Selçuklu'nun Muhteris Emiri: Sadeddin Köpek

Selçuklu'nun Muhteris Emiri: Sadeddin Köpek

Türkiye Selçuklularının en ihtişamlı dönemi Sultan I. Alâeddin Keykubâd’ın ölümünden sonra II. Gıyaseddin Keyhüsrev Türkiye Selçuklu tahtına oturmuştu. Bu dönemden itibaren Türkiye Selçuklu Devleti artık duraklama dönemine girmeye başladı. II. Gıyaseddin Keyhüsrev, ilk iki yılını Emir Sadeddin Köpek’in tahakkümü altında geçirmişti. Köpek’in zekâsı ve hırsı karşısında etkisiz kalan Sultan, onun devlet yönetiminde kendi çıkarları doğrultusunda istediği gibi hareket ettiğini fark edemedi. Sadeddin Köpek, devletin önemli emirlerini öldürterek kendisi için daha rahat bir ortam hazırladı ve diğer taraftan da kendisini ispatlamak amacıyla Sümeysat (Samsat) Kalesi’ne sefer yaparak burayı ele geçirdi. Bu seferinin ardından da sultanlığa göz dikti. Bu amacı için de Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in oğlu olduğu iddia etse de amacına ulaşamadı. Köpek’in baskılarından kurtulmak isteyen Sultan, bir suikast neticesinde onu bertaraf etti. Köpek’in tahakküm yılları, Türkiye Selçuklu Devleti için sonun başlangıcı sayılabilir. II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde meydana gelen Hârezmlîler meselesi, Babaîler İsyanı ve nihayetinde 1243 yılında Moğollara mağlup olunan Kösedağ Savaşı ile devlet Moğollara tâbi hale geldi.

BEYAZ TARİH \ MAKALE

Sultan I. Alaeddin Keykubâd döneminde (1220-1237) en parlak dönemini yaşayan Türkiye Selçuklularında hem yeni fetihler ile ülke sınırları genişledi hem de halk refaha kavuşmuştu. Ancak bu iyi gidişat, I. Alaeddin Keykubâd’ın ölümü (ya da öldürülmesi) nedeniyle durdu. Sultan, ölümünden önce oğlu İzzeddin Kılıç Arslan’ı veliaht ilân ederek devletin önemli emirlerinden de bu konuda söz aldı. Fakat kendisinin ani ölümünden sonra bazı devlet adamları sultanın kararına uymayarak büyük oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev’i (1237-1246) tahta çıkardı.

Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev’i destekleyen emirler arasında bulunan Emir Sadeddin Köpek, Sultan’ın üzerinde güçlü bir nüfuz kurarak hükümdarlığının ilk yıllarında devleti tek başına yönetecek duruma ulaşacak ve hatta daha da ileri giderek sultan olabilmek adına kendisinin I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in oğlu olduğunu iddia edecektir. 

Emir Sadeddin Köpek Kimdir?

Sadeddin Köpek’in nerede ve hangi tarihte doğduğu hakkında mevcut kaynaklarda bilgi bulunmuyor. Asıl isminin Köpek b. Muhammed, Sadeddin’in ise lakabı olduğunu kendisinin inşa ettirdiği Zazadîn Hanı’ndaki kitabelerden öğrenmekteyiz. Köpek isminin yaygın olmamakla birlikte bu dönemde isim olarak kullanıldığı ve hakaret anlamı içermediği biliniyor. Zazadîn Hanı’ndaki iki kitabede de ismi, Köbek b. Muhammed (كوبك بن محمد) şeklinde geçmektedir. “Köbek” şeklinde yazılmasının nedeni, kitabelerin Arapça olmasından ve Arapça’da da “p” harfinin bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Yine aynı kitabelerden babasının adının Muhammed olduğu görülmektedir. İbn Bîbî, Köpek’in annesinin adını Şehnâz Hâtûn olarak verir ve yine onun Konya’nın saygın kişilerinden birinin kızı olduğunu belirtir. N. Kaymaz, Köpek’in 1239 İlkbahar başlarında öldürüldüğünü ve onun, I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in gayr-i meşru oğlu olduğu iddiasına atıfla, öldüğü sırada kırk beş yaşından fazla olmadığını ifade eder. N. Kaymaz’ın bu ifadesinden hareketle Köpek’in 1190-1200 yılları arasında doğmuş olabileceğini söyleyebiliriz. Sadeddin isminin halk arasında Zazadîn şeklinde kullanılmasından dolayı yaptırdığı hanın adı da Zazadîn Hanı olarak bilinmektedir. Bu hanı, 1236-37 yıllarında bugün Konya’ya 22 km. uzaklıkta, Aksaray-Konya karayolundan 5 km. içeride bulunan Tömek köyü yakınlarında kervansaray olarak inşa ettirmiştir.

Sadeddin Köpek’in kaynaklarda ilk olarak, Sultan I. Alaeddin Keykubâd döneminde tercüman olarak görev yaptığı bilgisi karışımıza çıkıyor. Köpek, Sultan I. Alaeddin döneminde Kayseri’ye gelen Mengücük Beyi Alaeddin Davud Şah’ın Türkiye Selçuklu Devleti’ne tâbi olması üzerine Davud Şah’a verilecek ahid-nâme’yi yazan kişidir (1225-26). Tercümanlık görevinden başka emir-i şikâr (av işleri ile uğraşan görevli) ve mimarlık yapmıştır. Sultan I. Alaeddin Keykubâd, Kayseri’de Ağırnas (Eğrinas)’da bir saray yapılması için Sadeddin Köpek’i görevlendirmiştir. Sarayın planını kendisi çizen Sultan, sonrasında nasıl bir saray istediğini Köpek’e anlatmıştır. Bu şekilde Beyşehir gölü yakınlarında 1226-1236 yılları arasında Kubâd-âbâd Sarayı olarak bilinen Seklçukluların ihtişamlı sarayı yaptırılır. Kubâd-âbâd Sarayı’nın mimarlığından sonra Köpek’i 1226 yılında Eyyûbîler’e karşı yapılan seferde görüyoruz. Köpek, sefer sırasında Harput civarında meydana gelen savaşta ordunun sol kanadının kumandanlığı yapmıştır.

Sultan’a yakın görevlerde yer alan Köpek, orduda kumandanlık yapmasından dolayı dönemin önemli emirleri arasında yer aldığı söyleyebiliriz. Ayrıca belirttiğimiz görevlerde bulunması için donanım ihtiyacını göz önüne alırsak küçük yaşlardan itibaren iyi eğitim almış olduğunu tahmin edebiliriz.

Sultan I. Alaeddin, vefatından kısa bir süre önce ortanca oğlu dokuz yaşındaki İzzeddin Kılıç Arslan’ı veliahdı ilan etti. Büyük oğlu on altı yaşındaki Gıyaseddin Keyhüsrev’e Erzincan’ın idaresini bıraktı. Bunun yanında küçük oğlu sekiz yaşındaki Rükneddin’i de Kuzey Suriye melikliğine aday gösterdi.

30 Mayıs 1237 Cumartesi günü Kayseri’de yapılan bir eğlence (bezm) sırasında yediği tavuktan dolayı fenalaşan Sultan bu olaydan bir gün sonra vefat etti (31 Mayıs 1237 Pazar) ve ölümünden iki gün sonra yani 2 Haziran 1237 Salı günü Konya’ya götürülerek burada defnedildi.

Alaeddin Keykubâd’ın ölümünün ardından yerine veliaht tayin ettiği oğlu İzzeddin Kılıç Arslan’ın sultan olması gerekiyordu. Ancak Sultan’ın ölüm haberini alan Gıyaseddin Keyhüsrev, vakit kaybetmeden devlet büyüklerine ve ileri gelen şahıslara haber göndererek, onları kendisine destek olmaya davet etti. İyi vaatler ve samimi dileklerle onların güvenini sağladı. Gıyaseddin Keyhüsrev’in çağrısına uyan Şemseddin Altun-aba, Tâceddin Pervane b. Şerefeddin, Cemâleddin Ferruh, Sadeddin Köpek ve Gürcüoğlu Zahîreddin gibi devletin önemli emirleri onun tarafında yer aldılar.

Bu emirlerin Gıyaseddin Keyhüsrev’in tarafına geçtikleri sırada, Emir Kemâleddin Kâmyâr, Hüsâmeddin Kamyerî, Hüsâmeddin Kayır Han ve diğer emirler, Sultan’ın durumundan habersiz bir şekilde meydanda gezintideydiler. Melik Gıyaseddin, yanına çektiği emirlerden sadakat, itaat ve bağlılık yemini aldı. Emirler, melikin saltanatına karşı gelecek ve engelleyecek bir durumda onu korumayı kararlaştırdılar. Ardından yeni Sultan’ı Keykubâdiye Sarayı’ndan alarak süratle Kayseri Sarayı’na getirdiler. Gıyaseddin Kayseri Sarayı’na gelince burada kendisine daha fazla taraftar topladı.

Hüsâmeddin Kayır Hân ve Hüsâmeddin Kamyerî bu oldubittiyi kabul etmeyerek merhum Sultan Alaeddin Keykubâd’ın vasiyetini yerine getirmek istiyordu. Fakat Emir Kemâleddin Kâmyâr’ın onları desteklememesi nedeniyle II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in eli daha güçlenmşl oldu. Bu üç emir başlangıçta Sultan’a biat etmemelerine rağmen, sonrasında çaresiz kalarak ona biat etmek zorunda kaldılar.

Köpek’in II. Gıyaseddin Keyhüsrev Üzerinde Tahakkümü ve Önemli Devlet Adamlarını Bertaraf Etmesi

Henüz 16 yaşındayken sultan olan II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in saltanatının ilk iki yılı adeta Sadeddin Köpek’in tahakkümü altında geçti. Hatta genç Sultan, Köpek’in sözünden dışarı çıkamıyordu. Kendisine başlangıçta biat etmeyen Kemâleddin Kâmyâr, Hüsâmeddin Kayır Han ve Hüsâmeddin Kamyerî gibi bazı emirlere de güvenmiyordu. Köpek, özellikle Sultan ile yalnız kaldığı sıralarda kendisine rakip olan emirler hakkında yalan ve iftiralarla onlara karşı önlem alması için telkinlerde bulunuyordu.

Sadeddin Köpek, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in üzerine baskı kurduktan sonra işlerini daha rahat bir ortamda yürütebilmek adına kendisine rakip olabilecek önemli Selçuklu emirlerini öldürterek, hapse attırarak ya da görevinden azledilmesini sağlayarak onları bertaraf etti. Bununla birlikte Köpek’in I. Alaeddin Keykubâd döneminde de iftira ve çeşitli ayak oyunları ile devlet adamlarının ölümlerine sebep olduğu görülmektedir. Kubad-âbâd müşrifi Kemal, Köpek’in iftirası sonucunda idam edilmiştir.

Köpek’in telkinleri sonucunda, ilk olarak Hârezm emirlerinden Hüsâmeddin Kayır Han tutuklandı. Köpek, aleyhinde hile ve yalanlara başvurduğu Kayır Han’ın isyan edeceği ve Sultan’a itaatten ayrılacağı söylentisini çıkardı. Sultan da Köpek’in yalanlarına kanarak Kayır Han’ın tutuklanmasını istedi. Tutuklanarak Kayseri’deki Zamantı (Pınarbaşı) Kalesi’ne götürülen Kayır Han burada bir süre hapis yatarak yakalandığı hastalık sonucunda vefat etti.

Köpek’in Kayır Han’dan sonraki kurbanı Şemseddin Altun-aba oldu. Atabeg Şemseddin Altun-aba, zaman zaman Köpek’in devlet görevinden uzaklaştırılması gerektiğini ifade etmekteydi. Altun-aba, Köpek tehlikesini fark etmesine rağmen Kemâleddin Kâmyar ona karşı çıkarak engel oluyordu. Diğer taraftan Altun-aba’nın Köpek hakkındaki sözleri de muhbirler aracılığı ile Köpek’e iletiliyordu. Bunun üzerine Köpek de Kayır Han’a yaptığı gibi bu kez de Şemseddin Altun-aba’ya hayali suçlar isnat ederek onu Sultan’a şikâyet etti. Köpek ve işbirlikçisi Tâceddin Pervâne saltanat dîvânına gelerek Altun-aba’yı tutukladı ve ardından öldürülmesi için adamlarına teslim etti. Altun-aba şehir dışına götürülerek burada öldürüldü.

Bu olaydan sonra vezir Şemseddin İsfahânî, Kemâleddin Kâmyâr’a, Sadeddin Köpek’e karşı tedbir alınması gerektiğini ve eğer engel olunmazsa başkalarının da zarar göreceğini söylese de Kâmyâr vezirin bu sözlerine aldırış etmedi. Zira Köpek’in gazabına uğramaktan korkuyordu. Sadeddin, iki önemli rakibini bertaraf ettikten sonra artık girerek daha tehlikeli hale geldi.

Köpek, Kayır Han ve Şemseddin Altun-aba’yı ortadan kaldırdıktan sonra bu kez de daha önce kendisi ile iş birliği yapan ve aynı zamanda sırdaşı olan Tâceddin Pervâne’yi bertaraf etmek için faaliyetlere girişti. Yine daha önceleri yaptığı gibi Sultan’ın huzurunda hem açıktan hem de gizli bir şekilde Tâceddin’e suçlar isnat etti. Tâceddin ise onun faaliyetlerine karşı herhangi bir tepki vermediği gibi pek aldırış da etmedi. Fakat Köpek’in faaliyetleri iyice artınca, Tâceddin iktası olduğu Ankara’ya giderek bir süre olsun Köpek’in baskılarından kurtulmuş oldu.

Tâceddin Pervâne, Köpek’in elinden kısa süreliğine kurtulmuştu. Sultan’dan aldığı fermanla İzzeddin Kılıç Arslan’ın annesi Melike-i Adiliyye’yi Ankara’ya gönderen Köpek, melikeyi orada yay kirişi ile boğdurarak öldürttü. Diğer taraftan Sultan'ın kardeşleri Melik İzzeddin Kılıç Arslan ve Melik Rükneddin’i Uluborlu (Borgulu)’ya götürüp buradaki kaleye hapsettirdi.

Köpek, melikleri Uluborlu Kalesi’ne götürüp gerekli tedbirleri aldıktan sonra Akşehir tarafına geçti. Muhbirleri, Tâceddin Pervâne’nin Harput melikinin çalgıcı ve şarkıcılarının arasından bir cariye ile ilişkiye girdiğini bildirdi. Bunu duyan Köpek, hemen o şehrin imamlarından ve kadılarından Tâceddin Pervâne’nin recm (taşlama) edilmesine yönelik fetva aldı. Köpek, aldığı bu fetvayı Sultan’a iletti ve Sultan da Tâceddin’in cezasını onayladı. Derhal harekete geçen Köpek, üç gün hatta daha kısa bir sürede Ankara’ya ulaştı. Tâceddin Pervane ile imamlardan ve âyânlardan meydana gelen büyükleri ve emirleri çağırdı. Onlara ferman hükmünü duyurdu ve hiç vakit kaybetmeden onu tutuklattı. Birkaç gün boyunca onun mallarına el koymakla uğraştı. Nihayetinde Tâceddin Pervane’yi Ankara meydanına götürdü. Burada onu göbeğine kadar toprağa gömdürdü. Sonrasında ayak takımına onu taşlamaları için emir verdi. Tâceddin’in orada ölmesinden sonra Köpek, onun bütün servetini müsadere edip hazineye alarak Sultan’a götürdü.

Köpek’in bir diğer kurbanı da Hüsâmeddin Kaymerî oldu. Sümeysat Kalesi’nin fethinden sonra ardından Hüsâmeddin Kaymerî’ye bir suç yükledi. Onu tutuklatarak Malatya’da hapsetti ve mallarına da Sultan adına el koydu. Konya’ya varınca dönemin en seçkin ve önemli devlet adamı olan Kemâleddin Kâmyâr’ı da Konya’ya yakınlarındaki Gavele Kalesi’ne hapsedip orada onu öldürttü.

Köpek’in Sümeysat (Samsat) Kalesi’ni Ele Geçirmesi

Sadeddin Köpek artan gücüyle yeni yerler almak, düşmanlarına gözdağı vermek ve en önemlisi iktidarını daha da kuvvetlendirmek adına birtakım faaliyetlere girişti. Bu bağlamda Selçuklu ordusu ile Suriye’ye (Şâm) doğru sefere çıktı. İlk olarak Eyyûbî hâkimiyetindeki Sümeysat (Samsat)’ı kuşattı. Bir süre devam eden kuşatmanın ardından bölgenin melikleri Köpek’e haber gönderip kendilerine eman verilmesi halinde kaleyi teslim edeceklerini bildirdiler. Bu talebi olumlu karşılayan Köpek kuşatmayı kaldırdı. Ayrıca halka hiçbir şekilde eziyet ve sıkıntı vermeyeceğine dair yazdığı yemin mektubunu kaleye gönderdi. Sümeysat melikleri, Köpek’in mektubunu alır almaz kaleyi boşalttılar. Selçuklu birlikleri, 14 Temmuz 1238 tarihinde kale kapısının burcuna bayrak diktiler. Burada hutbeyi Sultan’ın adına okuttular. Ayrıca bölgedeki diğer birkaç kaleyi de ele geçirdiler. Sefere çıkış amacına ulaşan Köpek’in gücü ve heybetinin daha da arttığını söyleyebiliriz.

Köpek’in Sultan Olma Çabaları: Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in Oğlu Olduğu İddiası

Yukarıda da belirttiğimiz üzere Köpek’in annesi Şehnaz Hâtûn, Konya’nın saygın kişilerinden birinin kızıydı. İbn Bîbî’nin ifadeleriyle Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev, Şehnaz Hâtûn’a âşık olmuş, onunla ilişkiye girmiştir. Köpek’in annesini babası Muhammed’in evine götürdükleri zaman annesi iki aylık hamile idi. Hileyle kendisini bakire göstermiş, babasını gelinin zifaf gecesi hamile kaldığını inandırmışlardır. Köpek, “7 ay sonra dünyaya geldim” diyerek Selçuklu soyundan olduğunu iddia etmeye başlamıştır. Diğer taraftan hile ve yalana başvurarak hükümdarlık alametlerinden olan Çetr'in siyah rengini maviye değiştirmesi için Sultan’ı da kandırmıştır. Bu olay üzerine dönemin Abbâsî Halifesi “Rûm [Selçuklu] sultanı, Abbâsoğulları’nın (bayrağının) alametinden utanarak, onların renginden olan çetrinin rengini değiştirdi” sözleriyle tepki göstermiş ve bu haber Konya’ya ulaşmıştır. Köpek, bu şekilde davranarak Selçuklu tahtına oturması halinde, kendisine karşı oluşabilecek tepkileri önlemek istemiştir.

Öldürülmesi ve Şahsiyeti

Köpek’in gücü, baskıları ve iktidar hırsı iyice artmasına rağmen Sultan ve devlet adamları bir tedbir almaktan aciz kaldı. Ancak nihayetinde Köpek’in iktidar hırsını fark eden Sultan onun baskılarından tamamen kurtulmak için bazı devlet adamlarını da yanına alarak onu ortadan kaldırmak istedi. Sultan, önce Sivas Subaşısı Candar Hüsâmeddin Karaca’yı Kayseri’ye çağırdı. Candar, Sultan’ın huzuruna çıkmadan önce Köpek’e misafir oldu ve amacının Sultan’ın hizmetine girmek olduğu belirtti. Böylece Köpek’in kendisine inanması ve güvenmesini sağladı. Güvenliğinden emin olan Köpek, o akşam Candar’ın şerefine bir eğlence meclisi düzenledi.

Ertesi sabah Köpek, her zaman yaptığı gibi Sultan’ın huzuruna çıkmak için Candar ile birlikte yola çıktı. Sultan’ın huzuruna önce Köpek, ardından da Candar girdi. Sonra dışarı çıkarak Candar ile birlikte yalnız görüşen Köpek’in ona olan güveni daha da arttı. Candar her gün özel toplantılarda Sultan’ın huzurunda görevli ve yardımcı biri gibi çalışmaya başladı. Sultan, onunla yalnız kaldığı zaman Köpek’in kötülüklerinden şikâyet ediyordu. Sonunda Köpek’i bir şekilde ortadan kaldırmak için şu planı yaptılar: Köpek, eğlence meclisine gelince Candar onunla şarap içecek, aradan bir süre geçince bir bahane ile dışarı çıkacak ve daha önce ayarladığı adamlarıyla onu bekleyecek. Köpek, dışarı çıkınca hep birlikte ona saldırıp onu öldüreceklerdi.

Planın uygulanması için kurulan eğlence meclisine gelen Köpek, Sultan’ın izniyle içeri alındı ve ardından da Sultan’ın planı uygulanmaya konuldu. Candar, kendisine sunulan kadehi yudumladıktan sonra dışarı çıktı. Adamlarıyla sofada oturarak Köpek’in gelmesini beklemeye başladı. Köpek, dışarı çıkınca Candar da saygısını göstermek için ayağa kalktı. Yanından geçince ona göstermeden sopayla arkasından kafasına vurmak istedi. Ancak isabet ettiremedi. Bunun üzerine Köpek geri dönerek elini Candar’ın boynuna attı. Hemen ardından Emir-i âlem Togan bir kılıç darbesiyle Köpek’i yaraladı. Yaralı halde kaçan Köpek, korkudan kendini Sultan’ın şaraphanesine attı. Burada Şarabsalar ve adamları tarafından yakalanarak öldürüldü. Tam olarak bilinmemekle birlikte muhtemelen Aralık 1238 tarihinde öldürülmüştür.

Köpek’in öldürülmesinden sonra Sultan, cesedini yüksek bir yere asmalarını emretti. Parçalanmış organlarını demir bir kafese doldurularak Kubad-âbâd Sarayı’nın kale burcuna asıldı. Bu esnada şu ilginç olay da yaşanmıştır: Köpek’in cesedini taşıyan asılı kafesi halk seyretmeye gelince ansızın kafes aşağıya düşerek bir kişinin ölümüne sebep oldu. Bu olay üzerine Sultan Gıyaseddin, “O alçağın kötü ruhu, öbür dünyadan da cisimler âlemine kötü etki yapıyor” diyerek tepkisini gösterdi.

Sadeddin Köpek’in şahsiyeti hakkında dönemin en önemli müellifi olan İbn Bîbî tarafından ilginç bilgiler verilmektedir. Müellif, Köpek’in adının geçtiği yerlerde “Allâh müstahakını versin” ve “mel‘un” gibi ifadeler kullanmıştır. Ayrıca Köpek’in “tabiatının kötü, kalbinin bozuk, yaratılışından uğursuz, nefsinin alçaklığından dolayı bozuk akla sahip, Zahhak huylu ve kaplan tabiatlı, ülkeyi ele geçirme ona hâkim olma tutkusunda olan” biri olduğunu belirtmektedir. İbn Bîbî, Köpek hakkında verdiği bu olumsuz bilgilerin yanı sıra onun şahsiyeti hakkında iyi ve güzel bilgiler de vermektedir. Köpek’in kalbinin bu kadar kötü olmasına ve devlet büyükleri ile saltanat ileri gelenlerine sert davranmasına rağmen, kendi adamlarına iyi davrandığını ve yöneticilikle liderlikte dünyanın bir tanesi ve zamanın seçkini olduğunu belirtmektedir. Müellifin kaydına göre, adalet dağıtma ve insafta bulunma sırasında yabancı ile akraba, yoksul ile zengin arasında fark gözetmeyen, mazluma yardım ve destek veren, zulmü bastırıp yok etmede gevşek davranmayı ve işi uzatmayı mahzurlu sayan biridir. Ayrıca cömert, yakın dostlarına ve harem mensuplarına karşı güleçti.

Sonuç

Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde iki yıl boyunca devlete tahakküm kuran Sadeddin Köpek, Sultan dâhil hiç kimseye aldırış etmeden istediği gibi hareket ederek kendisine rakip olabilecek önemli devlet adamlarını bertaraf etmiş ve sonrasında kendi iktidarını sağlamlaştırmak adına askerî sefer düzenleyerek başarılı olmuştur. Nihayetinde tahta göz dikmesinden dolayı Sultan’ın kendisine karşı cephe alması sonucunda tertiplenen bir suikast neticesinde öldürüldü. Ancak onun öldürülmesi ile devlet eski gücüne kavuşmamıştır. Zira özellikle Alaeddin Keykubâd döneminin önemli devlet adamlarını ortadan kaldırması Türkiye Selçuklu Devleti’ne büyük zarar vermişti. Köpek’in tahakküm dönemi, devletin yıkılışa giden sürecin başlangıcı olmuştur.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar ve resimlerle tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Kaynak gösterilmek suretiyle yapılan kısa alıntılar dışında içeriklerin tamamı kopyalanamaz ve çoğaltılamaz.
Kaynakçalar
Anonim Selçuknâme, Türkçe trc. ve not. Halil İbrahim Gök-Fahrettin Coşguner, Tarîh-i Âl-i Selçuk: Anonim Selçuknâme, Ankara 2014.
Arık, Feda Şamil, “Türkiye Selçuklularında Siyaseten Katl”, TTK Belleten, LXII/236, (1999), s. 43-93.
Çakmak, Mehmet Ali, “Anadolu Selçuklu Devleti Emirlerinden Sadeddin Köpek’in Siyasi Entrikaları”, 60. Yılında İlim ve Fikir Adamı: Prof. Dr. Kâzım Yaşar Kopraman’a Armağan, Ankara, 2003, s. 271-279.
Duran, Remzi, Selçuklu Devri Konya Yapı Kitâbeleri (İnşa ve Ta’mir), Ankara 2001.
Ersan, Mehmet, Türkiye Selçuklu Devletinin Dağılışı, İstanbul 2010.
Göksu, Erkan, Türkiye Selçuklularında Ordu, Ankara 2010.
İbn Bibi, el-Evamirü’l-Ala’iye fi’l-Umuri’l-Ala’iye: Selçuk-name, I-II, Türkçe trc. Mürsel Öztürk, Ankara 1996.
Kaymak, Suat, Türkiye Selçukluları ve Erken Beylikler Epigrafisine Giriş (1065-1350): Bir Bibliyografya Denemesi, İstanbul 2013.
Kaymaz, Nejat, Anadolu Selçuklu Sultanlarından II. Giyâsü’d-dîn Keyhüsrev ve Devri, Ankara 2009.
Kaymaz, Nejat, Anadolu Selçuklularının İnhitatında İdare Mekanizmasının Rolü, Ankara 2011.
Kesik, Muharrem, “Sâdeddin Köpek”, DİA, XXXV, s. 392-393.
Koca, Salim, “Sultan I. Alâeddin Keykubâd’dan Sonra Türkiye Selçuklu Devleti İdaresinde Ortaya Çıkan Otorite Zâfiyeti ve Emîr Sadeddin Köpek’in Selçuklu Saltanatını Ele Geçirme Teşebbüsü”, Gazi Türkiyat Türklük Bilimi Araştırmaları Dergisi, 7, (2010), s. 65-98.
Merçil, Erdoğan, Selçuklular’da Saraylar ve Saray Teşkilâtı, İstanbul 2011.
Müneccimbaşı Ahmed b. Lütfullah, Câmiu’d-düvel: Selçuklular Tarihi II Anadolu Selçukluları ve Beylikleri, haz. Ali Öngül, İstanbul 2016.
Sevim, Ali, “Keyhüsrev II”, DİA, XXV, s. 349-350.
Simon de Saint Quentin, Bir Keşişin Anılarında Tatarlar ve Anadolu: 1245-1248, Türkçe trc. Erendiz Özbayoğlu, Antalya 2006.
Turan, Osman, “Saded-Din Köpek”, İA, X, s. 32-35.
Turan, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 201010.
Uyumaz, Emine, Sultan I. Alâeddîn Keykubad Devri Türkiye Selçuklu Devleri Siyasî Tarihi (1220-1237), Ankara 2003.
Yazıcızâde Ali, Tevârîh-i Âl-i Selçuk [Oğuznâme-Selçuklu Tarihi], haz. Abdullah Bakır, İstanbul 20172.
DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun