellerinin yavaş yavaş zayıfladığı görülmektedir. İçerideki isyanlarla uğraşmaktan dışarıdan gelen Haçlı tehlikesinin yeterince farkına varılamamış içeride ise gittikçe nüfuzlanan Batınîler ile yeterince mücadele edilememişti.

Isfahan’da verem ve basur hastalıklarına yakalanınca sedye ile Bağdat’a doğru yola çıkarılsa da gün geçtikçe durumunun daha da kötüleştiği görülen Sultan, kendisi de hayattan ümidini kesince, Oğlu Melikşah’ı veliaht tayin etti.39 2 Rebiülahir  498‘de vefat edince (22 Aralık 1104) Sultan’ın cenazesi Isfahan’a götürüldü ve babası Melikşah’ın türbesine defnedildi.

Muhammed Tapar (1105-1118)

Muhammed Tapar’ın Tahta Çıkışı:

Muhammed Tapar, Melikşah vefat ettiğinde 10 yaşındaydı ve taht mücadelesinde ilk başlarda Terken Hatun’u destekliyordu. Daha sonraları ise, kardeşi Berkyaruk’un tarafına geçmişti. Kardeşinin sultanlığı sırasında isyan etmiş, Berkyaruk ölmeden önce yaptığı anlaşmayla, ülkenin fiilen ikiye bölünmesini kabul etmişti. Kardeşi Berkyaruk, ölmeden önce oğlu Melikşah’ı veliaht tayin etti ve atabey olarak ise Emir Ayaz’ı seçti. Onlara Hil’at giydirdi. Emirlerini çağırıp onlara itaat etmelerini istedi, oğlunu ve tahtını korumak üzere canlarını ve mallarını feda edeceklerine dair yemin aldı.

Böylece Berkyaruk vefat edince yerine oğlu Melikşah sultan ilan edildi ve onun adına hutbe okundu. Kardeşinin ölüm haberini alan Muhammed Tapar hemen Bağdat’a geldi ve Melikşah’ın atabeği emir Ayaz ile anlaşmak için çaba gösterdi. Atabeg başta onunla mücadele etmekte kararlıydı, Berkyaruk’a yemin etmiş olmasına rağmen yanındakilere güvenemediği için, Muhammed Tapar ile anlaşma yapmaya karar verdi.

Böylece Muhammed Tapar, Melikşah’ı oğlu yerine koyacak ve Atabeg Emir Ayaz’a da dokunmayacaktı. Fakat ertesi gün Ayaz, Tapar’ın huzuruna çıkıp itaatini sunmak istediği sırada, Ayaz’ın gulamlarından birinin zırh giymiş olduğunu gören Tapar, suikastten şüphelendi ve hiçbir şeyden haberi olmayan Emir Ayaz’ı öldürttü. Ayrıca Melikşah’ın da gözlerine mil çektirdi. Böylece rakipsiz olarak tahta geçmiş oldu.

Muhammed Tapar’ın Saltanatı, Hastalığı ve Ölümü:

Muhammed Tapar, saltanatı sırasında Alparslan’ın torunu Böri Bars’ın oğlu olan Mengü Bars ile, Türkiye Selçukluları’ndan I. Kılıçarslan ile mücadele etti. Berkyaruk zamanında taht mücadeleleri nedeniyle fazla üzerinde durulamayan İsmaililik meselesiyle özellikle ilgilendi, hatta Alamut kalesini muhasara etti. İsmaililiğe karşı ciddi tedbirler aldı. İran coğrafyasındaki ilerlemelerini oldukça yavaşlattı.40

Yine, Haçlılar ile de mücadele eden Muhammed Tapar, 511 yılının Şaban ayında (Aralık 1117) rahatsızlandı. Hastalığı uzun süren Sultan’ın öldüğü yönünde dedikodular çıkmaya başlayınca, bu dedikodulara son vermek için, Kurban Bayramı’nda,  sarayda bir ziyafet verdi ve Oğuz geleneklerince toy sofrası ve sarayı yağmalattı. Fakat Sultanı’n durumu gittikçe kötüleşiyordu, yanına hacibinden başka kimse girip çıkamıyordu.

Ebu’l Ferec, İbn’ül Esir gibi ravilerden alınan bilgilere göre;

 Ölüm döşeğinde olduğunu anlayınca Muhammed Tapar, oğlu Mahmud’a ‘’Tâcı başına koyup tahta otur’’ dedi.

Oğlu ise, ‘’bugün güzel bir gün değildir’’ diye cevapladı.

Oğlunun bu cevabı üzerine Sultan Muhammed Tapar şöyle cevap verdi: “Benim için olmasa da senin için güzel bir gündür.”41

Böylece, oğlu Mahmud’u veliaht tayin ettikten bir süre sonra Sultan Muhammed Tapar vefat etti.

Sultan Sencer (1119-1157)

Sultan Sencer’in Saltanatı:

Sultan Sencer, kardeşi Berkyaruk tarafından, Horâsân’a Melik tayin edildikten sonra kırk yaşına kadar on dokuz fetih gerçekleştirdi.42 Kardeşi Muhammed’in vefatından sonra, Irak’ a gelen Sultan Sencer, kardeşinin oğlu Mahmud’u tahta oturmuş halde buldu. Emirleri, Mahmud’u amcasıyla savaşmaya teşvik ediyorlardı. Yapılan savaşta o amcasına mağlup oldu ve Isfahan’a geldi. Tekrar meşvereti toplayıp da fikir danıştığında, çoğu kişi yeniden savaşmayı tavsiye ediyordu. Fakat o sırada Surhak adında biri söz aldı ve şunları söyledi:

’Her ne kadar benim meşveret mertebem yok ise de bu hanedanın eski kullarındanım. (bende-i kadîm) Benim fikrime uygun olan, kılıç ve kefeninizle amcanızın huzuruna gitmenizdir’’43

Bu tavsiye oradakilerinin çoğunun aklına yattı ve onu dinlemeye karar verdiler. Sultan Sencer yeğenini bağışladı, çünkü, artık devletin ne kadar büyüdüğünü ve tek bir merkezden yönetimin ne denli zor olduğunu fark etmişti. Ayrıca yerine bırakacak bir oğlu da yoktu. Böylece yeğenine izzet-i ikramda bulundu ve hatta kızı Mah-Melek Hatun ile evlendirdi. Ardından yeni kurmuş olduğu Irak Selçuklu Devleti tahtına oturttu. (Kendisine tabi olması şartıyla. Erkek evladı olmadığı için onu kendine veliaht tayin etti.

Oğuz İsyanı, Sultan Sencer’in Esareti ve Ölümü:

Cihanı fetheden kılıç ve kaleleri zapt eden gürzün darbesiyle,

Cihan bana boyun eğdi, tıpkı bedenin akla itaat etmesi gibi.

Bir el sallayarak nice kaleleri fethettim,

Bir ayak darbesiyle nice orduları yendim.

(Fakat) ecel geldiği zaman, bunların hiçbiri fayda etmedi;

Beka, Allah’ın bekası, mülk de Allah’ın mülküdür.44

Saltanatı boyunca, çeşitli seferlere giden, taht kavgalarıyla, Hilafet Sarayı, Gurlular, Karahıtaylar  ve İsmaililer ile mücadele eden sultanı en çok da Oğuzlar yormuştu. Oğuz isyanı ve ardından gelen istila karşısında mağlup olan Sultan Sencer, Oğuzlar tarafından esir edilmişti. Geceleri demir bir kafese konan Sultan’ın esirliği üç yıl sürdü.45 Oğuz ümerası olmadan kimse Sultanın huzuruna giremiyor, ona bir söz söyleyemiyorlar ve onunla konuşup sohbet edemiyorlardı.46 Sultanın bu derece küçük düşürülmesine karşı, Harizmşah Atsız, Sîstan Meliki Taceddin Ebu’l Fazl Nasr bin Halef, Gur hükümdarı Alaeddin-i Cihansuz, Mazênderan hakimi Ebu’l Feth Rüstem ve eski,  Karahanlı hükümdarı II. Mahmud bin Muhammed Han aralarında yazışmalar gerçekleşmiş olsa da fiilen bir askeri harekata cesaret edemediler.  Aynı zamanda Sultan'ın hanımı Terken Hatun da asilerin elinde esir olduğundan  Sultan'ın elinden bir şey gelmiyordu. Terken Hatun vefat edince bir kurtuluş yolu düşündüler. 

En sonunda, Sultan’ın kendilerine büyük mülk ve nânpare vereceğini vaad ederek başındaki bekçileri kandırdılar. Onlar, avlanmak bahanesiyle oradan ayrılıp doğruca Ceyhun kenarına atlarını sürdüler ve daha önce satın almış bulundukları iki pâre gemiye bindirip oradan uzaklaştılar. Sultanın geri dönme vakti geldiği halde geri dönmediğini gören Oğuz ümerası atlanıp doğruca nehre doğru yol aldılar fakat oraya vardıklarında Sultan çoktan gitmişti.

Sultan Sencer kurtulduktan sonra Tirmiz Kalesi'ne gitti ve Sultan'ın esaretten kurtulduğunu duyanlar onu ziyaret ettiler. Sonrasında Sultan, vaziyet-i halin hoş olmadığını, hazineni, vilayetin ve raiyyetin harap olduğunu görünce çaresizlik içinde kaldı. Sultan bu düşüncelere daldığı sırada Kulunç47 hastalığına yakalandı ve 551 yılında (1157) Merv’de ‘’Dünya’dan Ukba’ya, sarây-ı firardan dâr-ı karâra karıştı.’’48

Biz canımızı yaradana teslim ettik ve gittik,

İnsanlardan rahmet aldık ve gittik.

Dünya’yı iki üç günlüğüne bize emanet ettiler,

Biz de başkalarına emanet ettik ve gittik.49

Sonuç

Genel olarak Büyük Selçuklu sultanlarının ölümlerini incelediğimizde, taht kavgaları, çeşitli iç ve dış tehditlere karşı verdikleri mücadelelere rağmen çoğunun eceliyle ve çeşitli hastalıklar sebebiyle öldüklerini görüyoruz. Selçuklu sultanlarının ölüm nedenlerini toparlamak gerekirse şunlar tekrar ifade edilebilir.

Tuğrul Bey, Ruafi denilen, sık sık ve durmaksızın nükseden burun kanaması hastalığı sebebiyle vefat etti. Sultan Alparslan Berzem Kalesi’nde, Kale kutvali Yusuf tarafından hançerlenerek yaralandı, birkaç gün içinde de hayatını kaybetti.  Melikşah’ın ölümü ise avdan döndükten sonra rahatsızlanmasına bakılarak, av sırasında kendisine zehirli et yedirildiği yönündeki iddialar sebebiyle suikast olarak adlandırılıyor. Mahmud’un, annesi Terken Hatun’un saltanat mücadelesine rağmen çiçek hastalığına yakalanıp saltanata ve dünyaya veda etmesi dikkat çekmektedir.

Berkyaruk ise, Terken ile mücadelesi sırasında esir edilmesi, daha sonra bıçaklanarak suikaste uğramasına rağmen, suikastle değil de eceliyle, verem ve basur hastalıklarından, dolayı ahir dünyaya göç etti.  Muhammed Tapar uzun süren bir hastalığa yakalandığında (adı kesin olarak kaynaklarda geçmemektedir), hakkında öldüğü yönünde çıkan iddiaları yok etmek için sarayda Oğuz geleneklerine göre bir toy dahi düzenlemiştir. Fakat bu çabasına rağmen ölümün yakasını bırakmayacağını anlayan Sultan, bir süre sonra tahtı oğluna bırakmak zorunda kalmıştı.

Sultan Sencer, Oğuz esaretinden kurtulduktan sonra, ülkesinin halini görünce harap oldu. Bir süre sonra kulunç hastalığına yakalandı. Oğuz isyanı sebebiyle ordu ve devlet düzeninin zarar görmesi, yerine geçecek bir oğlunun olmayışı, devletin yıkılışının ayak sesleri olarak adlandırılmaktadır.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Dipnotlar

*Bu makalenin hazırlanmasında, fikir ve kaynak bulmanın yanı sıra yazım sürecinde de daima bana yardımcı olan, kıymetli bilgi ve tavsiyeleri ile bana katkıda bulunan, talebesi olmaktan onur duyduğum kıymetli hocam Erkan Göksu'ya teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca bu makalenin hazırlık aşamasında değerli bilgilerini benimle paylaşan sevgili hocam Hakkı Uyar'a teşekkürü borç bilirim. Bu vesile ile, geçmişten bugüne kendilerini daima geliştirmiş olan, gelecekteki akademik hayatlarında da başarının kendilerinin yanında olacağına inandığım kıymetli hocalarıma tekrar teşekkürlerimi sunarım.

1Ordu beyi. Türk devletlerinde ordu kumandanı, Osmanlılar’da şehirlerin güvenliğini sağlayan görevli. (İslamAnsiklopedisi, TDV, İSAM, yıl: 2009, cilt: 37,  sayfa: 447-448)

2Muhammed bin Havendşah bin Mahmûd Mirhând, Ravzatu’s Safâ, Tercüme ve Notlar Erkan Göksu, s.86.

3Osman Turan, Selçuklular Tarihi Ve Türk-İslam Medeniyeti, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2009, s.140

4Reşîdü’d-dîn Fazlullah, Cami’ü’t-Tevârih, (Zikr- Tarih-i Al-i Selçuk), (Çevirenler: Erkan Göksu, H. Hüseyin Güneş), Bilge Kültür Sanat Yayınları, İstanbul 2010, s.75.

5Ebu’l Ferec s.215, Türkçe şarkılar söyleyerek raks ediyor, dizlerini yere vurup kalkıyor ve eğleniyorlardı’’

6Muhammed bin Havendşah bin Mahmud bin Mirhand, Ravzatu’s-Safa fi Siretü’l Enbiya ve’l Mülük ve’l Hulefa (tabaka-i Selçukiyye), Tercüme ve Notlar: Erkan Göksu, TTK, Ankara, 2015.s.87.

7Reşîdü’d-din Fazlullah, Câmi’üt Tevarih Zikr-i TarÎh-i Âl-i Selçûk, Tercüme ve Notlar, Erkan Göksu – H. Hüseyin Güneş,  s.76.

8 Bazı kaynaklarda, Alparslan'ı değil de kardeşi Süleyman'ı veliaht tayin ettiği yazsa da çoğu müellif, Alparslan'ın veliaht ilan edildiğini yazmaktadır.

9Reşîdü’d-din Fazlullah, Câmi’üt Tevarih Zikr-i TarÎh-i Âl-i Selçûk, Tercüme ve Notlar, Erkan Göksu – H. Hüseyin Güneş,  s.77.

10‘’ Ömrü yetmiş sene idi. Vezir Amidü’l mülk, Ebu Nasr el-Kündüri rivayet ediyor ve diyor ki, ‘’Sultanın hangi yılda doğduğunu kendisinden sordum. O da falan han Maveraünnehir’de huruç ettiği senede doğdum dedi. Ben vefatında hesap ettim. Tam yetmiş çıktı’’’ Erkan Göksu, age, s.77.

11‘’İbnü’l-Esîr(el-Kâmil fî’t-târîh, trc. A. Özaydın, İslâm Tarihi, İstanbul 1987, X, 78), Sultan Alp Arslan’ın askerlerinin sayısının 200.000 süvariden fazla olduğunu kaydeder.’’ Muharrem Kesik, Sultan Alp Arslan Nasıl Öldürüldü. Dergipark s.97.

12 Komutanı.

13Muharrem Kesik agm, s.98.

14 Muharrem Kesik, agm, s.98.

15‘’Bir şehir veya bölgenin emniyet ve asayişinden sorumlu askerî vali’’, TDV İslam Ansiklopedisi, cilt 39, 2010.

16Hizmetli. ‘’Halife ve sultanların yatak ve halılarını seren, çadırlarını kuran kişi; cami, medrese gibi vakıf eserlerinin temizlik işleriyle uğraşan görevli’’ İslam Ansiklopedisi,, cilt 12,  s. 408-409, 1995.

17Reşîdü’d-din Fazlullah, Câmi’üt Tevarih Zikr-i TarÎh-i Âl-i Selçûk, Tercüme ve Notlar, Erkan Göksu – H. Hüseyin Güneş s.86.

18Bu olay kaynaklarda şu şekilde anlatılmaktadır: Yusuf Sultan’a seslendiğinde Sultan Alparslan, elindeki ok ve yaya itimadı tam olduğundan, askerlerine onu bırakmalarını söylemişti. Ama işler Sultan Alparslan’ın istediği gibi gitmedi. Attığı ok kale kutvali Yusuf’a isabet etmedi. Kaynak: Reşîdü’d-din Fazlullah, Câmi’üt Tevarih Zikr-i TarÎh-i Âl-i Selçûk, Tercüme ve Notlar, Erkan Göksu – H. Hüseyin Güneş, s.85.

19 Ahmed bin Mahmud, I, s.113, Reşîdü’d-din Fazlullah, Câmi’üt Tevarih Zikr-i TarÎh-i Âl-i Selçûk, Tercüme ve Notlar, Erkan Göksu – H. Hüseyin Güneş, s.85.

20Sultan henüz bir çocuk olan oğlu Melikşah’ı onlara takdim edip: “İşte ben yaralarımın tesiriyle ölüyorum, oğlum sizin hükümdarınız olsun ve tahtıma otursun” dedi. Sultan bu sözleri söyledikten sonra hükümdarlık giysilerini çıkardı ve oğlu Melikşah’a giydirdi. Onun önünde eğildi ve onu gözyaşları içinde Allah’a ve ileri gelen emîrlerine emanet etti. Muharrem Kesik, Sultan Alp Arslan Nasıl Öldürüldü. Dergipark, s.99.

21 ‘’XIV. yüzyıla ait Anonim Selçuknâme’nin verdiği bilgiler21 İbnü’l-Esîr’in verdiği bilgiyle hemen hemen uyuşmakla birlikte farklılıklar da yer alır: “Sultan 464 (1071/1072) yılında Mâverâünnehr üzerine yürümek isteyerek Ceyhun Nehri’ni geçti, oraya indi. Birdenbire Tırmiz Kalesi’nin Kütvali Yusuf Hârezmî’yi huzuruna getirdiler. Sultan buna ok attı fakat tutturamadı. Sultan Alp Arslan, daha önce hiç ıskalamamıştı. Yusuf yayını hazırlayıncaya kadar ikinci bir oku daha atmak istediyse de Yusuf ondan evvel davranarak bir okla sultanı vurdu. Sultan o yaradan öldü. 30 Rebiülevvel 465(14 Aralık 1072). Saltanat oğlu Melikşah’a geçti”. Muharrem Kesik,Agm.

22 ‘’Ortaçağ’ın en güvenilir tarihçilerinden İbnü’l-Esîr (ö.1233) eserinde,19 Sultan Alp Arslan’ın Mâverâünnehir hükümdarı Şemsülmülk Tekin üzerine bir sefere çıkarak beraberinde 200.000 süvariden fazla asker olduğu halde Ceyhun nehrini bir köprü yaptırmak suretiyle yirmi küsur günde20 geçtiğini, 6 Rebiülevvel 465 (20 Kasım 1072) günü iki gulâmın refakatinde huzuruna getirilen Yusuf el-Hârezmî adında bir kale mustahfızı için dört kazık çakılarak el ve ayaklarının buna bağlanması emrini verdiğini ve bunun üzerine Yusuf’un sultana hakaret ettiği ve “Benim gibi bir adam böyle öldürülür mü?”dediği, sultanın bu sözlere çok kızarak adamlarına Yusuf’un serbest bırakılmasını emrettiği ve Yusuf’a bir ok atıp isabet ettiremediği hâlbuki o güne kadar attığı okun hedefini hiç şaşırmadığını ve bu durum üzerine Yusuf’un hemen sultanın üzerine saldırdığını, tahtında oturan sultanın ayağa kalkıp tahtan inmeye çalışırken ayağının sürçüp yüzükoyun düştüğünü, Yusuf’un ise bu durumdan istifade ile yanında bulunan bıçağı sultanın böğrüne sapladığını bu sırada ayakta duran Sa’düddevle’yi de birkaç yerinden yaraladığını, sultanın kalkıp bir çadıra girdiğini ve bu sırada hizmetçilerden birinin Yusuf’un başına bir topuzla vurarak onu öldürdüğünü ve Türklerin daha sonra Yusuf’u parçaladığını anlatır. ‘’ Muharrem kesik, Agm.

‘’XIV. yüzyıla ait Anonim Selçuknâme’nin verdiği bilgiler21 İbnü’l-Esîr’in verdiği bilgiyle hemen hemen uyuşmakla birlikte farklılıklar da yer alır...’’ Muharrem kesik, Agm.

23‘’XII. yüzyılın önemli tarihçilerinden İbnü’l-Cevzî’ye göre,17 Sultan Alp Arslan 465(1072/1073) yılı başında yaptırdığı bir köprüden Ceyhun Irmağı’nı geçip sefere çıktı. Yanında 200.000’den fazla atlı kuvveti vardı. Bu ordu Safer ayında (Ekim/Kasım 1072), Ceyhun Irmağı’nı geçtikten sonra sultanın askerleri 6 Rebîülevvel (20 Kasım 1072) günü Yusuf el-Hârezmî adında bir kale muhafızını getirdiler; bu adamın yanında onu kontrol altında tutan iki asker bulunuyordu. Sultan, kendisine yaklaştırılan Yusuf’un kötü işler yaptığını öğrenince, ona kötü sözler söyledi ve dört kazık çakılarak Yusuf’un bunlara bağlanmasını emretti. Bu emir üzerine Yusuf’un sultana : “Ey Kötü adam, benim gibi birisi böyle bir şekilde mi öldürülür?” demesi üzerine son derece sinirlenen sultan, ok ve yayını eline alarak Yusuf’u tutan iki askere onu çözmelerini emretti ve böylece serbest kalan Yusuf’a bir ok attı; fakat isabet ettiremedi. Bunun üzerine Yusuf, sultana doğru koştu ve bu sırada dîvanında oturan sultan ayağa kalkarken tökezleyip yüzüstü yere düştü. İşte tam bu sırada Yusuf, sultanın üzerine atılıp dizliğinde bulunan bıçakla sultana vurdu. Hemen orada bulunan askerler ona saldırıp öldürdüler. Sonra sultanın yarası bağlandı ve Ceyhun’a dönüldü; fakat sultan burada öldü.’’  Muharrem kesik, Agm.

24‘’ İbn’ül Cevzi/Sevim, s.52, İbnül Esir, X, 80-81, Sıbt/Sevim, s. 187.’’ Osman Gazi Özgüdenli, Selçuklular, Cilt 1, s. 163.

25 İbrahim Kafesoğlu, Sultan Melikşah Devrinde Büyük Selçuklu İmparatorluğu s.23.

26Reşîdü’d-din Fazlullah, Câmi’üt Tevarih Zikr-i TarÎh-i Âl-i Selçûk, Tercüme ve Notlar, Erkan Göksu – H. Hüseyin Güneş s.87.

27 Reşîdü’d-din Fazlullah, Câmi’üt Tevarih Zikr-i TarÎh-i Âl-i Selçûk, Tercüme ve Notlar, Erkan Göksu – H. Hüseyin Güneş, s.93.

28Muhammed bin Havendşah bin Mahmûd Mirhând, Ravzatu’s Safâ, Tercüme ve Notlar Erkan Göksu, s149.

29BatınÎler.

30Reşîdü’d-din Fazlullah, Câmi’üt Tevarih Zikr-i TarÎh-i Âl-i Selçûk, Tercüme ve Notlar, Erkan Göksu – H. Hüseyin Güneş, s.93.

31485 senesinin Şevval ayının üçünde. (6Kasım 1092)

32‘’Musafir b. Nasir el-Malatevi tarafından kaleme alınan Enisu’l-halve ve celisu’ssalve  isimli mecmu’a içerisinde Sultan Melikşah’a ait bir şiir olduğu kaydedilmiştir.’’ Osman Gazi Özgüdenli, Büyük Selçuklu Sultanlarına Ait Farsça Şiirler, Marmara Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Cilt 1, Sayı 2, 2014.

33Muhammed bin Havendşah bin Mahmûd Mirhând, Ravzatu’s Safâ, Tercüme ve Notlar Erkan Göksu, s153.

34Berkyaruk’u hükümdar ilan ettiler.

35Terken Hatun hazineden, babasının mirasından Berkyaruk’a beş yüz bin dinar altın vermesi karşılığnda anlaşmaya varıldı. Böylece Berkyaruk şehir kapısından kalkıp Hemedân’a gitti.

36’ İbn’ül Tirmiz onlara, Melik Mahmud şu anda çiçek hastalığına yakalanmış bulunuyor, kurtulacağa da benzemiyor. Görüyorum ki siz Tutuş’un hükümdar olmasını ve ülkeyi ele geçirmesini istemiyorsunuz.  O halde Berkiyaruk’un gözlerine mil çekmekte acele etmeyiniz. Eğer Mahmud ölürse, onu sultan yaparsınız. Eğer Mahmud hastalıktan kurtulursa, Berkiyaruk’un gözlerine mil çekmekte takdir yine sizindir,dedi.’’ [36] Reşîdü’d-din Fazlullah, Câmi’üt Tevarih Zikr-i TarÎh-i Âl-i Selçûk, Tercüme ve Notlar, Erkan Göksu – H. Hüseyin Güneş, dipnot. 250. s.99.

37Berkyaruk’un yanında 1.000 kişi varken, amcası Tutuş’un 50.000 kişilik bir ordusu vardı. Reşîdü’d-din Fazlullah, Câmi’üt Tevarih Zikr-i TarÎh-i Âl-i Selçûk, Tercüme ve Notlar, Erkan Göksu – H. Hüseyin Güneş, dipnot 248,  s99.

38 Reşîdü’d-din Fazlullah, Câmi’üt Tevarih Zikr-i TarÎh-i Âl-i Selçûk, Tercüme ve Notlar, Erkan Göksu – H. Hüseyin Güneş, s.101.

39Osman Gazi Özgüdenli, Selçuklular I, , s.217.

40Yine de İsmaililer oldukça aktif faaliyet göstermeye, Alamut çevresinde muhalefet olarak yayılmaya devam ettiler.

41Muhammed bin Havendşah bin Mahmûd Mirhând, Ravzatu’s Safâ, Tercüme ve Notlar Erkan Göksu, s.177.

42 Reşîdü’d-din Fazlullah, Câmi’üt Tevarih Zikr-i TarÎh-i Âl-i Selçûk, Tercüme ve Notlar, Erkan Göksu – H. Hüseyin Güneş, s114.

43 Reşîdü’d-din Fazlullah, Câmi’üt Tevarih Zikr-i TarÎh-i Âl-i Selçûk, Tercüme ve Notlar, Erkan Göksu – H. Hüseyin Güneş, s114.

44‘’Devletşah-i Semerkandi, Sultan Sencer’in bu şiiri vefatından kısa bir sure once soylediğini

kaydetmektedir’’, Osman Gazi Özgüdenli, Büyük Selçuklu Sultanlarına Ait Farsça Şiirler, Marmara Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Cilt 1, Sayı 2, 2014

45Osman Gazi Özgüdenli, Selçuklular I, s.284.

46 Reşîdü’d-din Fazlullah, Câmi’üt Tevarih Zikr-i TarÎh-i Âl-i Selçûk, Tercüme ve Notlar, Erkan Göksu – H. Hüseyin Güneş, s 126.

47 Selçuklular I, Osman gazi Özgüdenli, s.284.

48 Reşîdü’d-din Fazlullah, Câmi’üt Tevarih Zikr-i TarÎh-i Âl-i Selçûk, Tercüme ve Notlar, Erkan Göksu – H. Hüseyin Güneş, s. 127.

49Cong, Bodleian Library, (Oxford), Elliot 292, vr. 117a. Yazmanın tanıtımı icin bkz. Ed. Sachau-Hermann Ethe,

Catalogue of the Persian, Turkish, Hindustani, and Pushtu Manuscripts in the Bodleian Library, I, The Persian

Manuscripts, Continued, Completed and Edited by Hermann Ethe, Oxford 1889, s. 738-740, nr. 1212., aktaran, Osman Gazi Özgüdenli, Büyük Selçuklu Sultanlarına Ait Farsça Şiirler, Marmara Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Cilt 1, Sayı 2, 2014.

 

Kaynakçalar

İlgürel Mücteba, ''Subaşı'' İslamAnsiklopedisi, TDV, İSAM, cilt: 37, 2009.

Kafesoğlu İbrahim, Sultan Melikşah Devrinde Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Ötüken Yayınları, 2014.

Kesik Muharrem, Sultan Alp Arslan Nasıl Öldürüldü, Dergipark.

Mîrhând, Ravzatu’s-safâ (Tabaka-i Selçûkiyye), (Tercüme ve Notlar: Erkan Göksu), TTK Yay, Ankara 2015.

Özgüdenli Osman Gazi, Büyük Selçuklu Sultanlarına Ait Farsça Şiirler, Marmara Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Cilt 1, Sayı 2, 2014.

Özgüdenli Osman Gazi, Selçuklular, Cilt 1, İsam yayınları, 2013.

Reşîdü’d-dîn Fazlullah, Cami’ü’t-Tevârih, (Zikr- Tarih-i Al-i Selçuk), (Çevirenler: Erkan Göksu, H. Hüseyin Güneş), Bilge Kültür Sanat Yayınları, İstanbul 2010

Turan Osman, Selçuklular Tarihi Ve Türk-İslam Medeniyeti, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2009.

Yazıcı Tahsin, İpşirli Mehmet, ''Ferraş'', İslamAnsiklopedisi, TDV, İSAM, cilt:12, 1995.

 

 

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun