Celaleddin Karatay: İstila ve İhanet Asrında Devleti Savunan Adam

Celaleddin Karatay: İstila ve İhanet Asrında Devleti Savunan Adam

Tarih seyir içinde toplumlar her dönem kahramanlar çıkarmışlardır. Bu kahramanların Milleti daha da yükselten yeni ufuklara taşıyan büyük fetihlere imza atanları daha çok bilinir ve anılırlar. Bununla birlikte milletlerin içinden çıkan kahramanların belki de en çok anılmayı ve övgüyü hak edenleri yükselişe imza atanlardan ziyade milleti içinde bulunduğu felaketlerden krizlerden kurtarmayı başaranlar gelen felaketin vahametini azaltmaya muktedir olanlarıdır. İşte Türk milleti için Moğol istilası zamanında kendini gösteren Selçuklu devlet adamı Celâleddin Karatay’dır.

BEYAZ TARİH \ MAKALE

"Geldi Bağdat'ın kıyısına çöktü ağaç  Ağlasın gayri ağlıyanlar
Dehr'in dağıttığı Dar'a  Nice yangınlar çıktı suyunda
nice savaşlar  Küle döndü sokaklarında
güzeller, gül bakışlar
 
Yine de ümit var  Gün dönecek yine de  Gelecek saadet saati
Rahmet inecek izbelere Saklıyor gamını şimdi umutlu yabancı
Bağdat bir kocakarı  Geçmiş gençliğinin baharı
Kayıp zamanlarda ara artık işveli yari ve tacı."

Ebu Temmam dokuzuncu yüzyılda Bağdat’ta yaşanan iç karışıklıların ardından yazmıştı bu mısraları fakat Bağdat bu tarihten çok sonra daha büyük ve ağır sartılara maruz kalacaktı. Bunları en büyüğü kuşkusuz Moğol yıkımıydı. XIII. yüzyılda baş gösteren Moğol istilası Bağdat başta olmak üzere bütün İslam dünyasında bir yıkma yol açtı. Türkiye Selçukluları da 1243 Kösedağ yenilgisinden sonra Moğol tahakkümü altına girerek Anadolu’nun dirlik ve düzeni bozulmaya başlamıştı. İşte bu kargaşa ortamı içinde Selçuklu Devleti’nin düzenini korumaya çalışan sağduyunun timsali insanlar göze çarpmaktadır. Bunlar içinde en dikkat çekeni Selçuklu Devlet adamı Celâleddin Karatay’dır. 

Kökeni ve Hayatı

Türkiye Selçuklularının çöküş döneminde önemli işlere imza atan Celâleddin Karatay’ın doğum tarihi bilinmiyor. Selçuklu tarihinin önemli kaynaklarından İbn Bîbî Celâleddin'in Rum asıllı bir gulam[köle] olduğunu kaydeder. Devrin Süryani tarihçilerinden Ebü'I-Ferec Karatay hakkında Aaeddin Keykûbad'ın yetiştirmelerinden biri olduğunu ifade eder. Bunun bir yakıştırma olması daha makul ihtimal olarak gözüküyor. Karatay’ın Selçuklu hizmetine girmeden önce dini durumu hakkında çok fazla bilgiye sahip olmasak da onun Müslüman olmayan bir aileden geldiğini anlamak çok zor değildir. Zira o devir vesikalarında mühtedilerin (İslam’a dönenler)  baba adı daima "Abdullah” şeklinde değiştirilir. Karatay'a ait vakfiye ve kitabelerde adının her yerde Karatay b. Abdullah olarak zikredilmesi, onun Müslüman olmayan bir aileden geldiğine dair görüşleri desteklemektedir.

Bir Devlet Adamı Olarak Karatay

İbn Bîbî'ye göre Karatay, Keykûbad'ın tahta çıkışından ölümüne kadar sultanın hizmetinden ayrılmamıştır. Sultanın tahta çıktığı sıralarda onun orta yaşın üzerinde ve önemli bir mevkide bulunduğu açıkça anlaşılmaktadır. Çünkü Keykûbad'ın saltanatını tasdik ve tebrik maksadıyla halife tarafından gönderilen elçi Şehabeddin es-Sühreverdi'yi dönüşte Konya'dan uğurlayanların başına bizzat sultan tarafından Karatay tayin edilmişti. Alaeddin Keykûbad’ın saltanatı boyunca önemli yüksek memurluklarda bulunmuştu. Karatay'ın sonraki yıllarda devlet üstünde görülen ağırlığı ve tesirinin oluşmasında Keykûbad tarafından ona verilen mevkiin ve onun da sultanın mahremi olarak edindiği tecrübe ve bilgilerin büyük rolü olduğu kuşkusuz bir gerçektir. Keykûbad'ın ani ölümünden sonra yerine geçen oğlu II. Gıyaseddin Keyhusrev zayıf mizaçlı bir hükümdardı. Onun 1243'te Kösedağ'da Moğollara yenilmesi üzerine Celâleddin Karatay da bazı devlet adamlarıyla birlikte bir köşeye çekildi. Çünkü onlar sahip oldukları devlet tecrübesi ile yakalaşan Moğol tehlikesine karşı daha başka tedbirler önermekteydiler fakat tecrübesiz sultan ve genç komutanlar heyecanlarının ve acemiliklerinin esiri olarak ülkeyi tehlikeye sokmuşlardı. Kötü çoban sürüye kurt bulaştırır atasözünün tecellisi olarak büyük sultanın büyük bir ihtimam ile koruduğu ülkesi tecrübesiz yöneticilerin elinde Moğol tehlikesinin içine düşmüştü. Bu tecrübesiz kadro kendinden önceki tecrübeli devlet adamlarını da dinlemiyorlardı. Bununla birlikte kendi çıkar ve geleceklerini düşünen bazı devlet adamları yıllardır hizmet ettikleri Selçuklu Devletine ihanet ederek Moğol yöneticileri ile iş birliği yapmaya başlamışlardı. Bir taraftan ihanet bir taraftan acemilik neticesinde ülke felakete sürüklenmişti. İşlerin kötüye gitmesi üzerine Sahib Şemseddin Muhammed ve Mühezzebüddin Ali gibi devlet adamları tekrar iş başına getirildi; Celâleddin Karatay da Sultanın yanındaki eski önemli görevleri ile birlikte hazine-i hassa emirliğine yani hazinenin başına getirildi ve Sultan Keyhüsrev'in ölümüne kadar bu görevde kaldı. Sultanın ölümünden sonra üç oğlunun ayrı ayrı ve birlikte saltanat sürdükleri dönemde ise daha etkin bir rol oynamaya başlayacaktı.

Karatay’ı esas tarih sahnesine çıkaran ve önemli kılan dönem de kuşkusuz bu dönemdi. Zayıf ve ihtiraslı hükümdarların elinde iyice zayıflayan devlet bir de çıkar hesapları yaparak Moğollara yakınlaşan memurların ihaneti ile iyice sarsılmaya başladı. II. Gıyaseddin Keyhüsrev, Gürcü melikesinin kızından olan en küçük oğlu Alaeddin Keykûbad'ı veliaht tayin etmişti. Fakat ölümünden sonra Vezir Şemseddin Muhammed, Celâleddin Karatay, Has Oğuz, ve Fahreddin Ebu Bekir gibi devrin güçlü devlet adamlarının ortak kararı ile tahta büyük şehzade II. İzzeddin Keykavus çıkarıldı. Karatay da naib-i saltanat olarak göreve getirildi. Güyük Han'ın cülus merasimine katılmak üzere Moğolistan'a giden II Gıyaseddin Keyhusrev'in ortanca oğlu IV. Kı­lıcarslan ve taraftarlarının Sultan Keykavus ve veziri Şemseddin'in azillerine dair yarlık getirmeleri üzerine Celâleddin Karatay, IV. Kılıcarslan'ın elçisi sıfatıyla gelen Hotanlı Cemaleddin' in de katıldığı mecliste büyük kardeş dururken küçüğün sultan olmasının şeriata ve örfe uygun olmadığını, üç kardeşin birlikte tahta çıkarılmasının ve Kılıcarslan'la birlikte gelen 2000 Moğol süvarisinin geri gönderilmesinin gerektiğini söyledi. Nihayet onun nüfuz ve gayretleriyle yalnız kardeşler arasındaki ihtilaflar değil bunlara intisap ederek şahsi ihtiraslar peşinde koşan beyler de yatıştırıldı. Ancak bu sırada Keykavus ile Kılıcarslan arasında anlaşmazlık çıktı. Aralarındaki silahlı mücadelede Kılıcarslan mağlup oldu, fakat kardeşi onu affetti. Celâleddin Karatay, üç kardeşin birlikte saltanat sürmelerini temin ederek devletin parçalanmasını önledi. Bu kardeşlerin ortak saltanatı Türk devlet töresinde olan bir şey değildi. Celâleddin Karatay töreyi bir şekilde yorumlayarak fitneyi önlemek ve düzeni temin etmek amacıyla böyle bir uygulamayı icat etmişti. Onun büyük devlet adamlığı ve devlete yararı en çok bu uygulaması ile anılacaktır. Bununla da kalmayıp Celâleddin Karatay'ın, Keykavus'un cülusundan ortak hakimiyetin başladığı 647 (1249) yılına kadar yürüttüğü saltanat naibliğini bu dönemde sırf fitneyi önlemek amacı ile bırakarak atabeglik mevkiine geçtiği kaydedilmektedir. Ölümüne kadar kaldığı bu makamda kardeşler arasında geçimsizliğe meydan vermedi, devlet adamlarının onları menfaat ve ihtiraslarına vasıta kılmalarını önledi. Nitekim bu mevkide bulunduğu müddetçe kardeşlerin birlikte hüküm sürmeleri kabil olabilmiş ve ölümünden sonra tekrar dirlik ve düzen bozulmuştur.

karatay
Celaleddin Karatay'ın kendi yaptırdığı Karatay Medresesi'nde bulunan türbesi

Ölümü

Celâleddin Karatay, Moğol hükümdarı Mengü Han'ın huzuruna çıkmak üzere Moğolistan'a hareket eden Keykavus'u yolcu etmek için gittiği Kayseri'de vefat etti. Sivas'ta iken durumu öğrenen Keykavus memleketin başsız kaldığını görerek geri döndü. Kendi yerine ise küçük kardeşi Alaeddin Keykûbad'ı bazı devlet adamlarıyla birlikte gönderdi. Karatay ölümünün ardından medresesinin yanındaki türbede defnedildi. Celâleddin Karatay Moğol istilasının Anadolu’yu kasıp kavurduğu bir ortamda müdahale ve baskılarının en yoğun olduğu bir dönemde devlete sahip çıkan ülkede dirlik ve düzeni sağlamak için samimiyetle çalı­şan önemli bir devlet adamıydı. Karatay'ın dindarlığı hayır severliği, ahlaki meziyetleri ve güçlü bir devlet adamı olduğu tüm tarihi kaynakların açıkça ifade ettiği kuşkusuz bir gerçektir. İbn Bîbî, Karatay'ın ibadetle meşgul olduğunu, her türlü maddi zevkten sakındığını, Müslüman ve zimmi herkesin onun ihsan ve iyiliklerine nail olduğunu ifade eder. Menâkıbü'l- 'arîfin'de de Karatay’ın iyiliklerinden ve Mevlânâ'nın ona saygı duyduğundan söz edilir. Kaynaklar, Karatay'ın ülkenin her tarafında mescid, medrese, hankah ve kervansaray gibi hayır eserleri yaptırdığını belirtir. Ancak vakfiye ve kitabelerden tespit edilebilen eserleri, Türkiye- Suriye arasındaki yol üzerinde, Kayseri'nin Bünyan ilçesi yakınlarında bulunan Karatay Kervansarayı, Konya'daki Karatay Medresesi ve Antalya’daki Darüssuleha'dan ibarettir.

Moğol istilası ile sarsılan ve Moğollar karşısında boyun eğmek zorunda kalan Selçukluların son zamanlarında bozulan devlet mekanizması neticesinde tecrübesiz alt kademedeki devlet adamları birden yükselip yetki sahibi olmuşlardı. Zayıf mizaçlı hükümdarlar vezir ve emirlerin sözüne bakar olmuşlar bazı vezirlerde kendi çıkarlarını millet ve devletin çıkarlarının üstünde tutarak kendilerine gelecek vaat eden Moğollar için çalışmaya başlamıştı. İşte istila ve ihanetin Anadolu’yu kasıp kavurduğu bu çağda Celâleddin Karatay devleti savunmuş düzenin bozulmaması için var gücü ile mücadele etmiş bunda da önemli sonuçlar almıştır.  

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Yazar Hakkında
Kemal Ramazan HAYKIRAN

Kaynakçalar
Ahmed Eflâkî, Ariflerin Menkıbeleri, I-II, (çev. Tahsin Yazıcı), Remzi Kitabevi, İstanbul 1986.
Anonim, Selçuknâme (Tarih-i Âl-i Selçuk der Anadolu), (yay. Feridun Nafiz Uzluk), Ankara 1952.
BAYRAM Mikâil, “Baba İshak Hareketinin Gerçek Sebebi ve Ahi Evran ile İlgisi”, Diyanet İlmî Dergi, XVIII/2, (1979), s. 69-78.
Bayram Mikail, Ahi Evran ve Ahi Teşkilatının Kuruluşu, Konya 1991.
CAHEN Claude, Osmanlılardan Önce Anadolu, Tarih Vakfı Yurt Yay., İstanbul 2000. GORDLEVSKI Vladimir, Anadolu Selçuklu Devleti, (çev. Azer Yaran), Onur Yay., Ankara 1988.
Evhadüddin Hamid el-Kirmânî, Evhadüddin Hamid el- Kirmânî ve Menâkıb-Nâmesi, (haz. Mikâil Bayram), Konya 2008.
Gregory Abû’l- Farac (Bar Hebraeus), Abû’l- Farac Tarihi, I-II, (çev. Ömer Rıza Doğrul), TTK Yay., Ankara 1999.
İbn Bîbî, elEvâmirü’l-‘Alâ’iye fi’l- Umûri’l-‘Alâ’iye, I-II, (çev. Mürsel Öztürk), Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 1996.
İbnü’l- Esir, el- Kâmil fi’t- Tarih (İslâm Tarihi), XI, (haz. A. Ağırakça, A. Özaydın), İstanbul 1987.
Kerîmüddin Mahmud-ı Aksarayî, Müsameretü’l- Ahbâr, (çev. Mürsel Öztürk), Ankara 2000. Yazıcızâde Ali, Tevârih-i Âl-i Selçuk (Selçuklu Tarihi), (haz. Abdullah Bakır), İstanbul 2009. ALPTEKIN Coşkun, “Türkiye Selçukluları”, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, VIII, Çağ Yay., İstanbul 1989, s. 209-383.
 ÖNGÖREN Reşat, “Sühreverdiyye”, DİA, XXXVIII, İstanbul 2010, s. 42- 45. SEVİM Ali, Merçil Erdoğan, Selçuklu Devletleri Tarihi, Siyaset, Teşkilât ve Kültür, Ankara 1995. SÜMER Faruk, “Keykûbad I”, DİA, XXV, Ankara 2002, s. 358-359.
TANERİ Aydın, “Celâleddin Karatay”, DİA, VII, İstanbul 1993, s. 251-252. TEKİNDAĞ Şehabettin, “Medrese Dönemi”, Cumhuriyetin 50. Yılında İstanbul Üniversitesi, İstanbul 1973.
 TANERİ Aydın, “Müsâmeretü’l-Ahbâr’ın Türkiye Selçukluları Devlet Teşkilâtı Bakımından Değeri”, AÜ. DTCF Tarih Araştırmaları Dergisi, IV/6 (1968).
TANERİ Aydın, Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı, Menakibü’l-Arifîn’in Değerlendirilmesi, Bilge Yay., Konya 1977.
TURAN Osman, “Selçuklu Devri Vakfiyeleri I, Şemseddin Altun-Aba Vakfiyesi ve Hayatı”, Belleten, 42 (1947), s. 187-200.
TURAN Osman, “Selçuklu Devri Vakfiyeleri III, Celâleddin Karatay, Vakıfları ve Vakfiyeleri”, Belleten, XII/45 (1948), s.
TURAN Osman, Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar-Metin, Tercüme ve Araştırmalar, Ankara 1988
DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun